14 Ağustos 2011 Pazar

Sufinin Yolu - İDRİS ŞAH



"Tasavvuf okumak, İdris Şah okumak ve daha nice nice kıymetli kalemleri okumak hayata bakışımızı değiştirecek. Okumak lazım. Çok. Daha çok. Ne de olsa insanın işi öğrenmektir. Öğrenmek ve bir de muhabbettir."

Bu satırlarla birlikte karar verdim Sufinin Yolu'nu okumaya. Elif Şafak'ın 6 Aralık 2009 tarihli yazısı yönlendirdi beni bu kitabı almaya. (Okumak isteyenler için: tık) Ulaşmam da maceralı oldu kitaba. Uzunca bir süre kitabı aradım durdum. Bulunduğum şehirdeki hiçbir kitapçıda Sufinin Yolu yoktu. "Baskısı bitti" dediler, "İstanbul'da bile yok!" dediler. Sinirlendim, sabırsızlandım. Umudum yavaş yavaş azalmaya başladı. Ama geçtiğimiz Haziran ayında ulaştım kitabıma. 3. baskısı yapılmıştı Sufinin Yolu'nun. Hırçın ve sabırsız tabiatıma bir ders vermek istemişti belki de kitap. Muhtemelen bu bir işaret olmalıydı. Sabrın sonunun selamet olduğunun bir işareti...

Sufinin Yolu, tasavvufa giriş denebilecek bir kitap fikrimce. Tasavvuf ve sufilik üzerine düşünceler, tarihi süreçte bu öğretilerin karşımıza çıkardıkları, Mevlânâ'dan Gazali'ye klasik tasavvuf yazarları ve metinleri, tarikatlar ve yapıları, tefekkür konuları, tasavvufi hikâyeler, meseller, şiirler, soru ve cevaplardan oluşan Sufinin Yolu bir başlangıç vesilesi insana. Kitap su üstündeki tasavvuf yerine, daha derin bir yapıyı ele alıyor, okuyucuya dertlerini unutması için yollar öğretmiyor, tasavvufun apayrı ve kendine has olan yapısının önemli kısımlarını bir bir gösteriyor.

Bana Sufi düşüncesi hakkında en çok dikkat çekici gelen kısım, çoğu modern denilen düşünce tarzına nazaran Sufilik'in kişinin dertlerine derman olmayı amaçlamaması. Yani tasavvuf yoluna girecek olan kişinin, kendini düşünmemesi. Tasavvufu araçlıktan çıkaran, amaç haline sokmaması. Kitap boyu dikkat çekildiği gibi, asıl amacın "hakikat" olması. Ama külli insan aklının vardığı hakikat kastedilmiyor burada, en gerçek hakikatten, Sufilerin hakikatinden bahsediliyor. Aynı zamanda kalıplara takılmanın, hakikate ulaşmamızı engellediğini, bu yüzden şekilciliğin ancak insana zarar verdiğinden bahsediliyor. Belki de şu ana kadar anlattıklarımı Ömer Hayyam'ın ve Mevlânâ'nın kelamıyla özetlemek en doğrusu olacak...

"Manastırda, havrada, medresede, hücrede,
Kimi cehennemden korkar, kimi cennet peşinde.
Ama Tanrı sırlarından haberdar olan kişi
Buna benzer tohumlar ekmemiştir kalbine."

Ömer Hayyam

"Bir kişi, sevgilinin kapısını çaldı. Bir ses sordu. "Kim o?"
Cevap verdi: "Ben!"
İçerdeki ses "Burada sana ve bana yer yok" dedi ve kapı kapandı. Bir süre yalnızlık ve hasretten sonra aynı adam yeniden sevgilinin kapısına geldi. Kapıyı vurdu.
İçerden bir ses ""Kim o?" diye sordu.
Adam cevap verdi. "Sen!"
Kapı açıldı."

Mevlânâ Celaleddin-i Rumî

İdris Şah'ın üzerinde en çok durduğu konulardan biri de tasavvufun bir ulaşılmazlık olgusu halinden çıkıp insan hayatına yerleşmesinin gerekliliği. "Öğretici Hikayeler" bölümünde anlatılan öyküler de ufak ufak da olsa günlük hayatımıza tasavvufi düşüncenin nasıl geçirileceğini gösteriyor. Tasavvufi düşünce deyimi de doğru değil aslında. Tasavvuf aslında hayat demek. Bunu öğreniyoruz kitaptan. Tasavvuf ne istediğin sözleri kırpmak satırlar arasından, ne de istediğin zaman istediğin fikirleri hayata geçirmek. Tasavvuf canlı bir mekanizma, bizimle beraber nefes alıp veren. Tasavvuf aynı çerçevede bir böbürlenme vesilesi de değildir asla, kitap boyu hep bahsediliyor bundan. Tasavvuf asla bir kibir aracı olmamalı bu açıdan. Kibrin hiçbir şekilde Sufilerin gönlünde yeri yok. Hakim Cami'nin satırları bu konuyu en güzel şekilde aydınlatıyor...

"Kibirsizim diye böbürlenme, çünkü kibir, karanlık gecede kara taşın üstündeki karıncanın ayağından bile zor görülür. Ve onu içinden atmanın kolay olduğunu sanma, çünkü dağı iğneyle sökmek daha kolaydır."

Hakim Cami

Kitabın orijinal kapağı
Kitap okurken zaman zaman insanın paniğe kapıldığı da oluyor. Özellikle daha önce tasavvufla ilgili herhangi bir ön hazırlığınız yoksa. Ama kitapta İdris Şah bize her okuyucunun farklı seviyelerde olmasının doğal olduğunu ve tasavvufi yazılarında buna uygun yazıldığını söylüyor. Hikâyelerin farklı farklı katmanlardan oluştuğunu, her okuyucunun alabildiği aldığını ve bu sürecin onu daha üst kademedeki anlamlara çıkaracağını belirtiyor. Salih Kazvini'nin mürşitlerini öğrettiği söz de bu umutsuzluğun yersiz olduğunu gösteriyor: "Kapıyı sürekli çalarsan, sonunda sana açılacaktır."

Sufinin Yolu'nun en önemli özelliklerinden biri de kapsamlı bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkması. Her tür bilgi, söz ve diğer tüm materyaller kaynak belirterek gösterilmiş. Bu açıdan, alanının en önemli kitaplarından biri olduğu ortada. İdris Şah, okuyucuyu önemsiyor ve onu aşağı görmüyor, ciddiyetle yaklaşıyor.

Herkesin kendi kalbince yararlanacağı bir kitap Sufinin Yolu. Bu bakımdan içeriği hakkında fazla ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü, bu kitabın okuması her okuyucuya özel ve biricik olacaktır. Ama şunu da belirtmek isterim ki, bu kitap okuyan herkesin ruhunda yepyeni bahçeler yeşertecek. Tasavvuf yolunda, sufilik yolunda bir sonraki adımı nasıl atacağına yardımcı olacak her okuyucu için. Tüm bunlardan ötürü, Sufinin Yolu'nu çok önemsiyorum.

İdris Şah
Yeri gelmişken kitabın yazarı İdris Şah'tan bahsetmemek olmaz. İdris Şah, 1924 yılında Afganistan'da doğan bir yazar ve filozof. Geleneksel doğu öğretileri üzerinde uzmanlaşmış ve bunu Batı'ya en iyi şekilde aktarmış. Yazdığı kitaplar 16 dile çevrilmiş ve ona 20. yüzyılın en çok satan Sufi yazarı unvanı kazandırmış. Klasik öğretilerin nasıl da modern yaşamın içinde her an karşımızda olduğunu en iyi gösteren yazarlardan biri olması da en önemli özelliklerinden. İdris Şah, 1996 yılında Londra'da hayatını kaybetmiş. Kurgu, inceleme, çocuk edebiyatı ve daha birçok alanda da kitapları bulunmakta.

Benim ve okuyan tüm insanların yüreklerine tasavvuf özlemi koyduğu için İdris Şah'a, bu değerli eseri Türkçe'ye kazandırdığı için Nurullah Yakut'a, kitabı bizlere ulaştıran Doğan Kitap'a, Sufinin Yolu'nu okumama vesile olan sevgili Elif Şafak'a şükranlarımı sunarım.

Lafı Şirazlı Sadi'nin Gülistan adlı eserindeki kıymetli duasıyla bitirelim:

"Bana benim için değerli olanı değil,
Senin için değerli olanı nasip et."

Kubilay

7 yorum:

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Yazar ve kitap hakkında aydınlatıcı bilgiler için teşekkürler...Benim için şu aralar biraz ağır gelebilir ama belli ki başucu kitap niteliğinde.
Kitaba sahip oluşun ilginç olmuş,doğru belki de işaretti,sabrın sonu , selamettir:)

Kontrast dedi ki...

Evet Sufinin Yolu katmanlı bir inceleme. Geri dönüp tekrar okunası bir yapısı var. Başucu kitabı benzetmen yerinde olmuş.

Neşeyle kal!

özlem dedi ki...

Mutlaka okunmalı bence de, merak ettim okuyacağım sağol Kubilay...

Kontrast dedi ki...

Ben teşekkür ederim :)

Dürr-i Yekta dedi ki...

merak ettim bu kitabıda, bu arada sıkı bir elif şafak okurusunuz sanırım,

Kontrast dedi ki...

Bu bir iltifat benim için. Evet öyleyim! Benim için Elif Şafak'ın yeri bambaşkadır, biriciktir.

Bilal ALBAYRAK dedi ki...

220 nci sayfada sheakspeer hakkinda bisey var mi gercekten?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...