5 Ağustos 2011 Cuma

İskender - ELİF ŞAFAK


"Özlemişim!" Böyle dedim İskender'i elime alır almaz. Uzunca bir beklemenin ardından kavuştum Elif Şafak'ın yeni romanına. Aşk'tan sonra (2009) neredeyse iki yıl geçmiş olduğundan, İskender'e büyük beklentilerle başladım. "Özlemişim!"le başlayan macera "Hayran kaldım!"la indirdi perdelerini sonunda. İskender, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.


Belirtilen tarihten daha erken basılması, kitapçılara dağıtımdan önce 165.000 sipariş alması, 200.000 ilk baskı yapması, medyanın alışılageldik -ve de aslında pek hoşlanmadığım- deyimiyle "sansasyonel" kapağı, yine anlamadan dinlemeden eleştiriler, okumadan ahkâm kesmeler, ön yargılar... Tüm bunları bir kenara koyup, yalnızca kitaptan bahsedeceğim ben. Aslında olması gereken gibi.

İskender, Elif Şafak külliyatında Bit Palas, Araf, Baba ve Piç, Aşk kitaplarının tarzına sahip. Onlar gibi bol olaylı ve bol karakterli. Karşımızda her kitabında biraz daha ustalaşan Elif Şafak duruyor. İskender sağlam temeliyle Çağdaş Türk Edebiyatı'ndan kendine sağlam bir yer edineceği de kuşkusuz. Ustaca kurgu kitap boyu heyecanın doruk noktasında seyretmesini sağlıyor. Elif Şafak'ın daha öncede kullandığı çembersel roman anlayışı da İskender'in hamurunda var. Yine bazı bölümler, beklenmeyen zamanlarda karşımıza çıkıyor. Tüm Elif Şafak kitaplarını okumuş biri olarak âcizane fikrim şu: Elif Şafak'ın çembersel roman anlayışı -bu adlandırmayı da ben yaptım- diğer kitaplarında kullanıldığından ötürü eskiyecek ve sıradanlaşacakmış gibi gelse de dışarıdan, Elif Şafak bu tarzı her romanında bambaşka kullanıyor. İskender'i anlatım tarzı bu şekilde nevi şahsına münhasır oluyor haliyle.

Elif Şafak okuyanların bildiği üzere, her romanı birbirleriyle görünmez köprüler kurmuştur aslında. Bir karakter başka birini anımsatır size bazen. Bir mekân başka bir mekânı. İskender'in teyzesi Cemile'nin ebeliği, kitabın başındaki doğum sahnesi, Cemile'nin envai çeşit malzemeden yaptığı ilaçlar, iksirler bu anlamda Şehrin Aynaları'ndaki Yaşlı'yla örtüşüyor. Cemile kitaptaki en beğendiğim kadın karakter. Bir "erkek" romanı gibi görünse de İskender, Elif Şafak Cemile'yle birlikte geçmişten gördüğümüz güçlü kadın karakter yaratımını gözler önüne seriyor. Romanın kilit noktalarından birini Cemile'nin eline vermesiyse yarattığı karaktere beslediği güveni gösteriyor fikrimce.

İskender, karakter karakter bölümleriyle artık benim için iyi romanın bir özelliği haline gelen olaylara farklı bakış açılarından bakmayı sağlıyor. Zengin ve derin karakterlere sahip İskender, bu özelliği had safhada yaşatıyor okuyucularına. Okuyanlar farkına varacaktır, kitabın bazı yerlerde bizi ters köşeye yatırması da bu farklı bakış açılarından kaynaklanıyor.

Kitap farklı farklı eksenlerde ilerliyor. Bir yandan cinayete adım adım götürürken kurgu, bir yandan İskender'in Shrewsbury Hapishanesi'nde yazdığı mektupları okuyoruz.Arada bir geçmişe dönen karakterlerimiz de var. Başlarda ana hikâyeden bağımsız görünse de Yunus'un ve Roksana'nın öyküleri örneğin ileriki sayfalarda romana sıkıca sarılıyor adeta. Bu da İskender'in bir başka yönü. Elif Şafak'ın yargılamak değil de anlamak üzerinden bakış açısı sayesinde karakterlerin bu duruma nasıl geldiklerini görüyoruz, her satırda onlar hakkında ipuçları yakalıyoruz. Pembe'nin ya da Âdem'in veya kitaba adını veren İskender'in yaptıkları her şeyin bir nedeni olduğunu görüyoruz, haklı ya da haksız. Bu olgu, romana sıkı sıkıya bağlanmamızı ve karakterlerle özdeşleşmemizi sağlıyor.

Yunus'un komün hayat maceraları, saflığı ve temizliği; Tobiko'nun sert kabuğunun altındaki sırça yüreği; Pembe'nin muhabbete ve sevgiye açlığı; Cemile'nin anaç ama narin ruhu; İskender'in karmakarışık ruh halleri, Esma'nın erkek olmayı isteyişi ve ağabeyine karşı derin öfkesi; Roksana'nın hayata göğüs germek için oluşturduğu sahte neşesi; Âdem'in babası gibi olmamak istemesi, yaptığı hatalar, ve onlarca pişmanlığı; Elias'ın sevecen ve aşk dolu kalbi...  Her biri kendilerine has apayrı karakterler ve okuyucuya harika bir zihinsel şölen sunuyorlar. Onlar sayesinde romanın akımına kendinizi kaptırmamak mümkün değil.

Fırat Nehri yakınlarındaki bir köyden romanı başlatan Elif Şafak, doğudaki kadınların hikayesine sessiz kalmıyor. Namus üzerine İskender'in amcası Tarık'ın düşündükleri hepimize oradaki erkeklerin bakış açısını olanca acımasızlığıyla yansıtıyor. Annesi'nin Pembe'ye namus üzerine dedikleriyse insanın içini acıtacak cinsten. Pembe ve Cemile'nin ablası Hediye'nin sevdiğine kaçması, baba evine geri dönüşü ve yaşadığı trajedi bu ülkedeki birçok kişinin farkında olmadığı keskin bir gerçeği gösteriyor bizlere. Kürtçe, Türkçe ve İngilizce arasında sıkışan karakterlerin yaşadıklarıysa kitabın önemli ayrıntılarından.

İskender'de ele alınan önemli temalardan biri de kız çocuklarına erkeklerle eşit davranılmasının kaçınılmaz gerekliliği. İskender'i katil olmaya sürükleyen yolda, Pembe'nin davranışlarına da dikkat çekmiş durumda Elif Şafak. İskender'in annesine ilk güveninin sarsıldığı sünnet olayı, İskender'e isim verilmesinde annesinin verdiği karar, Pembe'nin oğluna sultanım diye hitap etmesi, mahalledeki çocuklarla kavga eden İskender'in suçunu örtbas etmesi gibi noktalar roman boyu bu önemli olguyu gösteriyor bizlere.Aynı çatı altında büyümüş ama bambaşka ufuklara yelken açan kardeşler, babasını sevebilmek için onu Ayık Olan&Sarhoş Olan diye ikiye ayıran Âdem romanın gerçekçiliğini artıran diğer unsurlar.

Romana sonradan dâhil olan en önemli karakterlerden diyebileceğimiz birinden de bahsetmeden olmaz: Zişan. İskender'i tasavvuf düşüncesiyle tanıştırması ve onun öfke batağına saplanan ruhuna yardımcı olması açısından Zişan romanda apayrı bir yere sahip. Söylediği elmas ederindeki sözler de mutlaka okunmalı. Zişan, Elif Şafak'ın Pinhan ve Aşk'ta kullandığı tasavvuf etkisini sürdürüyor İskender'de. Renkli ve özel bir kişilik Zişan... İskender'le yaşadığı diyaloglarda bilhassa ilgi çekici.

Sürprizlerle dolu bir roman İskender. Ufak ayrıntılara kazandırılan süreklilik beni çok etkiledi. Okuyanlar karşılacaklardır, ufak ve önemsiz bir nesnesinin ya da silik bir kişinin, bir kelimenin ya da cümlenin beklemediğimiz yerlerde tekrar karşımıza çıkması. Uzunca bir süre tahmin edilebilir düzeyde olsa da, sonlara doğru Yunus ve İskender'in konuşmasından sonra roman bambaşka bir yola sapıyor. Bu da romanın bir başka ve büyük sürprizi oluyor okuyucuya.

İskender, tabii ki de İskender'in en hayret verici karakteri. Elif Şafak, bir katili öyle ustaca anlatıyor ki bizlere, eşine zor rastlanır cinsten. Hapishaneden yazılan mektuplar, İskender'in çocukluk ve ilk gençliğinde yaşadığı ve gelecekte kilit unsur olacak olaylar İskender'i İskender yapan bölümler. Hem erkek olması açısından, hem de katil, Elif Şafak zoru başarıyor ve İskender'i hakkıyla satırlara yansıtıyor. Âdem'in, yani İskender'in babasının kırılgan ve şaşkın karakteri; Yunus'un çocuk ruhu ve safi muhabbet dolu karakteriyse İskender'e başarılı erkek karakterler kazandırıyor.

Elif Şafak bu sefer mekân olarak Fırat Nehri yakınlarında bir köyü, İstanbul'u, Londra'yı ve Abu Dabi'yi kullanıyor.  Londra betimlemeleri kitabın öne çıkanlarından. Göçmenlik ve aidiyet duygusu, hasret, umutsuzluk şehirlerle birlikte iç içe işleniyor İskender'de. Irkçılık ve ırkçı saldırılar ise romanın altı çizilmesi gereken konularından bir diğeri. Gördüğümüz bir diğer manzaraysa, nesil farkı. Toprak ailesinin kuşaklar arasındaki nesil farkının yarattığı uçurumlar İskender'de ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.

Anlatabildiklerimin dışında karakterlerle, bahsettiklerimden başka olaylar da  İskender'in dolu dolu hikâyesinde sizi bekliyor. Üsluba gelecek olursak Elif Şafak'ın "akide şekeri" kıvamındaki satırları, kelimelerle oynadığı eğlenceli oyunlar, ustaca ifadeler İskender'i basamak basamak yukarıya çıkarıyor. Betimlemeler de İskender'de ağırlıklı olarak ruhsal, ama oldukça keyifli fiziksel ve mekânsal betimlemeleri de unutmamak gerek.

En başta söylediğimi tekrar söyleyeyim, İskender hiçbir açıdan beni hayal kırıklığına uğratmadı. Sizi de uğratmayacağından hiç şüphem yok. Kitabın en beğendiğim satırlarını da sizinle paylaşmak istiyorum:

  • Anneler ölünce hemen cennete gitmezler. Yeryüzünde biraz daha kalıp çocuklarına göz kulak olabilmek için Tanrı'dan özel izin alırlar. Fani ömürlerinde evlatlarıyla aralarında her ne geçmiş olursa olsun.
  • Feci baba insanın boğazına takılı kılçık gibidir. Ne tükürüp atabilirsin, ne yutup sindirebilirsin. Bir şekilde kurtulsan bile geride iz kalır mutlaka, dışarıdan bakanların göremediği ama senin hep hissettiğin bir çentik etinde. Feci baban olacağına hiç olmasın daha iyi.
  • Hamur yoğurduğunda toprak damarlarına sızar. Et pişirdiğinde hayvanın ruhu seninle konuşur; ona saygı duymayı öğrenmen gerekir. Balık temizlerken bir zamanlar içinde yüzdüğü denizin sesini duyarsın; nazikçe marine edersin suyun hatırasını yüzgeçlerinden silmek için.
  • Kelimeler de insanlar gibi gezermiş meğer. Uzaklara, hem de çok uzaklara ulaşırlarmış.
  • Sen nasıl görürsen odur hakikat.
  • Öldüğümüzde ruhumuz bedenimizi terk edip bir uçan balon gibi derhal gökyüzüne mi yükselir acaba? Yoksa biraz oyalanır mı etrafta? Annemin ruhu oralarda mıydı ben sokak ortasında dehşet içinde dikilirken? Ona sapladığım bıçağı geri çekişimi seyretti mi?
  • İnsan sevdiğini unutmaz ki. Ben mesela seni asla unutmam.
  • Kadın isimleri neden erkek isimlerinden bu kadar farklıydı ki? Kadınlara neden sanki hayal ürünüymüşler gibi masalsı ve rüyamsı isimlerin verildiğini merak ederdi. Erkek isimleri hep cesaret, iktidar ve yetki ihtiva ediyordu; mesela Muzaffer, Faruk ya da Hüsamettin. Oysa kadın isimlerinden yansıyan kırılgan bir zarafetten ibaretti - porselen bir vazo gibi. Nilüfer, Gülseren ya da Binnaz gibi isimlerle, kadınlar bu dünyanın süsleriydi adeta; alaca bulaca kenar oyaları.
  • Kalbinin sırçadan olduğunu bilseler muhakkak kırarlardı.
  • Belki de bir illeti aşk; insana hayat verse, ruhunu şenlendirse de bir marazdı yine de.
  • Kimse görmek istemiyordu güzelliğin, zamanın siyah kadifesinde erimeye mahkum bir kar tanesi olduğunu.
  • İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur.
  • Evren yuvarlak, çemberde iki yay var. Biri yükselen, biri alçalan. Her insan durmadan hareket halinde. Bazısı iner, bazısı çıkar. Yükselmek istiyorsan, en çok kendini eleştir. Kendi hatalarını görmeyen asla iyileşemez.
Son olarak belirtmek isterim, Elif Şafak daha önceden tecrübe ettiği bir yöntemle romanı önce İngilizce yazdı, sonra Omca A. Korugan'la birlikte Türkçeye çevirdi.

İskender, herkesin kendini bulabileceği, yürekten bir roman. Sevdiklerimizi incitmek hakkında düşünmek için de büyük bir fırsat. Hem kurgusu, hem karakterler hem de üslubu birbirinden güzel olan İskender'i tüm edebiyatseverlere öneriyorum. Gerçek bir kitap okuma deneyiminin zevkine varmak için.


En sevdiğim yazara, hayatımın yazarına, Elif Şafak'a; kitabın çevirisinde emeği geçen Omca A. Korugan'a; bizi İskender'le buluşturan Doğan Kitap'a teşekkürler...

Edebiyatla kalın...

Kubilay

27 yorum:

laleninbahcesi dedi ki...

Biraz önce yaptığım yorum silindi mi gitti mi anlamadım. Kısaca şöyle yazmıştım.
Yazın o kadar kapsamlı ki,az kala kitabı okumuş gibi olacaktım:)
Okuduğum kitapların bu tür çözümlenmiş halini görünce bayılıyorum kendi fikirlerimle karşılaştırmalar yapıyorum. Ama eğer okumadığım ve okumak istediğim bir kitapsa ; adım adım kendim ilerlemek isterim:)
Elif şafak tanıştığım , söyleştiğim çok beğendiğim bir yazar. Özellikle kızkardeşduruşunu çok severim. En favorim olan kitabı hala Araftır. Bakalım İskender fikrimi değiştirebilecek mi?
Sevgilerimle Kubilay...yeni kitaplarda buluşmak üzere

Kontrast dedi ki...

Konu Elif Şafak olunca kendimi kaybediyorum bazen. Bazen değil her zaman galiba :) Bol bol yazdım o yüzden, çünkü İskender harika! Araf da baştacı ama İskender'i de seveceksin eminim.

Kıskandım seni. Ben de çok istiyorum tanışmak Elif Şafak'la.

Beğenin için teşekkürler...

Leylak Dalı dedi ki...

Sevgili Kubilay,
Sana merhaba demek için uğradım bloguna ve eminim ki harika bir "İskender" analizi yapmışsındır. Lakin uzun zamandır Elif Şafak okumuyorum ve okumak hiç içimden gelmiyor. "Siyah Süt" ten sonra askıya aldım onu, "İskender"i okuyacağımı da pek sanmıyorum. Önyargı diyebilirsin, kızabilirsin, kitap çok güzel de olabilir ama ben okumamakta kararlıyım. Lale'nin dediği gibi başka kitaplarda buluşmak üzere. Okuyan gözlerin, irdeleyip yazan ellerin dert görmesin...

Kontrast dedi ki...

Leylak Dalı, o kadar güzel ve ince yorum yapmışsınız ki... İstesem de kızamam size. Keşke herkes sizin gibi nazikçe belirtse fikirlerini. İnşallah bir gün fikrinizi değişir, okursunuz o zaman. O zaman yeniden bekliyorum işte :)

Ama kararlıyım, sizin zevkinize uygun bir kitap mutlaka paylaşacağım. Önünde sonunda :D

Birbirinden değerli kelimeleriniz için teşekkürler.

sufi dedi ki...

Benim için de okunacak kitaplar arasından birinci sırada İSKENDER var. En kısa zamanda okuyup belki bir kez daha yorum kısmına dönerim sevgilerimle.

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Yine her zamanki gibi zengil dil ve üslubunla yorumlamışsın kitabı ilk iki paragraf ve sondan biraz okuyarak, kitabı okuduktan sonra döneceğime söz veriyorum.
Etkilenmek istemiyorum Sevgili Kontrast:)
Biliyorum ki sen sadık bir Elif Şafak okuyucusu ve hayranısın.Bu arada Elif Şafak'la ben de tanışmıştım Siyah Süt çıktığında bir söyleşisinde...hatta birlikte fotoğrafım var , kitabı imzalatırken.
İnşallah sana da kısmet olur,imza günlerini takip etmelisin.
Bu arada uzun zamandır yoktun,ben en sevilen kitaplar , diye yayın yapmıştım sen katılamadın, belki bakarsın diye söylüyorum.
Yaşasın kitaplar !

özlem dedi ki...

Sevgili Kubilay, İskender'e bayıldım, çok beğendim.
Kitap hakkında yazdıklarını sonuna kadar okumadım çünkü kitabı bitirdikten sonra okumak ve tekrar yorum yapmak istiyorum.
Elif Şafak okumaktan vazgeçemeyeceğim bir yazar.
Kızdığım tek şey kitaplarının reklamını çok da fazla yapmasına, her yere röportaj falan vermesine gerek yok sanki.
Bence o kanıtlamış kendini.
Sayfanı tanıdığıma çok sevindim, ben de takipçinim artık:))
Sevgiler ...

Kitap Delisi Gizem dedi ki...

Kubilay,

Ne yazık ki ben de artık Elif Şafak okumuyorum ama bunun nedeni ne İskender ne de çok tartışılan kitap kapağı. Kağıt Helva ile başlayan, Firarperest'le devam eden ve en sonunda sevgililer gününe özel ''özel mektuplu'' basılan kitaplarla doruğa ulaşan bir tepkidir. Ama yazını tabii ki okudum. Yine döktürmüşsün :)

Kontrast dedi ki...

Önce yeni arkadaşlarıma cevap...

@sufi,

Hoşgeldin bloguma! Okuduktan sonra mutlaka yeniden beklerim :)

@özlem,

Aslında doğru ama Elif Şafak gibi yazarlar belli bir satış rakamını doldurunca yayıncıların iştahını da sulandırıyor haliyle. Yani bu durum yazardan çok yayıncının insiyatifinde sanki.

Tekrar tekrar beklerim...

Kontrast dedi ki...

Sonra kadim dostlara,

@BAYKUŞ GÖZÜYLE,

Evet, kıskanacaklarım listesinin yeni adayı :) Takip ediyorum ama bulunduğum şehire şu ana kadar hiç gelmedi. Bir sonraki Tüyap Kitap Fuarı'na gelmesini ümit ediyorum.
İnce sözlerin, iltifatların için teşekkür ederim.
Gönderi'ne de mutlaka bakacağım :)

Sevgiler!

@Gizem,

Ne diyeyim, senin tercihin. Belki bir gün tekrar okursun...

Beğenin için çok teşekkürler. Çok mutlu oldum.

Neşeyle!

Begonvilli Ev dedi ki...

Belli ki hayranı olduğunuz yazar bu kitabında da sizi hayal kırıklığına uğratmamış. Elbette ben bambaşka bir gözle okuyacağım, konunun beni saracağı anlaşılıyor. Uslubu da zaten tanıyorum. Elif Şafak, okuyup bitirdiğimde zaman kaybı nedeni ile içimi acıtan bir yazar olmasa da, yazdıklarını alıp yaşamımda bir yerlere koyduğum, zaman zaman açıp değerlendirdiğim yazarlardan da değil.

Kontrast dedi ki...

Okuduktan sonra fikirlerinizi çok merak ediyorum. Güzel yorumlarınızla tekrar buluşmak üzere...

laleninbahcesi dedi ki...

mailini cevapaldım ama henüz muygulama yapmamışsın...Yoksa mail ulaşmadı mı?

Kontrast dedi ki...

Şimdi girebildim internete. Mailini aldım. Az sonra deneyeceğim, teşekkürler :)

zeya dedi ki...

İskenderi biraz önce bitirdim. Elif Şafakla zor barış sağladım. Çok geç okudum kitaplarını her kitabını elime önyargı ile alıp beğeni ile bitirdim.

kitabın üzerine bu yazıyı okumak çok güzel geldi.
Sevgiler

KIRMIZI FULAR dedi ki...

Bit Palas, Araf, Baba ve Piç gibi Elif Şafak romanlarının birinci sınıf olduğu kabul edilirse İskender maalesef ikinci sınıf. Nabokovian anlamda ikinci sınıflık Şafak´ın kendini hızlı tükettiğini düşündürtüyor. Edebiyat lezzeti olarak eksik. Polisiye örgüsü hiç fena değil. Ancak dini göndermeler ve gizemseverlik sanki roman konusu ne olursa olsun bu konulara değinme ihtiyacı varmış izlenimi veriyor. "Herkesin" seveceği bir roman 200 bin basan bir romanın başka türlü olması beklenmez zaten. Bir günde okunuyor tıpkı J.C.Grangé kitapları gibi. Keşke eski Elif Şafak diye biri mümkün olsaydı. Severdik...

Kontrast dedi ki...

@zeya,

Merhabalar, hoşgeldiniz. Önyargılarınızın bir bir kırılmasına sevindim. Yazımı beğendiğiniz için teşekkür ederi ayrıca.

Hep uğrayın :)

@KIRMIZI FULAR,

Bit Palas, Araf ve Baba ve Piç'in kalitesinde hemfikiriz ama İskender benim açımdan kesinlikle ikinci sınıf bir roman değil. Her yazarın yazdıkları, o anki ruh haline ve daha birçok nedene göre farklılık gösterebilir. Bence Elif Şafak'tan habire aynı romanları beklemek yazarları bir nevi robotlaştırmaktır.

Ayrıca "herkesin" kelimesi tırnak içinde kullanıldığı zaman benim kanaatimde elitist bir yaklaşımı işaret ediyor. Bir romanı roman yapan okuyucularıdır. Tüm yazarlardan çok okunmak ister yürekten. Bu yüzden çok satılmanın kitabın kalitesini düşüreceğini sanmıyorum. Bir de adı geçen yabancı yazarla karşılaştırma yapmanız benim üzmedi değil... Çağdaş Türk Edebiyatı'nın karşısında Çağdaş Dünya Edebiyatı'nın daha güçlü olduğunu savunan biri olarak belirtmek istedim.

Günün birinde Elif Şafak okumayı yeniden sevmeniz dileğiyle.

Kitap Kurdu dedi ki...

Şu an elimde İskender. Bitirmek üzereyim. Gerçekten çok büyük zevk alarak okuyorum. Sizin de ayrıntılı yazınız çok hoşuma gitti. Ellerinize yüreğinize sağlık. Bir Elif Şafak sever daha tanışmak beni sevindirdi.

Kontrast dedi ki...

Merhaba,

Hoşgeldiniz Kontrast'a! Zevk alarak okuduğunuzu duyunca çok sevindim. Beğeniniz için de teşekkür ederim.

Sevgiler...

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Sevgili Kontrast,İskenderi okudum ve senin yazına döndüm onu da okudum.Öncelikle kitabı çok beğendim,düşündüm,etkilendim,şaşırdım,hüzünlendim...Sonuç harika bir edebi roman okumanın doygunluğu ile hayata devam...
Ne yazık ki medyada çıkan kitabın değerini düşürmeye çalışılan saptırıcı yazılar kitabı okumayı düşünenleri etkiliyor.Ama sadık bir okur kararı kendi verir,diye düşünüyorum.
Ayrıca reklamın iyisi , kötüsü olmazmış ;)))
Senin yazına gelince onu da çok beğenerek okudum ve altını çizip paylaştığın yerlerde buluştum ben de kitapta çok yerin altını çizdim.
Daha nice kitaplarda buluşup , paylaşmak dileğiyle...

Dodo dedi ki...

Tekrar merhaba
Elif Şafak konusunda Leylak Dalı ve Begonvilli ev'e katılıyorum.Sevmedim ,sevemedim Elif Şafak'ı,.
Bu rada Ayfer Tunç'un Yeşil Peri Gecesi kitabını nasıl buluyorsunuz?
Hoşçakalın

Kontrast dedi ki...

@Dodo,

Hayır okumadım Yeşil Peri Gecesi'ni. Adını duymuşluğum var ama.

Görüşmek üzere.

zero dedi ki...

Merhaba Kubilay,

İskender'i okuyunca yazacağım demiştim. Bitirdim yazıyorum.

Elif Şafak'la üniversiteden gelen tanışıklığım, derslerine girmiş ve hem birikimlerinden hem de aurasından etkilenmiş biri olarak ben onun edebiyat macerasını daha başladığı ilk andan itibaren kronolojik bir şekilde takip etme şansına eriştim. Pinhan, Şehrin Aynaları vs. her kitabını çıktığı anda ve çıktığı sırasına göre okuyabildim ki edebiyattaki gelişimini, yükselişini de hayranlıkla izleyebilme fırsatını verdi bu bana. Bilirsin çok sevdiğim bir kalem ve kesinlikle öyle bir yazardır.

İskender'i tek başına önemli kılan yanlar var. Pek çoğunu sen de yazında belirtmişsin. Irkçılık, ailede erkek çocukların yeri, annelerin bundaki büyük payı, göçmen olmak, kendi topraklarımızda kadına bakış, mahkum olmak, her zaman olayın bir de öbür tarafı olduğunu düşünmek vs vs... Bu açılardan okunması ve ders alınması gereken bir kitaptır, lafım yok.

Evet burda bir "ama" koyacağım sanırım cümlenin başına. Ama şahsen çok düzenli ve tüm kitaplarını kronolojik bir sırayla da okumuş bir okur olarak İskender benim gözümde onun külliyatının (bunun altını çiziyorum, genel edebiyat literatürünü kasdetmiyorum) ikinci sınıf romanlarından biri oldu. sanırım tam da senin çok başarılı bir şekilde kullandığını söylediğin o çembersellikten ben bu sefer biraz sıkıldım. Elif Şafak'ı neden bu kadar sevdiğimi anlatırken hep söylediğim bir cümle vardır. "Kendini tekrar etmemesini, yeni üsluplar, yeni teknikler geliştirerek yazabilmesini çok seviyorum!". Hala böyle, tek bir romanla kırılabilecek basit bir yargı değildir bu düşüncem ama İskender konusundaki düşüncem bu konuda biraz tekrara düştüğüdür. O kadar alıştım bu döngüsel anlatımlar yüzünden Cemile'nin İngiltere'ye gitmek istemesiyle orada farklı bir şeyler olacağını kestirmek kendi adıma çok zor olmadı. Ya da örneğin Londra gibi devasa bir şehirde Pembe ve Elias özellikle görünmesinler diye uzak bir semte gitmeyi tercih ederlerken o semtte hem Yunus'un hem Tarık'ın onları görmesi bana fazla zorlama geldi. Ve bir de üstüne Roksana'nın dürbünle Adem'i görmesi... Bunlar okurken beni biraz irite etti ne yalan söyliyim. "Nolursun sen de yapma bari bunu" diye bağırasım geldi okurken... Mahrem'i, Baba ve Piç'teki o tesadüfleri düşününce asla böyle hissetmemiş ve kurgusuna gerçekten hayran kalmıştım.

Sen de yazmışsın, kelimelerle oyunundan hep keyif aldığını. Aynı şekilde Elif Şafak söz konusu olunca benim de en çok bağıra bağıra söyleyeceğim şeylerden biri bu olur. Ama İskender de bunu da çok göremedim. sanırım benim için Elif Şafak kitapları arasında en düz yazılmış romanlarından biri bu. hatta tek. Yanına başka bir isim koyamadım şimdi düşününce. Siyah Süt bile, ki otobiyografik olmasına rağmen, bence daha "şairane" idi.

Kitapla ilgili söylenen şeylerin hiç biri benim için bir şey ifade etmiyor. Çalıntı suçlamaları falan... Fasa fiso bunlar. Böyle bir şeye ihtiyaç duymayacak bir yazar olduğu aşikar. Sadece Doğan Kitap'a geçtiğinden beri uygulamaya başladığı reklam politikasını sevmediğimi Siyah Süt'ten bu yana hep söylüyorum. Ah nerde o Metis günleri, nerde o Metis kapakları, nerde o Metis kitaplarının kitap kalitesi...

Son olarak evet İskender kesinlikle okunmayı hak eden bir kitap bence de. En azından değindiği konular için bile okunmalı, ders alınmalı. Ama ben Elif Şafak listemi yapsam ne yazık ki sanırım onu listenin en sonuna koyardım. Bu sefer pek aynı düşünceyi tutturamadık:) Ama zaten edebiyat böyle bir şey, değil mi?

sevgiler:)

Kontrast dedi ki...

Öncelikle hoşgeldin Zero'cuğum. Hem de ne hoş geldin! Her tür ayrıntıyı içeren yorumun için teşekkürler ilk olarak. Yazımı önem vererek okuduğunu iliklerimde hissetim...

Çembersellik benim hoşuma gidiyor, Elif Şafak'ı sevmemim en önemli nedenlerinden biri. Bu yüzden benim gözümde bu unsur vazgeçilmez oluyor. Tabii ki de senin gözünde de tam tersi durum söz konusu olabilir.

Tesadüflere gelirsek nedense beni kitap boyu sürükleyip durdular. Hoşuma gitti, ufacık şeylerin umulmadık yerlere karşıma çıkması. Mucizelere inanmayı istemek içgüdüsü mü dersin bunun adını bilemem.

Mahrem de Şehrin Aynaları da Elif Şafak romanları arasında en sıradışı çizgiye sahip olanlar. Bu yüzden ben İskender'in onlarla aynı çizgide olmadığını düşündüğümden bir sıralama da yapamıyorum...

Kıymetli görüşlerin için teşekkür ederim Zero'cuğum.

Kucak dolusu sevgiler :)

servis dedi ki...

Paylaştığınız bilgiler ilginç ve faydalı bilgiler . Kurumsal web tasarım olarak bu güzel paylaşımlarınız için teşekkür eder ve paylaşımlarınızın devamını bekleriz .

Adsız dedi ki...

Yazarin konuya bakış açilari nelerdir söyler misiniz ??

Adsız dedi ki...

Eserin planı nasıldır ?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...