28 Ağustos 2011 Pazar

Kaçık Sanat Tarihi - 4 "Albrecht Dürer"

Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım sanat tarihi yazılarından dördüncüsüyle karşınızdayız. Konuğumuz Kuzey Rönesansı'nın en ünlü isimlerinden Albrecht Dürer.

Albrecht Dürer
21 Mayıs 1471 - 6 Nisan 1528
Burcu: İkizler
Milliyeti: Alman
En Önemli Çalışması: Şövalye, Ölüm ve Şeytan (1513)
Tekniği: Gravür
Tarzı: Kuzey Rönesans
Eserlerini Nerede Görebiliriz?: London Universiy College, San Fransisco Güzel Sanatlar Müzeleri, NY Metropolitan Müzesi...
En Meşhur Sözü: "Eğer insan kendini sanatına adarsa, tembellik ettiği zaman başa gelebilecek pek çok kötülükten kaçınılır."
(Üstteki resim otoportresidir...)

Albrecht Dürer, kuyumcu Büyük Albrecht Dürer ve karısı Barbara'nın on sekiz çocuğundan biriydi - sadece üç tanesi çocukluğu sağ salim geride bırakabildi. Eğitimini tamamlayıp, belli başlı bir pirinç ustasının kızıyla evlendi. Venedik'te İtalyan sanatı okuduktan sonra, hırslı genç Albrecht, Nüremberg düşünür takımının yerleşik bir üyesi oldu. Dürer'in, çoğu tanınmış hümanist bilginler olan yeni arkadaşları, işine sadece zanaat değil de liberal sanatlardan biri muamelesi etmesi için ona ilham verdiler.

Kitleler İçin Sanat

Bu arada Dürer atölyesinde baskının potansiyelini araştırdı. Tahta baskılardan ya da gravürlerden yapılan baskıların taşınabilir nitelikte ve makul fiyatlı olması, onları yeni filizlenen, evleri ve iş yerlerini süsleme peşindeki orta sınıf için ideal bir ürün haline getirmişti. Bir müşteri ya da bir basımcının iş önerisiyle ona gelmesini beklemektense, popüler konular üzerinde baskılar tasarladı ve üretti. Sonra da işini Avrupa'da tanıtmak üzere satıcılar tuttu. Çok geçmeden Dürer baskıları Rotterdam'dan Roma'ya kadar duvarlara asılmıştı.

Ünlü Gravür...

Dürer, gravürü de araştırdı. Özellikle de içinde tehdit edici bir peyzajda at üstünde seyahat eden kararlı bir şövalyeyi gösteren Ritter, Tod und Teufel yani Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ın da aralarında olduğu üç "ustaca baskısında"...


Şövalye, Ölüm ve Şeytan
Şövalye, Ölüm ve Şeytan ortada cesareti temsil eden bir şövalyeyi, iskeletimsi bir yapıya sahip olan ve bitkin haldeki bir ata binen  "ölüm"ü, çok boynuzlu ve keçi benzeri bir yaratık olan şeytanı dağınık ağaç kökleri arasında pusuya yatmış olarak gösteriyor.

Resmin simgesel bir özelliği de var. Dikkat ederseniz eğer, şövalyenin etrafındaki onca korkunçluğa rağmen umursamadan yürüyüşünü görebilirsiniz. Ve bu da "cesaret"i işaret ediyor bizlere. Resmin ilhamının nereden geldiğine bakmadan önce, birkaç ayrıntıya göz gezdirelim...

Ölüm'ün elindeki kum saati Şövalye'ye hayatın bir gün biteceğini
daima hatırlatması anlamına geliyor...
Ölüm'ün ağırlığı altında ezilen bitkin at ve eğildikçe yaklaştığı
kafatası yine bir çok simgeselliğe ev sahipliği yapıyor.
Resmin fonundaki ayrıntılı bir kale çizimi göze çarpıyor.
Şeytan'ın ince keçi bacaklarını ve ona doğru yürüyen kertenkeleyi
dikkatle bakınca görebilirsiniz.
"Ölümün gölgesinin vadisinden geçmeme rağmen, şeytandan korkmayacağım." Tanıdık geldi mi? Dürer, gravürünün ilhamını hümanist arkadaşlarının birinden almıştı: Rotterdamlı Erasmus. Erasamus'un yazdığı Hristiyan Askerin El Kitabı'ndan satırlar bunlar. Devam eden yıllarda bu etkilenmeler Dürer'i reformist hareketin ortasına sürükledi. Dürer, Luther'in Doksan Beş Tez'ini Almanca'ya çevrildikten hemen sonra okudu, daha sonra, nihayetinde Protestan Reformu'na giden münakaşaların içine daha derinlemesine çekilecekti.

Dur, Hırsız! "Dünya Üzerindeki İlk Ticari Marka"

Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ı bu kadar önemli yapan bir diğer ayrıntı ise bu resimde dünya üzerindeki ilk ticari markanın kullanılmış olmasıdır. Ressamın baş harflerinde oluşan bir logo!


Salus(Kurtuluş), 1513 yazısı ve ressamın logosu
Başarılı her iş adamı gibi Dürer de sahtecilikten korkardı - gerçek bir tehdit, çünkü o sıralar başka bir ressamın eserlerin kopyalamak yasadışı değildi. Sanatını korumaya önce monogramını - daha büyük bir "A"nın bacaklarına sığınmış olan "D" - bütün baskılarına ve resimlerine ekleyerek girişti; aslında, ilk ticari markayı yarattı. Ne yazık ki, monogramı taklit etmek oldukça kolaydı ve şöhretini artırmaya faydası olsa da, eserlerini koruma açısından monogram pek bir işe yaramadı. Hatta Dürer, eserlerini kopyalayıp, "AD" monogramıyla işaretleyen Venedikli ressam Marcantonio Raimondi'ye karşı yasal işlem yürütmek zorunda kaldı.

Havalı Otoportre!

Dürer'in otoportrelerinden biri oldukça şaşırtıcıdır. On sekiz yaşındaki Dürer kendini tam cepheden gösterir, yaslı ifadesiyle doğrudan doğruya izleyiciye bakar ve saçı omuzlarına dökülür. Gözünüz bir yerden ısırıyor mu? Yoksa İsa mı dediniz?


Dürer'in otoportesi

Kasıtlı olarak yapılmıştı, ama dine hakaret kasıtlanmamıştı doğrusu. Dürer izleyicilerine, bütün insanlar gibi kendisinin de Tanrı'nın suretinde yaratıldığını (İncil'e göre) hatırlatmak istemişti. Elbette, Dürer'de her zaman olduğu gibi, sanatsal seçiminin arkasında iş dürtüleri gizliydi. Bu resim, becerilerini göstermenin harika bir yoluydu, satış sloganını hayal etmek kolay: Eğer kendimi Tanrı'nın Oğlu'na benzetebilirsem, düşün hele, senin için neler yaparım! Bugün olsa kuşkusuz mallarını dünyanın dört yanında evden alışveriş edilen iletişim ağlarında pazarlıyor olurdu...

Bir Gergedan, Bir Tavşan...

Feldhase (Genç Tavşan)
Dürer'in en kalıcı eserlerinden bazıları en basit olanlarıdır. Bugün sulu boyayla yaptığı bir tavşan, özenli mihrap resimlerinin hepsinden daha popülerdir...

1515 tarihli gergedan ağaç baskısı, sadece hoş olmakla kalmadı, etkili de oldu. Dürer, benekli zırha sahip hantal bir yaratık olan gergedanının, hayvanı bir kez bile görmemiş olduğu halde oluşturmuştu. Gravürüne, Lizbon'a yerleşmiş bir iş adamının Nüremberg'deki bir arkadaşına gönderdiği yazılı bir tanım ve eskizi temel almıştı. Bugün Dürer'in, hayvanın anatomisini resmedişinin gerçeğe uymayan birçok yanı olduğunu bilsek de 18. yüzyıla kadar gerçekçi olarak kabul edilmişti.

Benim Fikrim...

Dürer, tarzıyla tanıdığım Rönesans isimlerinde oldukça farklı. Yaygın olan yağlı boya gibi malzemeler yerine baskı ve gravür tekniği kullanmış olmasa oldukça ilgi çekici. Özellikle Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ının ayrıntılarına hayran kaldım. Bir başka yönden ise ilk imza örneğini gördüğümüz Jan Van Eyck'ten sonra en radikal kararlara sahip Rönesans ressamı. Bu açıdan hem bir ressam hem de gerçekten de bir iş adamı. Evet sevdim ben Albrecht'i!

Yazımız burada sona eriyor. Tüm görüşlerinizi, yorumlarınızı, eleştirilerinizi bekliyorum. Yarın Kaçık Sanat Tarihi'nin son yazısıyla karşınızda olacağım. (Neden mi son? Ayrıntılı bilgi için tıkla ve oku: Tık )Son konuğumuzda Michelangelo Buonarroti olacak. Kaçırmayın!

Sanatla kalın!

7 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Henüz yazıyı okuyamadım,öyle yorgunum ki. Şu an dikkatimi yoğunlaştıramıyorum. Çok da merak ediyorum. Çünkü bu yazı diziniz harika. Söz akşam dikkatlice okuyacağım. O zaman tekrar yorum yazarım. Sevgiler, selamlar Begonvilli Ev'den..

Biblio dedi ki...

Kaçık Sanat Tarihi yazıları uzun zamandır kültür-sanat bloglarında okuduğum en iyi seriydi. Bitmesinin nedenlerini okudum, hak veriyorum ama okuyucu olarak devam etmenizi dilerdim elbette. Hepsi için çok teşekkürler.

Dürr-i Yekta dedi ki...

rönesans dönemini ayrıntılı olarak okumak istiyoum aslında, o dönemin sanatçıları, bilim ve felsefe alanında olan gelişmeler, sanırım daha çok sanatsal anlamda gelişme yaşandı, monalisa da bir nevi rönesansın yüzü gibi oldu.bu arada michelangelo'yu merakla bekliyorum.

Begonvilli Ev dedi ki...

Albrecht Dürer'i de ilgi ile okudum. Gerçekten de her sanatçının çok ilginç bir dünyası ve sanat yaşamı olmuş. Kim bilir onları günümüze taşıyan bu sanatsal yolculukların derinliklerinde daha başka neler vardı..Çok farklı koşullarda, hayal bile edemeyeceğimiz yaşantıları, yetenekleri, üstünlükleri ve zaafları ile sanat üretip günümüze dek ulaştırmaları tesadüf olamaz değil mi?

Yazı dizinizi sonlandırmanıza üzüldüm ama mutlaka gerekçelerinizde haklısınızdır. Şimdi bu kitabı edinmem şart oldu.

Kontrast dedi ki...

@Begonvilli Ev,

Haklısınız, benim de ilgimi çeken bu ilginç dünyaları işte. Farklı insanların nasıl yaşadıklarını düşünmek - hele de söz konusu insan bir sanatçıysa - çok ilgi uyandırıcı oluyor.

Yazı dizisi şimdilik sonlanıyor, belki ileride devam edebilir. Yarın Michelangelo'yla veda ediyorum...

@Biblio,

Merhabalar, sizinle sanat tarihi yazıları sayesinde tanıştık, kendimi çok şanslı addediyorum bu yüzden. Yazılara yeniden başlarsam bir gün, ilk size haber vereceğim, söz. Her zaman beklerim, başka yazılara da :)

@Dürr-i Yekta,

Michelangelo'yu bizzat sormuştunuz, bir anlamda da size borcum o yazı. Yarın bekliyorum :)

Sevgiler...

özlem dedi ki...

Çok emek veren bir çalışma oldu bu, gerçektne emeklerine sağlık ve teşekkürler bu kadar detaylı bilgi için...

H.Üzel dedi ki...

Çok ilginç ve aydınlatıcı.İlk defa okuyorum.Diğerlerini de okuyacağím.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...