Gülten Dayıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülten Dayıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Kayıplara Karışmak: Kelimelerin Kanatlandığı Macera

Bizi, kişiliğimizi var eden çocukken okuduğumuz kitaplardır aslında. İlk gençliğimizin heyecanı içinde karıştırdığımız sayfalar bilincimizin en derin katmanlarına yerleşir. Tam da bu nedenle çocuk ve gençlik edebiyatı geleceğin okurlarını oluşturmada vazgeçilmez bir dayanak oluşturur. Üç kuşaktır sayısız çocuğu  -ne şanslıyım ki beni de- okumanın sınırsız hazzıyla tanıştıran Gülten Dayıoğlu, üstadım, kıymetli hocam çocuk ve gençlik edebiyatında 50. Yılını Kayıplara Karışmak isimli yeni gençlik romanıyla taçlandırıyor. Bize de okumak ve haddimizi aşmadan yorumlamak düşer o zaman...

Genel de kitap yorumlarıma kapaktan bahsederek başlamam ama Kayıplara Karışmak’ın kapağı Altın Yayınları’nın sonunda Gülten Dayıoğlu’na yakışan kitap kapakları hazırladığını bizlere gösteriyor. Daha önce yayınlanmış Gülten Dayıoğlu külliyatının kapaklarının başarılı şekilde yenilenmesini sevinçle izleyen ben Kayıplara Karışmak’ın kapağını görünce çok mutlu oldum. Yabancı çocuk/gençlik yazarlarının kaliteli kapaklarıyla boy ölçüşecek bir tasarım ön kapakta bizi karşılarken arka kapakta Altın Kitaplar’ın gelenekselleşmiş havası dengeyi bozuyor, söylemekte yarar var. Ön kapakla bütünleşmiş bir arka kapak ve yazı düzeni de olsaydı tam puanı hak edecekti. Umarım yayıncı kuruluş yeni baskılarda bu durumu dikkat edip yeni bir düzenleme getirir.

Gelelim romanımıza… Kayıplara Karışmak daha önce Mo’nun Gizemi üçlemesinden tanıdık olduğumuz yazar-roman sentezine sahip bir kitap. Gülten Dayıoğlu genç okuyucusunun merak duygusunu körükleyecek bu yazım tarzını ustalıkla kullanıyor. Kendisini de romana dâhil edip bir okur olarak bir Gülten Dayıoğlu romanı denilince aklıma gelen “fantastik-sıradanlık” olarak tanımlayabileceğim duyguyu oluşturuyor. Bu yöntemle kitabın okuru sarmalayıcı etkisi artıyor ve fantastik ögelerin havada kalmaması sağlanıyor. Bir başka dikkat çekici durum da yine Gülten Dayıoğlu okurların hatırlayacağı gibi bölüm alt başlıklarının okunacak bölümün anahtar özetini vermesi durumu yine karşımıza çıkıyor. Alt başlıklarla genç okurun dikkat dağılması sonucu kitaptan kopması engelleniyor ve geri dönüşlerini kolaylaştırıyor. Belki de Gülten Dayıoğlu bize bir gence nasıl kitap yazılacağını burada gösteriyor. Zaten ustalıkla senelerdir kullandığı kalemi şöyle dursun, romanı güçlendiren bu tip olgularla bize nasıl her çağa hitap edip zamansız bir yazar olunacağını gösteriyor.


İtiraf etmem gerekirse sevgili Gülten Dayıoğlu’nun Mo’nun Gizemi’nde bizlere alıştırdığı fantastik dozu adeta damarlarımızda gezdiren yeni bir hikâyeyle beklerken Kayıplara Karışmak’la karşılaşınca şaşırdım. Benim gözlemim romanın fantastik alt yapıda düzenlenmiş bir aşk/macera kitabı olduğu. Şahsi tercihim Gülten Dayıoğlu’nun uçsuz bucaksız hayal gücüyle oluşturduğu safi fantastik dünyalar olsa da Kayıplara Karışmak’ta durum böyle. Gür ve Güneş’in zorlu maceralarla örülü hikâyesi ve tutkulu çocukluk aşkları ile karşı karşıyayız. Yazarımız romana Şimti kavramıyla fantastik pencereyi açıyor. Başkarakterlerimizden Güneş, Şimti topluluğun bir üyesi. Hz. Âdem’in oğlu Habil’in ikiz kız kardeşinden türeyen bir ırk olan Şimtiler safkan kalabilmek için birbirleriyle evlenen bir topluluk. Kutsal Şimti kitaplarına göre gelecekte insanoğlunun kaderini değiştirecek zamanlarda anahtar rol oynacaklarına dayanarak soylarının bozulmasını engellemeye çalışan Şimtiler, böylece bizim romanımızın aşk ögesine de imkânsızlık katıyorlar (ya da en azından zorluk diyelim) Güneş’in bir Şimti’yle evlenmesi gerekliliği epeyce üzerinde durulan bir mesele oluyor. Kul Şimtalar, Şimti Alfabesi, Şimtilerin kendi aralarındaki tanıma şekli ve iletişim ağlarını içeren bu Şimti kurgusu bir okur olarak beni doyurmadı maalesef. Sevgili Gülten Dayıoğlu’nun bambaşka bir roman akışında bu birbirinden mükemmel ögeleri kullanarak sadece bir Şimti macerası yazabileceği gerçeği beni çok heyecanlandırıyor. Son tahlilde daha çok karakterleri üzerinden akan Kayıplara Karışmak, Şimti kurgusunu tam olarak ön plana çıkarmıyor ve romanı doğrudan fantastik etiketi yapıştırmamızı engelliyor.

Aynı zamanda bir insan okuyucu olarak her zaman hayran olduğum Gülten Dayıoğlu daha önce bizi Yeşil Kiraz örneğinde toplumun her kesiminden insanla tanıştırmıştı. Gülten Dayıoğlu’nun romanlarında kullanmayı sevdiği ögelerden biri de toplumumuzun en belirgin sosyolojik bileşeni olan sınıf ayrımı ve Doğu-Batı çatışması. Romanımızın omurgasını oluşturan aşk, bir yandan Şimtilik kısıtlamalarıyla engellenirken bir yandan da bu sınıf çatışması da olayların gidişatında yönlendirmeler yapıyor. Kırsal kesimin insanını da dışlamadan, örselemeden yine sevgi titreşimleri içeren kelimeleriyle ele alan yazarımız bize Celal Ağa ve ailesini olanca içtenliğiyle tanıtıyor. Çiftlik ve doğa betimlemelerini kültürel ögeler ve Doğu’nun çok eşlilik gerçekliği ve ağalık düzeninin getirdikleriyle birleştirerek canlı bir tablo oluşturuyor. Satır aralarında ağalık düzenini eleştirilerini yakalamamıza rağmen genel çerçeve de Celal Ağa’nın  olumlu kişiliğine sığınarak şimdilik bu düzeni affeden bir yazar izlenimi hissediyoruz. Gülten Dayıoğlu, öğretmen geçmişini de kullanarak yine öğretmen-öğrenci ilişkisi ve okul gibi temalar üzerinden de romanı destekliyor.

En çok üzerinde durmamız gerekenlerden biri de Kayıplara Karışmak’ın karakterleri başta Gür ve Güneş olmak üzere hatalar yapan, pişman olan, “mükemmel” olmayan karakterler. Belki de çoğu çocuk/genç edebiyatı yazarının yaptığı didaktiklik ve mükemmeliyetçilik olgusunu Gülten Dayıoğlu bu romanda ustalıkla kırmış.

Dipnot olarak aynı zamanda bir seyyah olan Gülten Dayıoğlu hem kendi ağzından yazdığı satırlarda hem de karakterlerin maceralarında bizi ayrıntılı olmasa da farklı şehirlerde konaklatıyor.

Kayıplara Karışmak inanılmaz derecede beklenmedik bir son içermiyor ama zaten genel gidişatında yazarın bu romandan beklentisinin bu olmadığı da hissediliyor. Hissedilen bir başka durum da yazarın bu romana devam yazma kapısını kapatması…(Tabii bu sadece bir his, gönlümüzü her zaman ustamızdan yeni satırlara kavuşmakta.) Ağdalı olmayan, su gibi anlatımı; uzun cümleler kullanmayan akıcı yapısı ve gençlere Türkçenin duru güzelliğini hissettiren kelime kullanımıyla Kayıplara Karışmak Gülten Dayıoğlu külliyatında Mo’nun Gizemi, Yeşil Kiraz ve Sekizinci Renk kitaplarının oluşturduğu üçgenin ortasında bir yerlerde yer alıyor. Karşımızda okuru kendine hemencecik bağlayan ve okumayı zevke dönüştüren bir kitap var. Kayıplara Karışmak hem genç okurları hem de Gülten Dayıoğlu’nun kelimeleriyle yetişen ruhu genç yetişkinlere hitap eden sıcacık bir roman.

Gülten Dayıoğlu’dan daha nice güzel kitaplar okumak dileğiyle!

Not: Kitabın bölüm başlarında Şimti alfabesinin harfleriyle oluşturulan şifre ve bunun için arka iç kapakta verilen ve akordeon tarzı açılan kuşe kağıttaki üçlü sayfadaki alfabe okuyucusu, Habil ve Kabil’in hiyeroglif tarzında anlatılmış hikayesi ve yine çözülmeyi bekleyen şifreleriyle bu papirüs havasındaki ek ve kitaba entegre ediliş şekli çocuk edebiyatında genelde yabancı kitaplarda gördüğümüz interaktivite olgusunun güzel bir denemesi olmuş. Dikkatleri çeken bu ayrıntıya siz de mutlaka göz atmayı unutmayın.

Kubilay

8 Ekim 2011 Cumartesi

Yeşil Kiraz - GÜLTEN DAYIOĞLU



Çok sevdiğim Gülten Dayıoğlu, Fadiş romanının 40. yılını kutlarken ben de kendi adıma bu kutlama katılmak istedim ve bunu da bir Gülten Dayıoğlu kitabı okuyarak gerçekleştirdim. Gülten Dayıoğlu külliyatını tamama erdirmeye yaklaşırken bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Yeşil Kiraz'da karar kıldım...

Yeşil Kiraz, YKY'nin İlkgençlik Kitaplığı Serisi başlığı altında yayınladığı bir roman. Genç okuyucuya hitap edilen en güzel eserlerin seçildiği seride dünya çapında ün sahibi olan Harry Potter serisinin de bulunduğunu söylemeyi ihmal etmeyelim. Ayrıca Yeşil Kiraz, satış rakamları da oldukça yüksek bir kitap. İlk baskısı 1992 yılında yapılan kitabın, elimdeki Şubat 2009 tarihli baskıda "39.baskı" etiketiyle yayınlanıyor. Yeşil Kiraz'ı bu başarıya eriştiren de Gülten Dayıoğlu'nun okurlarıyla kurduğu sıkı sıkıya ve sevgiyle örülmüş bağ tabii ki...

Yeşil Kiraz, işlediği konularla sosyokültürel bir roman. Toplumun birçok önem arz eden gerçeğine parmak basan bu roman, gençlere hitap eden üslubuyla sıkıcılıktan da sıyrılıyor aynı zamanda. Didaktik notalar kimi zaman okuyucuyu sıkacak diye düşünülse de, Gülten Dayıoğlu genç okuyucunun sıkılgan ve öğüt istemeyen kişiliğine göre yazmayı ihmal etmemiş. Bilhassa kitabın kurgusunun merkezinde yer alan Kiraz karakterinin durumunu irdelemek de kitabı anlamak için önemli. Kiraz'ın hamurunu yoğururken Gülten Dayıoğlu sevecen kişiliğinin güçlü titreşimlerini öyle güzel kullanmış ki... Kiraz'a karşı duyduğu sevgi, onu yanlış davranışlarında bile itip kakması, satırlarıyla rencide etmemesi okuru da Kiraz'a hemencecik bağlıyor. Böylece hem Kiraz örneğinden yola çıkarak gençlerin azarlanmayla eğitilmeyeceğini kalemiyle bize gösteren Gülten Dayıoğlu, bir yandan da baş karakterini dışlamayarak romanın harcını sağlamlaştırıyor.

Yeşil Kiraz, bol karakterli bir roman. Her görüşten, durumdan, sınıftan insan Yeşil Kiraz'ın kadrosunda yerini alıyor. Dönemin durumunu da gayet iyi yansıtan bir roman Yeşil Kiraz... Burada sözü Gülten Dayıoğlu'na bırakmakta fayda var:

"...Yeşil Kiraz'ı, işte bu ortamda yazmaya başladım. Sosyal ortam, politik ve ideolojik çekişme ve çıkar dayatmaları nedeniyle çok kötü durumdaydı. Öğrenci olayları, doruklara tırmanmış, hatta liselere bile sıçramıştı. Çok üzülsem de elimden gelen bir şey yoktu. "Yazar, yaşadığı dönemin tanığıdır." söylemi çok doğruydu. Yazmaya çalıştığım romanı bu kanlı olaylardan soyutlayamıyordum. Roman kahramanlarını, ucundan kıyısından  da olsa, olaylarla ilişkilendirmekten kendimi alamıyordum."

Yeşil Kiraz'ın kurgusunda diskotek sahneleri de var, kulüplere yapılan gezmeler de, konken oynamalar da... Yazarın, daha sonra "Yaşadıklarım ve Düşlediklerim" kitabın da bu konudaki ayrıntılı satırlarından belirttiği gibi tüm bu bölümler özel bir çabayla yazılmış. İstese hayal gücünün oranını artırıp daha rahat bir şekilde kitabı tamamlayabilecekken Gülten Dayıoğlu işine verdiği önemi göstererek yazacağı her bölümün üzerine ayrı ayrı eğilmiş. Bunun için yazacağı yerlere gitmiş, oradan farklı farklı olaylar duymuş, birbirinden ilginç gözlemler elde edilmiş.

Ama romanın asıl teması yalancılık üzerinden gidiyor. Kiraz'ın küçüklükten beri yavaş yavaş edindiği yalancılık alışkanlığının, alışkan olmadığı bir dünyaya girince iyiden iyiye su yüzüne çıkmasıyla başından geçen olaylar anlatılıyor. Kitabın ilk kısımları aslında Kiraz'ın yalancılığa alışması sürecinin ayrıntılı bir dokümanı sayılabilir. Yazar böylece Kiraz'ın kişiliğini yavaş yavaş okuyucuya aşılarken, değinmek istediği türlü konulara da değiniyor. Gülten Dayıoğlu, Kiraz'ın ailesinin konumundan utanmasını da sık sık okuyucuya yansıtıyor. Böylece her daim güncelliğini koruyan bir roman da elde etmiş oluyor. Yıllar boyu aynı durumdaki birçok okur "İşte bu benim!" duygusuyla Yeşil Kiraz'ı bir solukta okuyabiliyor.

Yeşil Kiraz'ın her türlü kesimden insanı, her yaştan kişileri, çeşit çeşit olayları tasvir etmesi esnasındaki gerçeklik konumu okuyucuyu derinden etkiliyor. Gülten Dayıoğlu'nun şu satırları bunun en açık örneklerinden:

"...Değişik ortamlarda ya da dost toplantılarında, romanı gazeteden (Milliyet'ten bahsediliyor) izleyenler çıkıyor karşıma. "Yeşil Kiraz siz misiniz?" diye soranlar var. Çünkü romanda her şey, bire bir yaşanmış gibi yansıtılıyor. "Yeşil Kiraz değilim." diyorum soranlara..."

Yeşil Kiraz'ın beni tek hayal kırıklığına uğratan yanı son kısmı oldu. Daha ayrıntılı bir son beklediğimden dolayı biraz üzüldüm. Kitap boyu hayran kaldığım irdeleyerek yazılmış satırlardan sonra son bölümlerde kazanılan fazla hız beni şaşırttı. Bunda belki de benim kitaba fazlasıyla bağlanmamın da payı olabilir... Yeşil Kiraz'ın ikinci kitabının varlığının bir nedeni mi tam olarak bilemiyorum ama Yeşil Kiraz 2'yi okuduktan sonra daha sağlıklı bir yorum getirebileceğime inanıyorum.

Yeşil Kiraz, heyecan dolu ve sürükleyici bir roman. Akıcı ve sade üslubuyla, genç okuyucu kitlesine hitap eden anlatımıyla oldukça başarılı bir roman. Her yaştan okurun da rahatlıkla okuyabileceği, kendi açılarından farklı yollarla satırlarda yol alabileceklerini düşünüyorum. Bu nedenleyetişkinlerin de bu romanı okumasını gençliği anlamak ve toplumsal olaylara eleştirel bir gözle bakabilmesi açısından önemsiyorum.

Kitabın kapak tasarımı ve kapaktaki çizimin oldukça hoş olduğunu düşünüyorum. YKY kitabın yeni baskılarında düzeltti mi bilemiyorum ama bazı yazım yanlışları ve baskı hataları bulunuyor. Yeşil Kiraz'ı okura hak ettiği gibi daha da özenli sunmalarını isterim...

Okurlarıyla her daim nefes nefese, yürek yüreğe olan, benim kalbimde de kocaman bir yeri olan sevgili Gülten Dayıoğlu'na saygılarımı sunuyorum. Bizimle muhteşem satırlarını paylaşmaya devam edeceği uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.

Edebiyatla kalın...

Kubilay

Yazıda kullanılan alıntılar Gülten Dayıoğlu'nun Yaşadıklarım ve Düşlediklerim" kitabının Mart 2010 tarihli baskısından alınmıştır.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Yaşadıklarım ve Düşlediklerim - GÜLTEN DAYIOĞLU

"Onunla birlikte gezmenin, onunla birlikte düşünmenin, yazdıklarının arka bahçesinde gezinmenin zevkini yaşayacaksınız."
-Doğan Hızlan

Bazı yazarlar vardır. Bazı "özel" yazarlar... İnsanın hayatını derinden etkileyenler. Gülten Dayıoğlu benim özel yazarlar listemde başı çekiyor.

"Kumluktaki Yavru Martı"yla başlayan Gülten Dayıoğlu serüvenim bana çok şey kattı gerçekten. Kalemimi güçlendiren, mürekkebimi rindane bir edayla satırlarda raks ettiren kitapların çoğunluğu Gülten Dayıoğlu'nun kaleminden. Hayal gücümün hudutlarını genişleten, sevgi titreşimleri yayan kitaplarda hepsi, hala da öyleler.

"Yaşadıklarım ve Düşlediklerim" tam da sloganıyla örtüşen bir kitap: "Yetmiş iki kitap, bir hayat." Kitapta yetmiş iki kitabın yazılış öyküleri, kapak resimleriyle birlikte bölümler halinde veriliyor. Her kitabın, farklı bir doğuş öyküsü var. Hepsinin benzer yanı ise Gülten Dayıoğlu'nun duyarlı kişiliği ve engin hayal gücünün dokunuşları. Bu kitap ne kuru bir biyografi n de kitapların kısa özetleri olarak anlaşılmasın. Gülten Dayıoğlu ve onun kıymetli evlatları kitaplarının doğuş hikayesi Yaşadıklarım ve Düşlediklerim.

Gülten Dayıoğlu okurlarının tümü bu güzelim eserlerin nasıl ortaya çıktığını merak eder. Bu kitap o ihtiyacı da fazlasıyla ve hakkıyla karşılıyor. Gülten Dayıoğlu kitaplarıyla yek vücut olduğunu da fısıldıyor.

"Eserlerimle ben bir bütünüz. Başka bir deyişle, eserlerimin yazılış öyküleri, yaşadıklarımla düşledikleriminin bileşiminden oluşuyor."

"Bir yazar nasıl yaşar?" , "Yazar nasıl olunur?" tarzında sorularınıza da akıllı bir öğrenci gibi cevap verecek türden Yaşadıklarım ve Düşlediklerim. Türkiye'de yayın dünyasının abecesini, öyle kolay kolay yazar olunamayacağını anlatıyor Gülten Dayıoğlu biz okurlarına. Yaşadığı zorlukları da anlatıyor ama en önemlisi de hiç duygu sömürüsü yapmadan:

"Aman diyeyim, duygu sömürüsü olarak algılanmasın. Yaşamımın hiçbir döneminde duygu sömürüsü yaparak başkalarına yükleme yoluna gitmedim. Sanırım, kişisel onurumu koruma içgüdüsü ve kendime olan güvenim beni böyle davranmaya yöneltiyordu."

Bu bilgilerin ışığında diyebiliriz ki Çocuk Edebiyatı'nın Cesur Yürek'i Gülten Dayıoğlu. Yalnızca bu mu? Fedakar bir anne, aşk dolu bir eş, kitaplarına da yavrularına olduğu gibi şefkatle yaklaşan yazar, idealist bir öğretmen aynı zamanda. Ve en önemlisi de okurlarını önemseyen nadide yazarlardan. Kaprisli değil bazıları gibi. İmza günlerini, kitap fuarı ziyaretlerini bile okurlarına hizemt için aşkla şevkle yapan eşi bulunmaz bir insan. Bu gibi "gerçek" iltifatlar karşısında bile böbürlenmeyen alçakgönüllü bir insan.

Özverinin ve fedakarlığın kitabı Yaşadıklarım ve Düşlediklerim. Sevgi dolu bir anne ve başarılı bir yazar kimliği arasında bir insanın hikayesi. Her kitabını ayrı özenen, okuyucaya saygıyla ve en önemlisi de sevgiyle yaklaşan birinin öyküsü. Gülten Dayıoğlu ve o eşsiz kitaplarının öyküsü kısaca.

Önemli bir yapıt Yaşadıklarım ve Düşlediklerim. Benzeri yok edebiyatımızda. Böyle nadide bir fikir nadide bir yazardan çıkar ancak.

Başarılı yazar olmanın kilit noktalarından biri de iyi bir okuyucu olmaktır ama sadece kitapları değil. İyi bir yazar evreni de bir kitap gibi okur. Gülten Dayıoğlu'da bunu şöyle belirtiyor:

"Okuyorum: Elbette düzenli kitap okuyorum. Ancak bununla yetinmiyorum. Başka okumalarım da var. Örneğin; çevreyi, doğayı, dünyayı, insanları, hatta evreni sürekli kitap gibi okuyorum. U çok yönlü okuma eylemine öylesine koşullanmışım ki !... Sanırım, varlığım tüm varlıkları algılama dürtüsüyle donanmış. Hücrelerim sanki sayısız duyargalardan oluşma."

Kitabın üslubu kanaatimce kusursuz. Gülten Dayıoğlu'yla sanki kırk yıllık ahbabınız ya da arkadaşınızla sohbet eder gibi kitap boyu. İçtenlikle, samimi ve sevgi dolu bir anlatım... Bir de Gülten Dayıoğlu okuruysanız her sayfada ona karşı sevginiz katbekat artacaktır eminim.

Gülten Dayıoğlu'nun bu kitabı tüm okurları için vazgeçilmez bir kitap. Daha önce hiç Gülten Dayıoğlu okumamış kişiler içinse Gülten Dayıoğlu'yla tanışmak için büyük fırsat. Kitabı bitirdikten sonra tadı damağınızda kalacak ve tüm Gülten Dayıoğlu külliyatını elden geçirmek isteyeceksiniz. Onun gezilerini okurken her şeyin bir kitap konusu olabileceğini öğreneceksiniz.

Kısacası Yaşadıklarım ve Düşlediklerim yalnız yetmiş iki kitabın öyküsü değil, Gülten Dayıoğlu'nun aşkla kurulmuş ailesinin ve sevgiyle yoğrulmuş hayatının hikayesi.

Kitabın kapak tasarımı da gerçekten Gülten Dayıoğlu'nu yansıtıyor. Çok başarılı bir illüstrasyon. Genelde internette satış bandıyla beraber fotoğrafları var o nedenle sizler için naçizane fotoğrafını çekip kouyorum yanına.

Puan: 5 üzerinde 10 :)

Edebiyatla kalın.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Kitap Almanın Verdiği Dayanılmaz Haz :)


Yepyeni kitaplar aldım bugün. Hiç el değmemiş, sayfaları "kitap kokusu" dolu. Açılmayı bekleyen birer hazine her biri benim gözümde.

Kitap almak her zaman bana keyfi vermiştir. Bilhassa kitap seçerken geçirdiğim o dakikalar. Bir kitabı elime almak, evirip çevirip yerine bırakmak, ardından bir başkasını... Bu yüzden de genellikle belli bir kitap almak için gitmem kitapçılara. Hangi yazarın kitabını alacağımı belirlerim bazen o kadar. Çünkü ne kadar çok vakit geçirirsem orda, daha çok keyif alacağımı bilirim.

"Elif Şafak" külliyatını devirmeye çalışıyorum yine. -Geç de olsa- "Aşk"la tanıdığım ve hayran olduğum bir isim. Kemikleşmiş okur kitlesi onu "Aşk"la tanıyanlara sitem ediyor ama bence geç olsun da güç olmasın daha iyi. Zaten kendisi de romanın kolektif bir sanat olmadığını, yani kişisel olduğunu, o yüzden her okuyucunun kitap ve yazarla ilişkisinin farklı zamanlarda başlayacağı, farklı şekillerle devam edeceğini söylüyor. Bu sefer ; geçtiğimiz zamanda adından hayli söz ettiren "Baba ve Piç" ve Nazar Sözlüğü'yle de merakımı çeken "Mahrem"i aldım. "Şehrin Aynaları"nı da büyük bir zevkle okuyorum, bitince de hemen bu iki kitaba başlamayı planlıyorum.

Aldığım bir diğer kitapsa Gülten Dayıoğlu'nun bir nevi otobiyografik kitabı olan "Yaşadıklarım ve Düşlediklerim"... Küçüklüğümden beri severek okuduğum ve hayran olduğum bir yazar Gülten Dayıoğlu. Kardeşime de Gülten Dayıoğlu'nun kitaplarını tavsiye ediyorum şimdilerde. Gerçekten kalemimin güçlenmesinde ve hayal gücümün genişlemesinde önemli bir yer tutuyor Gülten Dayıoğlu. Bu kitapta tüm kitapların yazılış öyküleri bulunuyor. İçindeki kitaplara bir baktım da hemen hemen hepsini okumuşum. Birkaç eksiğim var onları da tamamlayacağım en kısa zamanda. Özellikle gezi kitaplarını almayı kafama koydum. İkisini okumuştum gezi kitaplarının ve çok beğenmiştim. Eminim diğerleri de öyledir. Kitabın kapak tasarımı da çok hoş, Gülten Dayıoğlu'nu yansıtıyor. Gayet keyifli ve hayatın içinden bir kitap olmuş. Doğan Hızlan'ın görüşleri de var kitapla ilgili, kitabın ek kapağında.
Unutmadan şunu da eklemeliyim. Çukurova Kitap Kırtasiye'nin Adana Anadolu Lisesi karşısındaki şubesine çok kereler uğramıştım , ama kitapların olduğu kısma bakmak nasip olmamıştı. İlk defa ordaydım ve gerçekten hayran kaldım. Çok düzenli hazırlanmış, insan aradığını kolayca bulabiliyor.

Kısacası beni çok keyifli günler bekliyor kitaplar açısından."Şehrin Aynaları" hakkında görüşlerimi de en kısa sürede paylaşıcağım.

Edebiyat okyanusunda keyifle kürek çekmeniz dileğiyle...

Kitapla kalın!

Kubilay

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...