Gelin hep beraber bir yolculuğa çıkalım. Açalım pencereleri. En rahat koltuğumuza oturalım. Şöyle geniş geniş oturalım ama diken üstünde gibi değil. Kapatalım gözlerimizi. Bulutları hayal edelim önce. Prova niyetine. Sonra açık pencereden süzülsün ruhumuz. Yukarıya... Bulutların olduğu yere. Şimdi açalım gözlerimizi. Her yer bembeyaz. Yumuşacık. En pofuduk bulutu seçelim. Bağdaş kuralım sonra. Ve... Aşağıya bakalım. Bilhassa bir yere doğru. "İskender hakkında tartışmalar" yazan tabelayı gördünüz mü, hah, oraya işte. İçinde olmamanın verdiği rehavetle dört bir köşesine bakalım. Yüzümüzü bir hayret kaplayacaktır o an. "Daha neler!" . Ağzımızdan dökülecek sözcüklerden belki de en masumanesi. Şaşıracağız. En derinden. Üzüleceğiz sonra. "Hey insanlar, ne yapıyorsunuz?", "Kendinize gelin!" diyebileceğiz o zaman. Gerçeği olanca şeffaflığıyla görmenin yarattığı etki bir miras bırakacak hepimizde. Bir sızı. Uzun süre geçmeyecek bir titrek acı....Olanı biteni hiç bilmek istemiyorum aslında. İskender hakkında bir kişinin daha zehirli sözler saçmasına dayanma gücüm kalmadı çünkü. "Ya ne yaptı size Elif Şafak?" diye haykırmak istiyorum. "Kimi kırdı, kimi incitti, kimin ekmeğine göz koydu, kime hakaretler savurdu?" . Yüreğim bu sözleri tekrarlayıp duruyor. Belki de geçen gün internette gördüğüm bir yorumdan sonra dayanma noktasını aştı şaşkınlığım, kızgınlığım. "İskender'i okuyacaktım ama intihal olduğu kesinleşti. Hiç okuyasım yok..." . Özür dilerim canım, anlayamadım ? Hangi güvenilir(!) kaynaktan öğrendin bu nadide(!) bilgiyi. İşin uzmanlarından mı? Hani adlarının başında gizli unvanları olan şu uzmanlar... Nefret Üniversitesi Kin Fakültesi İftira Ana Bilim Dalı Başkanı Bilmem Kim. Ha o mu? O dediyse tamamdır, başka zaman asla aynı fikirde olmayacağım biri ama bu konuda benle aynı fikirde, ben de bağrıma basayım onu, sonrası Allah kerim...
Nedir bu karalama kampanyası? Kitap kapağıyla başlayan mesele dünyanın en ağır ve çirkin duygularından iftiraya kadar nasıl sürüklendi? Neden? Mantıklı tek bir neden var. Başarılı insanların mahvolmasını isteyen kıskanç duygular. "Yayınlanmadan bilmemkaç bin baskı, vay vay vay, paraları götürdü açıkgöz? Zaten böyleleri batırıyor ülkeyi, dini imanı para bunların..." diyen zihniyetle aynısı işte. İntihal iftirasını ortaya atanlarda onlar, kapak meselesini de çıkaranlar yine onlar. Bu derinden gelen bir his. Ben başarılı değilsem, o da olmasın. Neden herkes onunla ilgileniyor, benimle de ilgilensinler. Tüm bunlar o kem zihniyetin ürünü.
Sosyal ağları da büyük ölçüde kirleten insanlar bunlar. Ruhları hep tedirgin, hep beğenilme arzusu içinde olan insanlar. Her sabah kendini takip edenlerin sayısına bakan, takip etmeyenlere kin besleyen insanlar. "Bana bakın, Elif Şafak'ın kitabının sayfa sayısı, şu kitapla aynı, demek ki çalıntı, bunu ben ispatladım, madalyamı verin çabuk" şeklinde mesajlar gönderen kişiler...
Belki de asıl mesele popüler olmak. Elif Şafak'ın popülaritesinden yararlanıp hayali merdivenlere tırmanmak, boş hayalden zirvelere ulaşıp aşağıdakilere selam göndermekten ibaret yapılanlar. Popüler olmayan başka bir yazara yapılacağını zannetmediğim hareketler. Yazara popüler olma, az kişi okusun seni demekten saçma bir şey olamaz. Her yazar okunmak için yazar. Herkes elini vicdanına koysun. Kim herkes tarafından okunmak istemez ki? "Kitap yazayım da kimse okumasın, oh ne güzel..." diyen biri mutlaka sorun sahibi bir insandır. Bir de kadın olmak. Hem kadın, hem popülersen vay haline! Erkek olsan bir nebze... "Erkektir yapar, döver de sever de." diyen bir zihniyetin bol bol yeşerdiği topraklarda erkek popülaritesi de hoş karşılanır tabii. Tıpkı bol bol adı geçen "olay dizinin" oyuncularına "Bana da tecavüz et!" diyen akıl sağlığı normal olmayan insanların davranışı gibi. İşte bu yüzden katmerli saldırıya uğruyor Elif Şafak, hem kadın hem popüler diye.
Olayın bir de başka yönü var. "Offf... Popüler yazar mı? Çok mu satıyor? Ben almayayım arkadaş. Klâsım sarsılır. Yarattığım havalı tipim bozulur. Sonra ne derler? Plajdaki kadınlarla aynı kitabı okumak iş mi? Tövbe, tövbe... Benim okuduğum kitap ayrı olacak. Yalnız ben bilmeliyim. Sonra da insanlara ben söylemeliyim. Onlar da okumakta zorlanmalı. Sonra ben ne kadar engin bir edebiyat zevkine sahibim demeliyim" diyenler ise normal hayatta daha makul olan insanlar. Onlardan bu tepkiyi görmek, arkadan bıçaklanmak gibi. İçlerin yatan derin elitist yaklaşım oldukça yanlış bir duygu. Yazar sadece biri için yazmaz, herkes için yazar. Okumamanın nedenini "çok okunması" olarak gösterirsen bu pek mantıklı olmaz. Bu diğer tüm okurları da küçümsemek demektir. Benim kanaatimde, bilgisiyle tepeden bakmanın ten rengiyle üstünlük sağlamak arasında hiçbir farkı yok. Ev hanımlarını, plajdakileri, sokaktakileri, gençleri, daha az ön planda olan kesimleri aşağı görmekten başka bir şey değildir bu. Asıl üzücü olan ise, başta da söylediğim gibi, bunu yapanların durumudur. Onlara yakışmayacak bu yorum beni gerçekten üzüyor.
Her şey bitecek tabii. Neler son bulmadı ki... Bir süre daha talan hali devam edecek. Eline çamuru alan fırlatacak. Medya olayı sürekli kaynatıp duracak. Sonra. Kısa bir mola. Bir sonraki aşağılama, hor görme seansına kadar ihtiyaç molası. Yeni hakaretler düşünme, yapılacaklar için enerji toplama arası. Peki ya karşıdakinin enerjisi? Onun ruh halinin yerle bir olduğunun farkında değil misiniz? Fiziksel linç nasıl bedeni yaralarsa, ruhsal linç de gönlü yaralar. Ağulu kelimeler kalp kırar, can yakar.
Elif Şafak olanlar karşısında en iyi cümleyi sarf etti: "Okurum beni bilir." Gerçek okur, yazarını bilir. Onunla gönülden bir bağ kurmuştur. Sarsılmaz, sapasağlam bir köprü. Bu süreçte okurlara düşen de yazarın yanında olduğunu hissettirmek, tüm saldırılara en iyi cevabı vermektir...
Ben tüm kalbimle ve ruhumla Elif Şafak'ın yanındayım. Tüm bu nefret sürecinin geçmesi en büyük dileğim. Tüm okurlarıyla beraber Elif Şafak'a destek olmaya devam edeceğiz. Kelimelerin sivri okuna karşı, hep beraber bir kalkan oluşturacağız. Daima, hep, sürekli...
Unutmayın, yazara yapılan her kin dolu davranış, okurlarını da yaralar. Hala devam edeceğim diyenler tabii ki olacaktır. Ruhlarının, kalplerinin bir gün şifa bulması dileğiyle...
Kubilay
