5 Temmuz 2014 Cumartesi

Life of Pi: Senin Hikâyen Hangisi?

Hepimiz hikâye toplayıcılarız. Hayat dinlediğimiz, okuduğumuz, izlediğimiz hikâyelerden ibaret. Kısa süre önce aramızdan ayrılan Marquez şöyle demişti: “…Hayat hatırladıklarımız ve hatırladıklarımızı nasıl anlattığımızdan ibaret.” Sinema tarihinde bu durumu en güzel anlatan filmlerden biriyle karşı karşıyayız: Life of Pi. Üstelik Yann Martel’in aynı adlı romanından uyarlama olan film hayatın, edebiyatın ve sinemanın destansı bir harmanına dönüşüyor.

Hintli Piscine Monitor Patel ya da diğer adıyla Pi’nin bir gemi kazası sonucu su üstünde kalan tek filikada Bengal kaplanı Richard Parker’la beraber verdiği yaşam mücadelesini anlatan bir film olarak tanımlansa da aslında cümlelere sığmayacak hikayesi olan bir film Life of Pi. Pi’nin zorlu macerasını seneler sonra yetişkin Pi’nin ağzından dinliyoruz. Pi hikayeyi bir yazara anlatıyor ve biz de geri dönüş sekanslarıyla olayın akışına dahil oluyoruz. Yönetmen Ang Lee büyük bir uyarlama fiyaskosu olan anlatıcı-olay akışı ikilemini tam kıvamında çözüyor. Karşımızda kitabın havasını taşıyan bir eser çıktığını her saniye anlayabiliyorsunuz. Hayal gücünüzde oluşturduğunuz kişisel kitap maceranızın beyaz perdeye yansıması. Pi’nin alamet-i farikasının temel taşlarından en önemlisi belki de bu.

Adını bir yüzme havuzundan alan Piscine Monitor’un (Monitor Havuzu) kendine Pi ismini veriş öyküsü ve Pi’nin genç yaştaki manevi arayışını olabilecek en mükemmel biçimde izliyoruz. Beyaz perdede nasıl karakter betimlemesi yapılacağını öğrenmek bu olsa gerek. Hikayenin devamına ve resmin bütününe hakim olabilmemizi sağlayan altyapı da burada oluşuyor. Bu noktada din olgusu Life of Pi’nin mükemmel anlatısını güçlendiren fikri çatıyı oluşturuyor. Pi bir Hindu, bir Hıristiyan ve bir Müslüman. Yazarın deyişiyle biraz da Yahudi, üniversite de Kabala inancıyla ilgili dersler veriyor. Senaryo bu dakikalarında her biri uzun bir çözümlemeye konu olabilecek vurucu repliklere sahip:

 “Efsanelerin tatlı yalanların sizi kandırmasına izin vermeyin çocuklar. Din karanlıktır.”
“Nihayetinde onu tanrı değil batının tip ilmi kurtarmış.”
“Dinimiz onu geçmişine bağlayan tek şeydi.”
“Suçluların günahlarının kefareti için masumları feda etmek, nasıl bir sevgidir bu?”
“Teşekkürler Vishnu, bana İsa’yı tanıttığın için.”
“Çünkü aynı anda her şeye inanmak, hiçbir şeye inanmamakla eşdeğerdir.”
“Bilim dışarıda neler olup bittiğini bize öğretebilir ama kalpte olanı değil.”
“-İnanç çok odalı bir evdir. – Ama şüpheye odası yoktur. –Hayır, sürüyle hem de her katında. Şüphe yararlıdır, inancı canlı tutar.”

Film boyunca Pi’nin rasyonel düşünceyle maneviyat-din arasında gidip gelmesi çocukluğundan başlıyor. Üniversite eğitimi almış ve dinine düşkün bir anne, dini kökenlerine düşkün alt sınıf bir aileden gelen rasyonalist düşünceye sahip bilime dinden daha çok güvenen bir baba gibi ikilemlere sahip ebeveynlerin çocuğu Pi. Pi’nin Yaşamı ustalıklı metaforlara sahip bir hikâye olma özelliğini burada kazanıyor. Film boyunca kafanızda soru kasırgaları oluşuyor: Benim hikâyem hangisi? Din ve rasyonel düşünce çatışması ne anlam ifade ediyor? Peki benim tarafım hangisi? Adını bilimsel bir kökene sahip “irrasyonel” bir sayıdan alan Pi başlı başına bir sorgulama, bir arayış insanı. Fırtına sonrası filikada, uçsuz bucaksız okyanusta kalan Pi Tanrı’yla konuşuyor. Kısa süre önce izlediğim Nuh: Büyük Tufan’ı hatırlayınca kimi zaman Nuh’u andıran bir sorgulama seziliyor. Repliklerden biri de buna işaret ediyor aslında. “Pi’nin Nuh Gemisi’ne hoş geldiniz.” Öykü burada bir Nuh Peygamberin hayvanlarla dolu gemisine bir gönderme içeriyor. Bu arada sahne geçişlerinde Pi’nin Albert Camus’nun Yabancı’sını okuduğu ayrıntısını da gözden kaçırmamak gerek.

Filmin kudretli hikâye anlatımı ve metaforu yanında daha sinematografik açıdan yaklaşırsak çok başarılı görsel efektlere sahip. Okyanus sahneleri, gece olunca ışık deryasına dönüşen deniz canlılarına sahip derin sular görüntülerle şiir yazıyor. Hele ki durgun sulara yansıyan turuncu tonlarda gökyüzü ve sonsuzluğun sahne aldığı sekanslar sizi masalsı bir rüyada hissettiriyor. Söyleyecek çok şeyi olan filmin bunu böylesine başarılı görsel efektler, ses kullanımı ve müziklerle desteklemesi Life of Pi’yi unutulmaz yapıyor. Bengal kaplanının ve diğer hayvanların Pi’yle yaşadıkları ise animasyon teknikleri konusunda ağzımızı açık bırakacak cinsten.

Bengal Kaplanı Richard Parker’dan söz etmeden geçmek olmaz. Edebiyat ve sinema tarihinin hayvanlarla bağ kuran insanlar olgusunu yerle bir eden Richard Parker, bizi hayvanlar hakkında da düşünmeye davet ediyor. Hayvanların derinlikli duyguları var mı yoksa onların yöneten tek şey vahşi güdüleri mi? Hikâyenin bilinçsizce önemini artıran Richard Parker Pi’nin içindeki vahşiyi sorgulamasını sağlıyor. Filmin gidişatına büyük aksiyon da böylece eklenmiş oluyor. Bol hareketli sahneler akışkanlığı ve seyir keyfini artırıyor. Fırtına sahneleri de hikâyeye hız veriyor. Böylece temelde insanoğlunun çıkmazlarına dalan felsefi sorgulamaya sahip bir film bu kadar keyifli, heyecanlı, aksiyon dolu bir aile-macera filmine dönüşüyor. Sadece görseli ve bahsettiğim ögeler bile göz önünde tutulunca hiçbir izleyicinin sıkılmayacağına garanti verebilirim.

Film bu kadar başarılı ögelere sahipken oyunculukların bir adım geriye düştüğünü söyleyebilirim. Life of Pi, işi zaten oyuncularına bırakmayan bir film olsa da oyuncuların da paylarına düşeni yaptıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir sürpriz olarak Gerard Depardieu da geminin aksi aşçısı rolünde karşımıza çıkıyor.
Life of Pi 2012 Oscarlarında En İyi Yönetmen (Ang Lee), En İyi Görsel Efektler de aralarında olmak üzere 4 heykelciği evine götürmüş bir film olarak da sinema tarihinin sayfalarına altın harflerle yazılmış durumda. Birkaç sene içinde bir klasiğe dönüşmüş olması ve evrensel anlatısının zamansızlığı bu başarının hak edilmiş olduğunu su götürmez şekilde gösteriyor.

Hepimiz bir arayış içinde değil miyiz? Amacınız, hedefiniz, varmak istediğiniz nokta ne olursa olsun Life of Pi size bir başucu hikâyesi sunuyor. İki saatlik yolculuğunuz bittikten sonra sizi zihniniz derinliklerindeki okyanusta yapayalnız bırakıyor. Sahi sizin hikâyeniz hangisi?

Kubilay

***

Filmin IMDB Sayfası: http://www.imdb.com/title/tt0454876/
Filmin resmi web sayfası: http://www.lifeofpimovie.com/

4 yorum:

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Evet ya hepimiizn bir hikayesi var gerçekten. Film güzelmiş. Sağol tanıtım için ve lütfen daha sık yaz. Takipteyim :)

Kontrast dedi ki...

@Hayat İzlerim...,

Teşekkürler!

Dostlukla kal!

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Filmi sinemada izledim doğrusu bayağı da oldu ama ben de maneviyatı vurgulaması açısından filmi beğenmiştim. Sorgulayıcı ve sorgulatıcı bir senaryoydu ayrıca görsel açıdan da zengindi.
Sen de çok güzel anlatmış ve yorumlamışsın, fikrine, eline sağlık...
Görüşmek üzere:)

Kontrast dedi ki...

@Baykuş Gözüyle,

Ruhdaş blogger'larla aynı filmlerde farklı dünyalara yol almak ne güzel :)

Beğeniniz için teşekkürler!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...