23 Ocak 2014 Perşembe

Ustam ve Ben: "Beyaz Bir Filin Eflatun Ayak İzleri"



“Etten kemikten yapılma suratları unutup, nefesten müteşekkil kelimeleri hatırlamak ne garip.”

Kelimelerden dünyalar kuran, cümleleri nefes alan, üslubunun tadını unutamayacağınız sevgili Elif Şafak’ın son kitabı Ustam ve Ben beklenildiği üzere yine çok konuşuldu, tartışıldı. Benim büyük kıymet verdiğim ve derin sevgi beslediğim,yakın zamanda tanışma imkanı da bulduğum Elif Şafak’ın “beklenen” eseri Ustam ve Ben’i bitirdim ve kelimenin tam anlamıyla yıllardır yazmayı beklediğim bu yazıya büyük bir heyecanla başlıyorum.
Ustam ve Ben, çok katmanlı, zengin kadrolu, uzun soluklu ve bir önceki Elif Şafak romanı İskender’den farklı olarak Pinhan okurlarına göz kırpan üslubuyla hem alıştığımız hem de ilk defa okuyacağımız “Elif Şafak romanı” özellikleri taşıyor. Her yazarın üslubu imzasıdır elbet. Elif Şafak’ın külliyatını takip edenlerin iyi bildiği o üslup imzasını gerçekten özlediğimizi hissettiren Ustam ve Ben gerçek anlamda bir yolculuğa çıkmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Neon ifadelerle gözümüzü alan “destansı” bir yolculuk değil bu, kırıklarıyla dökükleriyle, hatalarıyla sevaplarıyla eflatun renkli harfler le “insancıl” bir yolculuk. Hayatın kendisi gibi.

“Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla.”

“Roman, Mimar Sinan’ı anlatıyor.” Belki bu tanım, romanı okumayanlara garip gelmeyebilir ama okuduktan sonra durum farklı iki açıdan. İlki okuduktan sonra kendi adıma “Sinan” oldu “Mimar Sinan” benim için, Elif Şafak öyle güzel bir Sinan portresi çizmiş ki can dostum gibi ağabeyim, babam gibi hissettim sanki. Nefes alan Sinan, her zaman yanınızda olmasını isteyeceğiniz bir üstat, ilim adamı, nevi şahsına münhasır bir kişilik. İkincisi ise bu bir biyografik roman değil elbet, Sinan tek eksen değil. Belki de Cihan’ın dediği gibi adeta karakterleri bir arada tutan bir zamk. Cihan demişken… Romanımızın akışını belirleyen, yol arkadaşımız Cihan, sahte “Hintli” filbaz, Mimar Sinan’ın çırağı, Mihrimah’ın aşığı, Çota’nın ruhdaşı. Ve Çota… Romanın kapağından da bize göz kırpan beyaz fil Çota belki de romanın gizli baş kahramanı.

Çota’yla ilgili elbette söylenecek çok şey var ama Çota, bir kitaba nazire edercesine herkesin farklı algılayacağı ve farklı hisler besleyeceği ama son tahlilde “sevgi” denilen duygunun en safi halini içinizde hissettirecek o inanılmaz mahluk. En önemlisi de Cihan’la Çota ilişkisi. Elif Şafak’ın derinlemesine işlediği insan-hayvan ilişkisi, bu nadide dostluk Cihan’ı da Cihan yapan şey aslında. Cihan, uzak diyarlardan gelse de bizden biri, hatalarıyla sevaplarıyla etten kemikten müteşekkil ademoğlu. Kendi çelişkileriyle barışmaya çalışan Cihan var karşımızda, Ustam ve Ben’in öznesi romanın olmazsa olmazı Cihan’la roman boyu özdeşleşmemeniz mümkün değil.

Roman kadrosu bakımından epey zengin olan Ustam ve Ben, hem hayali hem gerçek karakterlerden izler içeriyor. Bahsettiklerim dışında tabii ki Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan, elçi Busbecq, Şah Sultan, Sokollu Mehmet Paşa gibi gerçek tarihi kişilikleri de bünyesinde eritiyor. Kaptan Garreth namı diğer Delibozuk Reis, Mimar Sinan’ın çırakları Yusuf, Davud ve Nikola, Karanfil Kamil Ağa gibi hayali karakterlerde içeriyor. Ama bunların arasında özellikle bahsetmek istediğim bir karakter Melchior. Osmanlı’ya gelen bir ressam, çizer olan bu “gerçek” kişiliğin renkli katkısı romana tat veren unsurlardan biri. Melchior zamanında Osmanlı’ya gelmiş ve birçok çizim yapmış, Batı’dan bize bir bakış. İncelenmesi, araştırılması gereken bir karakter olduğunu düşünüyorum.

Melchior'un Süleymaniye çizimi
Ustam ve Ben, farklı açılara sahip bir roman. İlim adamı Takiyeddin’le beraber Osmanlı’da bir rasathanenin başına gelenleri anlatan yazarımız bize bilim, taassup ve tarihimiz üzerine düşünme fırsatı sunuyor:

“Derdi ki elçi, hem Şark’ta hem Garp’ta ilim tehlikeli bir uğraştır. Fakat sadece Şark’ta, devlet bir yandan, ahali bir yandan, insanın öğrenme şevkini kırar. Garp’ta da âlimlerin başı derde girer ama yenileri çabuk çıkar. Halbuki Şark’ta yenilerin yetişmesi zordur, çünkü çıraklar da, ustalar gibi köstek görür her koldan…”

Takiyeddin'in rasathanesini gösteren bir minyatür

Bir halk olarak “Çingeneler”i de romanına dahil eden Elif Şafak dışlanmışlıkları, ötekileştirme ve önyargıları okurun gözleri önüne seriyor. Renkli ve eşsiz Balaban karakterini kendi adıma önemsiyorum ve Elif Şafak’ın oluşturduğu en başarılı karakterlerden biri olduğu kanaatindeyim. Romanın gidişatında da önemli yol ayrımlarında karşımıza çıkan Balaban’ı gözden kaçırmayın derim.

Ustam ve Ben, yarılmış bir nar gibi her tanesi ayrı dünya ayrı fikir veriyor. Kafka’nın deyimiyle içimizdeki buz denizi buzdan-balta misali kıran romanlardan. Nar tanelerinden birinde de Elif Şafak’ın sevdalandığı –aslında tüm dünyanın sevdalandığı- İstanbul’da karşılıyor bizi. Romana mekan olan İstanbul’a Elif Şafak bu sefer farklı bir açıdan, gündeme gönderme olarak çarpık kentleşme ve mimari sorunlar üzerinden eğiliyor. Ustam ve Ben’de şehir yine önemli bir öge:

“Yalnız şunu unutmayın ki şehirler de insanlar gibidir… Onlar da yaralanır ve kanar. Yapılan her gayrimeşru bina İstanbul’un kalbine çakılmış bir çividir… Herkes her yere inşaat kondurmak isteyebilir ama bu İstanbul’u üzer, incitir, bitirir. Buna hakkımız var mı?”
“Bazı şehirlere kendi istediği için gider insan; bazılarını da şehir istediği için.”

Mekansal sentezi mimariyle ele alan ve İstanbul’a bu bakış açısından baktıran sebep elbette ki Mimar Sinan faktörü. Sinan’ın çağının fersah fersah ötesindeki şehir planlamacılığı, mimari dehası, insana verdiği önem ve elbetteki o eşi benzeri bulunmayan eserleri. Okuyunca mutlaka her birini görmek isteyeceğiniz ve romanda inşaatına şahit olduğumuz başyapıtlar da neler yok ki? Şehzadebaşı Camii, Süleymaniye, Selimiye’nin yanında Mimar Sinan’ın şehre su getirme ve ulaşılabilirliğini artırma görevini üstlenen su taşıma depolama sisteminin inşaatı da Ustam ve Ben’de okurları bekliyor. Aslında Ustam ve Ben’in en önemli büyülerinden biri bu. Okudukça tuğlaların birleştiği, harçların karıldığı, çinilerin renklere kavuştuğu ve her biten bölümde sayfalarının arasından binalarının yükseldiği bir roman bu. Mimar Sinan’ın binalarına girdiğinizde hissedeceğinizi, kafanızı kaldırdığınızda kalbinizi ritmini değiştirecek ayrıntı romanın satırlarında saklı aslında:

“Kubbe” dedi Sancha. “Bütün sesleri toplayan bir kubbe. İnsanlara bir Rab olduğunu ve onun korku ve ceza değil, merhamet ve sevgi saçtığını hatırlatacak kubbeler yapmalıyız. Kimseyi ezmeyen. İnsan ve Tanrı’yı yakınlaştıran kubbeler.”

Tasavvuf ve aşk, Elif Şafak’ın Pinhan’dan beri tüm yazarlığına öyle ya da böyle –iyi ki de- katılan iki tema yine karşımıza çıkıyor. Mecnun Şeyh’in yargılanması kitlelerin tasavvufa bakışı ve şeriatın güçlü kanatlarının gölgesinde kalan halkın halini anlatan bir Osmanlı –aslında sadece Osmanlı değil…- panoroması sunuyor. Mecnun Şeyh’in ağzından çıkan kelama kulak vermek eminim hepimize çok şey katacak:

“Allah tacir mi hesap tutsun? Niye baksın günahın sevabından fazla mı diye, elinde terazi mi tutar? Buysa oruç tutmana sebep, tutma. Buysa sana secde ettiren, etme. Allah kâtip değil ki deftere kaydetsin. Takvada sahtekâr olacağına, günahında samimi ol, daha iyi.”

Bir diğer bahsetmek istediğimse yine Elif Şafak’ın kucaklayıcı ve empatiyle yoğrulmuş bakış açısından izlediğimiz padişahlar, kadın sultanlar, paşalar, sadrazamlar. Elbette kanlı anlara sahne olmuş bu hayatlara insani bir dokunuşla yeniden hayat veren Elif Şafak, bir şekilde anlaşılamayan ve yanlış anlaşılan bu insanlara kem nazarla bakmamızı engelleyen halis bir bakış açısı sunuyor.

Bir de kitabın Sinan’ın ağzından dökülen ve hayata dair çok şey söyleyen ve aslında bize insanın ister Osmanlı’da yaşasın ister günümüzde yine “insan” olduğunu ve insani duyguların evrensel ve zamansız olduğunu anlatıyor:

“Yaptığın işi gönlünde hissedersen, ırmaklar çağlar içinde.”

“Şayet bir işi başarmak istiyorsan, onu neden bir başkasının değil, senin yapman gerektiğine kâinatı ikna etmen lazım. Bunun da tek yolu, çalışmaktır.”

“Vücut sarayını Rab inşa eder, anahtarını bize teslim eder.”

Selimiye'de  müezzin mahfili "Arzın Merkezi"(mi?)
Bir de kişisel olarak bahsetmeden geçemeyeceğim biri var Ustam ve Ben’den: Sahaf Simeon. Kitaplara sevdalı Elif Şafak’ın kitaplara sevdalı okuru olarak sanki bana yazılmış gibi hissettiğim satırların ev sahibi Simeon’un Elif Şafak’ın benzersiz betimlemesiyle canlandırdığı o kütüphane-ev’i, yaşam alanını ele geçiren kitapları, mürekkep ve kağıt kokusu… Cümleyi tamamlamayacak hale geldim , eminim ki gerçek okurların büyüleneceği bu satırlarda siz de farklı bir deneyim yaşayacaksınız:

“Üstatlar mühimdir ama kitaplar daha âlâdır, unutma. İnsanın bir kütüphanesi varsa bin öğretmeni var demektedir. Aslolan öğrenmektedir.  Cühela takımı zanneder ki bu âleme yiyip içmeye yahut kavga çıkarmaya geldik. Veya çoluk çocuğa karışmaya. Hâlbuki esas işimiz bilgimizi ilerletmek. Bu sebepten buradayız.”

Ustam ve Ben daha nice bahsedemediğim yönleriyle sonsuz kapılı bir saray. Okurların keşfini bekliyor, nice yönden ele alınacak eleştirileri ve unutamayacağınız anılara kaynaklık yapmayı da öyle. Nice zamandır beklediğimize değen kitap, İskender’den önceki Elif Şafak külliyatına daha yakın duruyor, bu da kimi okurların daha hoşuna gidecek eminim, bahsetmeden geçemeyeceğim bir unsur bu.



Nice yönleriyle daha fazla daha ayrıntılı ele almak istediğim Ustam ve Ben’i olay gidişatından ve anahtar noktalardan bahsetmemeye çalışarak ele aldım. Gerisi sizlere kalmış. Edebiyatımızın unutulmaz romanlarından biri olacağı kesin olan Ustam ve Ben sizi başka kitaplara, başka yazarlara da yönlendirecek ve çıktığınız yolculuktan uzun süre dönemeyeceksiniz.

Hayatımın yazarı Elif Şafak’a tüm okurlar adına teşekkür ediyorum kalbimden, ruhumdan, derûnumundan. Bize bu güzel eseri ulaştıran Doğan Kitap’a da ayrıca teşekkürler
.
“Aşk gibiydi okumak da…  Neden, nasıl müptelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü.”

Edebiyatla kalın…

Kubilay


9 yorum:

lale dedi ki...

Sevgili Kubilay
Öncelikle İstanbul'a hoşgeldin.Mimar Sinan'ın İstanbul'una neler yaptığımızı onu nasıl katlettiğimizi artık yakından göreceksin:))
Sana tüm samimiyetimle söylüyorum, yazını Elif Şafak okusa kendi kitabını yeniden okur. Umarım yazın ona ulaşır. Hatta maille gönderebilirsin. İskender'i yazdığı sırada biraz mailleşmmiştik hatta...

Sevgilerimle

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Ben de çok beğendim bu güzel yazıyı, iyi ki döndün Kubilay.
Senin bu güzel referansın için listeme aldım Ustam ve Ben'i, sevgiler, sen de edebiyatla kal ...

Yiğit Bekir Kaya dedi ki...

Gerçekten çok güzel ve açıklayıcı bir derleme yapmışsınız. Elif Şafak'ın bu kitabına başlarken bana oldukça iyi bir yardımcı oldu. Ben de zaten size Elif Şafak'ın tweet'i ile ulaştım, dolayısıyla mesaj yerine ulaşmış durumda.
Umarım daha nice yorumlarınızı okurum.
Tebrikler.

MAVİANNE dedi ki...

Çok ama çok beğendim yazını
Ayrıca Lale'ye katılıyorum,
Senin roman analizini Elif Şafak okumalı
selamlar

Kontrast dedi ki...

@lale,

Lale Ablacım, desteğin için teşekkürler. Kıymetli sözlerin ne güzel öyle, iyi ki varsın :)

@hayat izlerim,
Teşekkürler, ne mutlu ki bir kitap ekledim listene, hoşbuldum :)

@yiğit bekir kaya,
Yeni bir dost, yeni bir okurla tanışmak ne güzel. Rica ederim, beğendiğinize sevindim. Her daim kapımız açık, mesajlar yerine ulaştıysa ne mutlu ;)

@mavianne,

İnce sözleriniz için teşekkür ederim ve mutlulukla belirtmek isterim ki bu halis niyetleriniz sayesinde Elif Şafak yazımı okudu ;) İyi ki varsınız!

Kubilay

Elife dedi ki...

Ne Sayın Elif Şafak Hanımefendi için ne de intihal mi değil mi tartışmaları yapılan son kitabı için bir şeyler yazacağım. Diyeceklerim sana.

İncecik nehirlerin vardı kelimelerden. Okudukça çoğalan, çağlayana dönüşen. Beyaz sayfaları siyah harflerle mükellef bir şekilde donatan sen varken başka birine, başka bir esere tek harfimi bile vermek gelmiyor içimden.
Denizine taş attığım bir sahil oluyor blogun bazen durarak yürüdüğüm ıssız bir yol.Yazmaktan hiç vazgeçme. Vazgeçme ki sana uğrayanlar yolunu kaybetmesin.
Elife

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Öncelikle hoşgeldin:)
Umarım yine sıkça buralarda olursun...
Elif Şafak benim de sevdiğim yazarlardan biri, bu kitabını da bir süre sonra okuyacağım elbet. Yazın ve kitapla ilgili düşüncelerini çok beğendim, yazdıkların benim için de değerli bir referans oldu, çok teşekkürler...Eline, yüreğine sağlık:)

Begonvilli Ev dedi ki...

Öncelikle hoş geldin!
Elif Şafak hayranı olduğunu biliyorum. Bu bloğa göz atan herkes de bilir zaten:)
Belli ki emek verilerek yazılmış bir yapıt. Konu ilginç ve entellektüel eğilimlere hitap ediyor. Okumadığım için fazla bir şey söylemeyeceğim ama güzel bir tanıtım yazısı olmuş.

Kafa Dergi dedi ki...

Kontrast... yeni keşfettim...

Ben de bloglarıma bekliyorum. Seveceğinizden eminim :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...