<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770</id><updated>2012-02-10T20:50:22.447+02:00</updated><category term='Sufinin Yolu'/><category term='Lütfen Anneme İyi Bak'/><category term='Twitter'/><category term='Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç'/><category term='Yeşil Kiraz'/><category term='Ağrı&apos;nın Derinliği'/><category term='John Twelve Hawks'/><category term='Bedia Ceylan Güzelce'/><category term='İskender'/><category term='Firarperest'/><category term='Limon Ağacı'/><category term='Kirâze'/><category term='Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'/><category term='Araf'/><category term='Çukurova Kitap Kırtasiye'/><category term='Şehrin Aynaları'/><category term='Halide Edip Adıvar'/><category term='Albrecht Dürer'/><category term='Cariyenin Kızı Mihrimah'/><category term='Baba ve Piç'/><category term='Yaşadıklarım ve Düşlediklerim'/><category term='Solmaz Kâmuran'/><category term='Dokuzlar Yasası'/><category term='Demet Altınyeleklioğlu'/><category term='Med-Cezir'/><category term='Bit Palas'/><category term='Mahrem'/><category term='Gülten Dayıoğlu'/><category term='Michelangelo Buonarroti'/><category term='Diğer'/><category term='Kyung-sook Shin'/><category term='Gabriel Garcia Marquez'/><category term='Vivet Kanetti'/><category term='Ece Temelkuran'/><category term='Huysuzun Teki'/><category term='Nazan Bekiroğlu'/><category term='Sandro Botticelli'/><category term='Çay'/><category term='Hüseyin Rahmi Gürpınar'/><category term='Yorumlarım'/><category term='1473'/><category term='İsimle Ateş Arasında'/><category term='Moskof Cariye Hürrem'/><category term='Leonardo da Vinci'/><category term='Selim İleri'/><category term='Terry Goodkind'/><category term='Denemelerim'/><category term='Sandy Tolan'/><category term='Jan Van Eyck'/><category term='Yolcu'/><category term='Kolera Günlerinde Aşk'/><category term='Kaçık Sanat Tarihi'/><category term='Siyah Süt'/><category term='İdris Şah'/><category term='Vurun Kahpeye'/><category term='Cariyenin Gelini Nurbanu'/><category term='Elif Şafak'/><category term='Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın'/><title type='text'>Kontrast</title><subtitle type='html'>"Kontrast" kitaplar, yazarlar, edebiyat yani kısaca hayat hakkında. Bir pırıltıdır yaşamak... "Kontrast"  da hayat pencerenizi parlatıp, pırıltınızın "kontrast"ını ayarlayan bir cam silici...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-5256772918046866960</id><published>2012-01-29T13:25:00.000+02:00</published><updated>2012-01-29T13:25:18.008+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gabriel Garcia Marquez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kolera Günlerinde Aşk'/><title type='text'>Kolera Günlerinde Aşk - GABRIEL GARCIA MARQUEZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vbaczBReHuw/TyUonQWRYPI/AAAAAAAAArs/08B_1Gh85X8/s1600/kga%C5%9Fk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-vbaczBReHuw/TyUonQWRYPI/AAAAAAAAArs/08B_1Gh85X8/s320/kga%C5%9Fk.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Doğru gidelim, doğru, dosdoğru, La Dorado'ya dek."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir okumak istediğim ama bir türlü alıp okumaya fırsat bulamadığım Kolera&amp;nbsp;Günlerinde Aşk'ı okumak nihayet nasip oldu. Bu kitap benim okuduğum ilk Gabriel Garcia Marquez kitabı olma özelliğini taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolera Günlerinde Aşk, okuyucuyu romana hızla bağlayan ve beklenmeyen bir başlangıçla açılış yapıyor. Jeremiah de Saint-Amour isimli "tanrıtanımaz bir ermiş"in ölümü ile ilk olarak tanıştığımız ana karakterlerden biri &amp;nbsp;Doktor Juvenal Urbino oluyor. Romanın geri kalan karakter-anlatım tarzının da ilk örneğini bu noktada görüyoruz. Marquez her karakterin penceresinden ayrı ayrı bakarak olayları ilerletiyor. Bunu yaparken de belirli bir sıralama gözetmiyor. İlk tahlilde olayları ön planda tutan Marquez karakterlerini de işlediği olay bağlamında ele alıyor. Bu genel tutumun aksine kimi kısımlarda da&amp;nbsp;karakterlerini olayların önüne almayı tercih ediyor. Nobel ödüllü Marquez'in alamet-i fârikası bu noktada ortaya çıkıyor. Aynı anda hem güçlü karakterler hem de güçlü olay örgüsü kurmayı ustalıkla başarıyor, bu durum da okuyucu için en önemli noktalardan biri olan inandırıcılığı artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez'in anlatımı okur merkezli Marquez, okuru alıyor ve bir sandalyeye oturtuyor. Ve sonra başlatıyor sihrini. Karakterlerini, mekanları, olaylarını tek tek sahneye gönderiyor. Bu durum onu gerçekçi roman dünyaları yaratmak bağlamında eşsiz kılıyor. Ufak ayrıntılara dikkat eden yazarlığı sayesinde dört dörtlük bir dünya kuruyor ve okuyucuya kalan yalnızca iki şey oluyor: Durmaksızın şaşırmak ve hayran kalmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KCPEVAUDzso/TyUpr6XulfI/AAAAAAAAAr8/lTVOicPdeok/s1600/240px-Gabriel_Garcia_Marquez,_2009.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-KCPEVAUDzso/TyUpr6XulfI/AAAAAAAAAr8/lTVOicPdeok/s1600/240px-Gabriel_Garcia_Marquez,_2009.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Marquez&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Kolera Günlerinde Aşk'ın başarılı anlatımı ve kurgusal dizilimi yanında, bir roman için vazgeçilmez unsurlardan biri olan teması açığa çıkıyor. Okuduğum romanların arasında aşka hep yan hikayeler aracılığıyla şahit olmuştum. Zaten günümüz yayıncılığında aşk, ya mutlaka aksiyonla harmanlanıp genç ve evrensel akıma uyduruluyor ya da saf romantizm ve günlük olaylar eşliğinde sunularak -benim için- pek de çekici olmayan bir hale getiriliyor. Bu ve bunun gibi nedenlerden böyle kitaplar okumayı pek fazla tercih etmiyorum. Haliyle okuduğum kitaplardaki kurguya destek sağlayan aşklarla idare etmek zorunda kalıyorum. Marquez ise tam anlamıyla bir "aşk" romanı yazıyor. Her satırına, her harfine maddi anlamda da sayfaların liflerine aşkın zerk edildiği bir kitap Kolera Günlerinde Aşk. Yanlış anlaşılmasın bahsettiğim amiyâne tabirle vıcık vıcık ve fazlasıyla Hollywood menşeili romantizmi olan bir kitap değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez, aşkı en iyi anlatan yazarlardan. Aşkı hayattaki haliyle, en canlı, en gerçek, vahşi, yabani, duygusal, maddi, bedensel, ruhsal, hazin, uçarı, sadâkat dolu, ihanetlerle örülü, "nefes alan" bir aşk öyküsü sunuyor bize. Ulaşılmaz bir aşk sunmamasının yanında yine de imrenilecek bir aşk aslında. İşte temanın sihirli tozunu burada serpiyor Marquez: Aslında yaşadığınız aşklar, hayatın dışarıdan bakınca sıradan gözüken aşkları, işte asıl aşklar onlardır. Ulaşılmaz aşk ütopyasını çatır çatır çökertiyor Marquez, usta kalem darbeleriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-l5hHWidXFvc/TyUqBURecaI/AAAAAAAAAsE/IYVeCswd4kI/s1600/220px-Love_cholera.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-l5hHWidXFvc/TyUqBURecaI/AAAAAAAAAsE/IYVeCswd4kI/s320/220px-Love_cholera.jpg" width="208" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Oscar ödüllü Javier Bardem'in oynadığı film uyarlamasının müzikleri de&lt;br /&gt;dünyaca ünlü Latin sanatçı Shakira'nın imzasını taşıyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Karakterler ise tam anlamıyla muhteşem birer portre eşliğinde sunuluyor. Bu noktada romanın başrolünü, Florentino Ariza alıyor. Kolombiyalı "sadâkatli çapkın" Florentino Ariza zıtlıkları bünyesinde barındıran bir karakter. Tutkulu, lirik, edebi; yakışıklı, çapkın, edepsiz; içine kapanık ve aşkın her haline aşık Florentino Ariza kadınlar hakkında deneyimlerini de bir kitapta birleştiriyor. Marquez, Florentino Ariza'nın birick aşkını, Fermina Daza'yı, da başarıyla oluşturuyor. Güçlü bir kadın karakter yaratıyor Marquez. Erkek karakterin karşısında ezilmeyecek bir kadın karakter yaratıyor. Bir diğer ana karakter Doktor Juvenal Urbino da benim favori karakterlerimden biri. XII. Leon Amca, Leona Cassiani, Hildebranda Sanchez, America Vicuna ve Florentino'nun diğer tüm sevgilileri de başarıyla oluşturulan karakterlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez aynı zamanda karakterleri, Karayip Irmak Şirketi ve olayları da 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarındaki toplumsal ve siyasi sorunları, sınıf farklılıklarını&amp;nbsp;okuyucuyu sıkmadan başarılı bir şekilde sunuyor. Bu sunuşta Florentino Ariza'nın sevgililerinin katkısı büyük. Sevgililerden bahsetmişken, Marquez'in erkek yazar olma avantajını kullanıp hiçbir noktada çekingen kalmadığını ve kalemini cesurca -her anlamda- kullandığını da belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-je1RFzltD2M/TyUpAPo8RWI/AAAAAAAAAr0/PsFGmyg59dw/s1600/LoveInTheTimeOfCholera.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-je1RFzltD2M/TyUpAPo8RWI/AAAAAAAAAr0/PsFGmyg59dw/s320/LoveInTheTimeOfCholera.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kitabın ilk baskısı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ Büyüleyici romana büyüleyici bir isim koymayı da başarıyor Marquez: Kolera Günlerinde Aşk (İspanyolca aslı "El Amor&amp;nbsp;en los Tiempos del Colera") Metaforik anlamda aşk acısı ve koleranın belirtilerinin ortak olduğunu göstererek bize amacını belirtiyor: Toplumun yaşadıklarından, özünden kopmadan bir aşk romanı yazabilmek, işte mesele bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir keyifle ve beğeniyle okuduğum, destansı sonuna da hayran kaldığım roman sayesinde Marquez külliyatını da devirmek hedeflerim arasına girdi, belirteyim... Hepinize ısrarla tavsiye ediyorum. Ölmeden önce okumanız gereken o çok kıymetli kitaplardan biri Kolera Günlerinde Aşk. Sakın kaçırmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;***&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kitaptan uyarlanan filmden sahneler eşliğinde,&amp;nbsp; filmin soundtrack'i içerisinde yer alan ve Shakira'nın seslendirdiği Despedida şarkısını da sizinle paylaşmak istedim. Büyüleyici güzellikte şarkı eşliğinde filmden sahneler izlemek için, buyurun:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/8UYyTeW9tuI" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-5256772918046866960?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/5256772918046866960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=5256772918046866960&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5256772918046866960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5256772918046866960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2012/01/kolera-gunlerinde-ask-gabriel-garcia.html' title='Kolera Günlerinde Aşk - GABRIEL GARCIA MARQUEZ'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-vbaczBReHuw/TyUonQWRYPI/AAAAAAAAArs/08B_1Gh85X8/s72-c/kga%C5%9Fk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-5013205338042158820</id><published>2011-12-25T17:45:00.002+02:00</published><updated>2011-12-25T17:45:11.041+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Twitter'/><title type='text'>Kontrast Twitter'da!</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Sm0cqhhqCNE/TvdExazTF_I/AAAAAAAAArA/JGGaZP5eRzI/s1600/imagesCAQ3KJAS.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Sm0cqhhqCNE/TvdExazTF_I/AAAAAAAAArA/JGGaZP5eRzI/s1600/imagesCAQ3KJAS.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sosyal medya her geçen gün biraz daha önem kazanırken ben de sürpriz bir kararla bloguma bir Twitter sayfası açmaya karar verdim. Blogger ve Twitter güçlerini birleştirip daha verimli bir üretim alanı sağlayabilmek umuduyla açtığım sayfayı sizlere haber vermek istedim. Twitter'daysanız mutlaka takip edin ve bana twitter adreslerinizi de gönderin, sizi takip edebileyim. Ayrıca takip etmemi önerdiğiniz sayfaları da belirtirseniz sevinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrast'ın Twitter Adresi: &lt;a href="http://twitter.com/blogkontrast"&gt;http://twitter.com/blogkontrast&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-5013205338042158820?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/5013205338042158820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=5013205338042158820&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5013205338042158820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5013205338042158820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/12/kontrast-twitterda.html' title='Kontrast Twitter&apos;da!'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Sm0cqhhqCNE/TvdExazTF_I/AAAAAAAAArA/JGGaZP5eRzI/s72-c/imagesCAQ3KJAS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2995328575707004844</id><published>2011-12-24T19:46:00.002+02:00</published><updated>2011-12-24T19:46:11.519+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'/><title type='text'>Bütün Kadınları Kafası Karışıktır - ECE TEMELKURAN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-w6CJM2XqPzk/TvYPv43Ge8I/AAAAAAAAAq0/bJs-xRWp2XY/s1600/sil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-w6CJM2XqPzk/TvYPv43Ge8I/AAAAAAAAAq0/bJs-xRWp2XY/s320/sil.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Size bambaşka bir kitap anlatacağım. Anlatımı, konusu ve "ruhu" bambaşka bir kitap... Evet, bir "ruhu" var bu kitabın. Kırık bir oyuncağı sıkı sıkıya tutan, belli belirsiz gülümsemesiyle hüzünlü mü mutlu mu belli olmayan bir kız çocuğunun ruhu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Kız çocuğu ki, şaşkın şaşkın ovuşturuyor gözlerini, kırpıştırıyor güneş görmemiş yarasa misali. Hayata kırgınlıklarla başlamış, öyle anlatıyor bize. Biz de görüyoruz ki geçmişin kırgınlıkları bohça olmuş, yamalı ve binrenk bir bohça, taşıyor kız çocuğu onları. Hayat boyu. Zaman bohçanın fosforlu pembesini karartıp haki yeşiline&amp;nbsp;dönüştürmekte adeta. Bu yüzden de aşkları da haki yeşili olmuş kızın, gülümsemesi donup kalmış yüzünde.Sevgilisinin ruhu da haki. Haki ruhlu oğlan haki bohçalı kızı dembedem şaşkına çeviriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"ellerimi cebime sokmalıyım bazen. cepsiz şeylere dayanamam. insan ellerini nereye koyacağını şaşırıyor. şaşırdıkça ellerimiz çoğalır. dikkat edin bir kez, mutlaka çoğalır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Tedirgin ruhların alışılageldik özelliklerinden biri değil belki elektrik direklerini suçluların cezalandırılacağı çarmıha benzetmek. Ama küçük kız her şeyden ve herkesten farklı zaten. Her şeye farklı bir gözle bakar. Ya da biz öyle zannederiz. Biz duvarlar arasında sıkışan ruhlar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"besleme kızın kapıcıyla yapılan düğünündeki fosforlu neşedir öykü. limonata ve kuru pasta."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Duyduklarına, gördüklerine parantez açar kız çocuğu. Parantez açar ki kimse rahatsız olmasın. Parantez açar ki kederli kahkahası bilmiş gözlerin bilmiş kulaklarını rahatsız etmesin diye.Yalnız hisseder kendini hep. Derinden yalnız. Bir kadının içine sıkışıp kalmıştır kız çocuğu. Anlaşılmamak yakar yüreğini, dağlar ruhunu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"hep böyle olmaz mı? erkekleri salonda bırakıp mutfağa gitmez miyiz? vatanımıza, doğal ortamımıza dönmenin huzuru. neden bir de mutfakta sorulur hal hatır? "nasılsın?" daha kısık ve doğrudan bir sesle, gerçeği duymak ister gibi, salondaki yalanları değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Kalabalıklar içinde küçük hisseder kendini. Kadınlığı rahatsız eder onu. Açılan gömlek düğmesinden çocukluğu sızacak diye tedirgin. belki bu tedirginliktendir, küçük harfle başlar cümlelerine. Ruhunu böyle yansıtır kağıda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"öyle bir suçluluk duygusu var ki bende, yemeğin yemediğim yarısının bile kalbinin kırıldığını düşünüyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Gerçeği hikayelerde arar kız çocuğu. Başkaları yalan dese de bunun adına. Kendini böyle iyi hisseder o, biliyorum, çünkü anlatmıştı bana:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"örneğin, "bir adamla tanıştım, çok hoştu." yerine niye "dünyanın yaşayan en eski ip cambazıyla tanıştım." demeyesiniz. bunun kime ne zararı var?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Bana onu üzen kadınları da anlattı birer birer. Zeynep, Deniz, Türkü, Didem... Cosmo kızları, duyarlı ama demir gibi kadınları, ruhları sünnet edilmiş kadınları. Hepsini anlattı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"ağlıyorum. ba-ğı-ra, ba-ğı-ra ağlıyorum. içim dışıma çıkıyor, ağzım gevşiyor, boynumdaki kasılmayı ve biriktirilmiş bütün çığlığımı kusuyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Bütün Kadınların Kafası Karışıktır, işte bu küçük kızı anlatıyor. Ya da o küçük kız yalnız bana gösteriyor kendisini. Belki de bu yüzden yazdım kitabın yorumunu bu şekilde. Başka şekilde yazamazdım çünkü. Kelimeler yollarını kendileri çizdi bu kez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Ece Temelkuran'ın kendine has anlatımı beni bu hale getiriyor. Hayatımda okuduğum en farklı kitap ruhumu böyle alt üst ediyor. Siz de gerçekten "ruhu" olan bir kitap okumak istiyorsanız, yüreğinizin kuytu köşelerine usulca saklanmaya da razıysanız hiç durmayın. Bu kitabı mutlaka alın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;"...BİR ÇİÇEĞİN YANINDAN GEÇER GİBİ YAŞAMALIYIZ ASLINDA."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Ece Temelkuran'a ve Everest Yayınları'na teşekkürler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Edebiyatla kalın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia;"&gt;Kubilay&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2995328575707004844?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2995328575707004844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2995328575707004844&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2995328575707004844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2995328575707004844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/12/butun-kadnlar-kafas-karsktr-ece.html' title='Bütün Kadınları Kafası Karışıktır - ECE TEMELKURAN'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-w6CJM2XqPzk/TvYPv43Ge8I/AAAAAAAAAq0/bJs-xRWp2XY/s72-c/sil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4710514997077190477</id><published>2011-11-06T07:56:00.003+02:00</published><updated>2011-11-06T08:17:48.277+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Yol Hâli...</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b5qzqxYny6E/TrYhIZdsKMI/AAAAAAAAAqI/h62rQZ4xVL0/s1600/roads_001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="257" ida="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-b5qzqxYny6E/TrYhIZdsKMI/AAAAAAAAAqI/h62rQZ4xVL0/s400/roads_001.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk... Gitmek bir yerlere, görmek insanları; ruhları, hayalleri seyre dalabilmek. Gönlünün penceresini ardına dek açmak, esen rüzgarla dans edebilmek. Korkmamak. Kaybolmaktan değil de, kendini bulmaktan korkmamak. Çünkü yolculuğun ekşimtırak mayasının muhteviyatıdır kendini bulmak. Çıkacaksan yolculuğa - ister Kaf Dağı'nın ardına, ister Yeni Dünya'ya - dünya gezginlerinin ilk kuralını kabul etmek zorundasın: Nereye gidersen git, aslolan kalbine yaptığın yolculuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuklar değiştirir insanları; alır silkeler, dip köşe tertemiz olursun. Belki de bu yüzden bu kadar çok istiyorum yollara düşmeyi ben. Kendimi en saf halimle görebilmek için. Uzun uzun düşünebilmek için. Kalabalıklar arasında kendimle baş başa kalabilmek için. Yabancı olmayı, öteki olmayı iliklerime kadar hissedebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yere gidebilmek en güzelidir mütereddit ruhlar için. Trenlerle bilhassa. Öyle ruhsuz trenlerle değil, eski ve klasik trenlerle. Sarsıla sarsıla yolculuktur belki de en iyisi. Cam kenarına oturmak, kafanı cama yaslamak. Yol boyu hayaller kurmak. Ne yaptım ben bugüne kadar, ne yapacağım diye düşünmek. Trenin o eski ve asil kokusunu içine çekmek. En iyi trenler eski trenlerdir bu yüzden, yaşanmışlıklar taşır durmadan.. Oradan buraya, kuzeyden güneye, doğudan batıya… Trene binebilsem ve uzun yolculuklara çıkabilsem keşke. Oturduğum yerde şimdiye kadar kimlerin oturduğunu ölesiye merak etsem. Gökyüzüne baksam doya doya, bulutları izlesem, çocukluk alışkanlığıma dönsem, onları benzetsem çiçeğe, kuşa, köpeğe... Sessizliğin tadına varabilsem. Ruhum aydınlasa da, umutla dolabilsem!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En basitinden bir simit alsam şöyle kendime. Yanında sıcacık bir çay. Belki de biraz peynir. Yerken susamları döksem kucağıma, sonra parmaklarımla teker teker toplasam onları. Çayımı ince belli bardakta içsem, sıcacık, dumanı tüte tüte... Hayatımın en güzel yemeği sayarım onları. Ruhun mutluysa zaten, her şey tamamdır zaten. Yediğin yemek bal, içtiğinse gül şerbeti oluverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk olsa hava biraz, kar taneleri hafiften oyuna başlasa gökyüzüne. İzlesem onları, kovalamaca oyunlarını. Yere konarkenki o büyülü anı yaşasam. Örtsem sırtıma bir battaniye, sıcacık ve yumuşacık... Sarsam boynuma bir atkı, arada dişlerimle kemirsem uçlarını, aynı çocukken yaptığım gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren garlarında eski püskü bir banka otursam. İnsanları izlesem doya doya. Sarılan iki sevgili görsem karşımda ya da inse trende yaşlı bir teyze ve amca, karşılasa onları torunları, sarılsalar sıkı sıkı. Bir anne bebeğiyle geçse önümden, pembe yelek giymiş bir bebekle. Ha uyudu, ha uyuyacak şimdi. Başı arada düşse annesinin omzuna, kaldırsa sonra aniden, merakla bana baksa. Gülümsesem ona, o da bana bir gülücük atsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittiğim her yeri doya doya gezsem. Elimden kağıt kalem hiç eksik olmasa. Yazsam olanları, olmayanları. Fotoğraflarını çeksem insanların. Yüzlerindeki sevinci okuyabilsem. Bir dost kazansam oralarda bir yerlerde. Güvenebilsek birbirimizi sınırsızca. Hayat boyu görüşebilsek onunla. Gezerken ayakkabımın tabanına taşlar sıkışsa, toplasam onları. Her biri gittiğim yerden yadigâr. Kart atsam evime her şehirden. Karahindibaları üflesem sağa sola, çimlere uzansam sonra. Gökyüzüne bir de o açıdan baksam. Üstüm başım çimen lekesi olsa. Yağmur yağsa durmaksızın, sırılsıklam olsam. Bir müzik açsam arada, kimseyi aldırmadan dans etsem. Arada ağlayıp mutsuzlukları söküp atsam yüreğimden. Nehirler alıp götürse onları, bir daha getirmemek üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan memleketini geride bıraktı mı kendinden en az bir parçasını feda etmeye hazır olmalıdır..." der Elif Şafak. Hatırlasam bu kelamı yol boyu. Özlem üzse de bazen, onunla yaşamayı bilsem. Memleketimde bıraktığım kalbimden bir parça küt küt atsa daima. "Yine gel!" dese kendine has ritmiyle. Dönünce geriye evime, sarılsam onunla, yine bütünleşsek ikimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezsem doyasıya, yollarda olsam. Hindiba çiçeğin üzerinde dolaşsam her yeri. Mutluluğun kokusunu içime çeksem hep, gülümseyip dursam yol boyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Kurban Bayramı'nız kutlu olsun!"&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4710514997077190477?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4710514997077190477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4710514997077190477&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4710514997077190477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4710514997077190477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/11/yol-hali.html' title='Yol Hâli...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-b5qzqxYny6E/TrYhIZdsKMI/AAAAAAAAAqI/h62rQZ4xVL0/s72-c/roads_001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-5358457101297575402</id><published>2011-10-21T17:00:00.002+03:00</published><updated>2011-10-21T17:04:47.667+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Zor Zamanlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ky9hs8vp9VM/TqF6xEAdeMI/AAAAAAAAAqA/iRDTkotTv74/s1600/zen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="282" rda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ky9hs8vp9VM/TqF6xEAdeMI/AAAAAAAAAqA/iRDTkotTv74/s400/zen.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerginlik had safhada, hava ayaz. Uzun mesafeleri hızla koşarak geçtikten sonra boğazımızda hissettiğimiz kesik ve kuvvettli bir acının içindeyiz şu günlerde... Nabzımın bedenimin her köşesinde attığını hissediyorum. Ürperiyorum daima. Sıkıca sarılmak istiyorum, sıcacık bir yataktaki kocaman bir yorgana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler duyuyorum durmaksızın. Tanıyamıyorum hiç birini. Kenara çekip soruyorum birine: "Hayrola, bu ne hal, ne oldu sizlere cancağızım?" Tersliyor beni. Donup kalıyorum o andan beri. Kelimeler ki ruhdaşlarım, sırdaşlarım, yoldaşlarım. Onlar da bırakırsa beni! En güvendiklerim de sırtını dönerse bana... Yüreğimin etrafında bir mengene. Nefes almak her defasında zorlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin gündemini büyük siyah harflerle "TERÖR" dolduruyor birkaç gündür. Ve ben her saniye daha da üzülüyorum, kahroluyorum. Duymak istemediğim kelimeler, görmek istemediğim hareketler dört bir yandan taaruzza geçmiş gibiler. Tepkinin ilk defa bu kadar yakınımdan geldiğini görüyorum. Sokaklardan protesto sesleri eksik olmuyor. Tanıdığım çoğu insan acı sözler saçıyor etrafa. Kırıp döküyor, düşünmeden, etmeden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün teneffüste arkadaşlarımın konuşmalarına şahit oluyorum. Siyah saçlı, kibar bir kızdı önceden. Bugün öyle değil ama. Suratı öfkeyle, kelimeleri hiddetle dolu. Yürüyüşe gitmiş o da. Yolda Kürtçe konuşan bir aileye rastgelmişler. "Linç edecektik!" diyor umursamadan. Fütursuzca dökülüyor sözcükler yere. Parçalandıkça kelimeler harflere, harfler noktalara katran karası bir sıvı akıyor yere. Kokusu, görüntüsü yürek dağlıyor. Devam eden konuşmanın başka bir bölümünde ise bir diğeri "Dayak delisi etseydin diyor!" bir başka hususta. Kelimeler bana, ben kelimeler bakıyorum. Harfler böyle bir dizilimin içinde yer almaktan kırgın. Çıkıp gidiyorlar sonra. Gidip topluyorum yerdeki harfleri. Üflüyorum pencereden bir bir. Özgürlüklerine kavuşmalarına yürekten seviniyorum. Ya da... Sevinemiyorum aslında. O kadar çok harf katran karası kelimelere dönüştü ki şu günlerde hızlarına yetişmek imkansız. En aklı selim gözükenler bile ayrımcılığa, kendini üstün görmeye, ırkçılığa, aşırı milliyetçiliğe sıkı sıkıya sarılıyorlar. En yakın görünenler bir bir dışlıyor aynı fikirde olmayınca. Yalnızlığın hiç bu kadar yakınıma geldiğini görmemiştim diyorum kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış ufuğun ötesine gidiyor koşar adımlarla. Ve bizim yüzümüzden oluyor tüm bunlar. Keskin fikirlerimiz, değişmez düşüncelerimiz, katı kelimelerimizin yüzünden. Barış ancak ve ancak birbirimizi anlamakla yakınlaşır bizlere. Nefreti bir kan davası gibi sürdürmenin hiçbir faydası yok. Yaralarımızı beraber onarmak yerine el birliğiyle kendi yara kabuğumuzu kendimizi koparmak çözüm sağlamayacak. Dışlamak, ötekileştirmek, daha dün iç içe olduğumuz komşumuzu, tanıdığımızı, ahbaplara bugün öfke gösterisinde bulunmak ancak kalplerimizi sertleştirir. Kan toplanır ortasında biçare kalplerin. Atmaz olur aniden. Nefes kesilir sonra. Karanlığa, o bitimsiz şeytani siyaha geri dönüşü olmayan bir adım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette ki terörün karşısında olmak her mantıklı zihnin ürünüdür. Ama her ne kadar karıştırmadığımızı söylesek de etnik kökenle terörü birbirine zincirlemek sorunu iyice karmaşıklaştırıyor. En doğrusu sakin kalabilmek, birbirimize sıkıca sarılabilmek. Kendimizden uzaklaştırdığımız her bireyle birlikte ülkemizi biz de parçalıyoruz aslında. Ön yargılarımızla kırıp döküyoruz sırça kalpleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidişat üzüyor beni, derinden yaralıyor. Umutsuz bir umut yazısı yazmaktan başka bir çare gelmiyor elimden. Gerginlik etrafımızı iyice sararken ellerimizi vicdanımıza koymalıyız. Kelimelerimize, hareketlerimize dikkat edelim dostlar. Yasımızı yaşayalım elbet, ama öfke... Öfkemize hakim olalım. Nefretin esiri olmak insanlığa yakışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tükeniyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umudu biz yaratalım, yok etmek yerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz yaşları kurumadan bir yenisini daha el birliğiyle eklememek için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-5358457101297575402?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/5358457101297575402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=5358457101297575402&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5358457101297575402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5358457101297575402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/10/zor-zamanlar.html' title='Zor Zamanlar'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Ky9hs8vp9VM/TqF6xEAdeMI/AAAAAAAAAqA/iRDTkotTv74/s72-c/zen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-646682306716732363</id><published>2011-10-08T15:09:00.001+03:00</published><updated>2011-10-08T15:09:23.453+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeşil Kiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gülten Dayıoğlu'/><title type='text'>Yeşil Kiraz - GÜLTEN DAYIOĞLU</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UBd_I53fAME/TpA9VAEVXEI/AAAAAAAAAp8/sv0LAtgf7M8/s1600/yk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kca="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-UBd_I53fAME/TpA9VAEVXEI/AAAAAAAAAp8/sv0LAtgf7M8/s1600/yk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim Gülten Dayıoğlu, Fadiş romanının 40. yılını kutlarken ben de kendi adıma bu kutlama katılmak istedim ve bunu da bir Gülten Dayıoğlu kitabı okuyarak gerçekleştirdim. Gülten Dayıoğlu külliyatını tamama erdirmeye yaklaşırken bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Yeşil Kiraz'da karar kıldım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz, YKY'nin İlkgençlik Kitaplığı Serisi başlığı altında yayınladığı bir roman. Genç okuyucuya hitap edilen en güzel eserlerin seçildiği seride dünya çapında ün sahibi olan Harry Potter serisinin de bulunduğunu söylemeyi ihmal etmeyelim. Ayrıca Yeşil Kiraz, satış rakamları da oldukça yüksek bir kitap. İlk baskısı 1992 yılında yapılan kitabın, elimdeki Şubat 2009 tarihli baskıda "39.baskı" etiketiyle yayınlanıyor. Yeşil Kiraz'ı bu başarıya eriştiren de Gülten Dayıoğlu'nun okurlarıyla kurduğu sıkı sıkıya ve sevgiyle örülmüş bağ tabii ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz, işlediği konularla sosyokültürel bir roman. Toplumun birçok önem arz eden gerçeğine parmak basan bu roman, gençlere hitap eden üslubuyla sıkıcılıktan da sıyrılıyor aynı zamanda. Didaktik notalar kimi zaman okuyucuyu sıkacak diye düşünülse de, Gülten Dayıoğlu genç okuyucunun sıkılgan ve öğüt istemeyen kişiliğine göre yazmayı ihmal etmemiş. Bilhassa kitabın kurgusunun merkezinde yer alan Kiraz karakterinin durumunu irdelemek de kitabı anlamak için önemli. Kiraz'ın hamurunu yoğururken Gülten Dayıoğlu sevecen kişiliğinin güçlü titreşimlerini öyle güzel kullanmış ki... Kiraz'a karşı duyduğu sevgi, onu yanlış davranışlarında bile itip kakması, satırlarıyla rencide etmemesi okuru da Kiraz'a hemencecik bağlıyor. Böylece hem Kiraz örneğinden yola çıkarak gençlerin azarlanmayla eğitilmeyeceğini kalemiyle bize gösteren Gülten Dayıoğlu, bir yandan da baş karakterini dışlamayarak romanın harcını sağlamlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz, bol karakterli bir roman. Her görüşten, durumdan, sınıftan insan Yeşil Kiraz'ın kadrosunda yerini alıyor. Dönemin durumunu da gayet iyi yansıtan bir roman Yeşil Kiraz... Burada sözü Gülten Dayıoğlu'na bırakmakta fayda var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"...Yeşil Kiraz'ı, işte bu ortamda yazmaya başladım. Sosyal ortam, politik ve ideolojik çekişme ve çıkar dayatmaları nedeniyle çok kötü durumdaydı. Öğrenci olayları, doruklara tırmanmış, hatta liselere bile sıçramıştı. Çok üzülsem de elimden gelen bir şey yoktu. "Yazar, yaşadığı dönemin tanığıdır." söylemi çok doğruydu. Yazmaya çalıştığım romanı bu kanlı olaylardan soyutlayamıyordum. Roman kahramanlarını, ucundan kıyısından&amp;nbsp; da olsa, olaylarla ilişkilendirmekten kendimi alamıyordum."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz'ın kurgusunda diskotek sahneleri de var, kulüplere yapılan gezmeler de, konken oynamalar da... Yazarın, daha sonra "Yaşadıklarım ve Düşlediklerim" kitabın da bu konudaki ayrıntılı satırlarından belirttiği gibi tüm bu bölümler özel bir çabayla yazılmış. İstese hayal gücünün oranını artırıp daha rahat bir şekilde kitabı tamamlayabilecekken Gülten Dayıoğlu işine verdiği önemi göstererek yazacağı her bölümün üzerine ayrı ayrı eğilmiş. Bunun için yazacağı yerlere gitmiş, oradan farklı farklı olaylar duymuş, birbirinden ilginç gözlemler elde edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama romanın asıl teması yalancılık üzerinden gidiyor. Kiraz'ın küçüklükten beri yavaş yavaş edindiği yalancılık alışkanlığının, alışkan olmadığı bir dünyaya girince iyiden iyiye su yüzüne çıkmasıyla başından geçen olaylar anlatılıyor. Kitabın ilk kısımları aslında Kiraz'ın yalancılığa alışması sürecinin ayrıntılı bir dokümanı sayılabilir. Yazar böylece Kiraz'ın kişiliğini yavaş yavaş okuyucuya aşılarken, değinmek istediği türlü konulara da değiniyor. Gülten Dayıoğlu, Kiraz'ın ailesinin konumundan utanmasını da sık sık okuyucuya yansıtıyor. Böylece her daim güncelliğini koruyan bir roman da elde etmiş oluyor. Yıllar boyu aynı durumdaki birçok okur "İşte bu benim!" duygusuyla Yeşil Kiraz'ı bir solukta okuyabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz'ın her türlü kesimden insanı, her yaştan kişileri, çeşit çeşit olayları tasvir etmesi esnasındaki gerçeklik konumu okuyucuyu derinden etkiliyor. Gülten Dayıoğlu'nun şu satırları bunun en açık örneklerinden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"...Değişik ortamlarda ya da dost toplantılarında, romanı gazeteden (Milliyet'ten bahsediliyor) izleyenler çıkıyor karşıma. "Yeşil Kiraz siz misiniz?" diye soranlar var. Çünkü romanda her şey, bire bir yaşanmış gibi yansıtılıyor. "Yeşil Kiraz değilim." diyorum soranlara..."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz'ın beni tek hayal kırıklığına uğratan yanı son kısmı oldu. Daha ayrıntılı bir son beklediğimden dolayı biraz üzüldüm. Kitap boyu hayran kaldığım irdeleyerek yazılmış satırlardan sonra son bölümlerde kazanılan fazla hız beni şaşırttı. Bunda belki de benim kitaba fazlasıyla bağlanmamın da payı olabilir... Yeşil Kiraz'ın ikinci kitabının varlığının bir nedeni mi tam olarak bilemiyorum ama Yeşil Kiraz 2'yi okuduktan sonra daha sağlıklı bir yorum getirebileceğime inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Kiraz, heyecan dolu ve sürükleyici bir roman. Akıcı ve sade üslubuyla, genç okuyucu kitlesine hitap eden anlatımıyla oldukça başarılı bir roman. Her yaştan okurun da rahatlıkla okuyabileceği, kendi açılarından farklı yollarla satırlarda yol alabileceklerini düşünüyorum. Bu nedenleyetişkinlerin de bu romanı okumasını gençliği anlamak ve toplumsal olaylara eleştirel bir gözle bakabilmesi açısından önemsiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın kapak tasarımı ve kapaktaki çizimin oldukça hoş olduğunu düşünüyorum. YKY kitabın yeni baskılarında düzeltti mi bilemiyorum ama bazı yazım yanlışları ve baskı hataları bulunuyor. Yeşil Kiraz'ı okura hak ettiği gibi daha da özenli sunmalarını isterim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurlarıyla her daim nefes nefese, yürek yüreğe olan, benim kalbimde de kocaman bir yeri olan sevgili Gülten Dayıoğlu'na saygılarımı sunuyorum. Bizimle muhteşem satırlarını paylaşmaya devam edeceği uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazıda kullanılan alıntılar Gülten Dayıoğlu'nun Yaşadıklarım ve Düşlediklerim" kitabının Mart 2010 tarihli baskısından alınmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-646682306716732363?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/646682306716732363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=646682306716732363&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/646682306716732363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/646682306716732363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/10/yesil-kiraz-gulten-dayioglu.html' title='Yeşil Kiraz - GÜLTEN DAYIOĞLU'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UBd_I53fAME/TpA9VAEVXEI/AAAAAAAAAp8/sv0LAtgf7M8/s72-c/yk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2042259979449497308</id><published>2011-09-18T21:13:00.001+03:00</published><updated>2011-09-18T21:17:02.799+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bedia Ceylan Güzelce'/><title type='text'>Bedia Ceylan Güzelce'den Teşekkür Yazısı</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-pK1hBAqbF-g/TnY0VECJIJI/AAAAAAAAAp4/ynJJA-q-TT0/s1600/BEDIAC%257E1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" rba="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-pK1hBAqbF-g/TnY0VECJIJI/AAAAAAAAAp4/ynJJA-q-TT0/s320/BEDIAC%257E1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Geçtiğimiz günlerde beklenmedik ve&amp;nbsp;beni çok mutlu eden bir e-posta aldım. Hem de ne mutluluk... Gelen mesajın 1473 kitabının yazarı Bedia Ceylan Güzelce'den olduğunu görünce tam anlamıyla havalar uçtum! Yazım hakkında nazik fikirlerini bildirmesi benim için çok büyük bir onur. Huzurlarınızda ona bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Kıymet verip 1473 yazımı okuduğu ve fikirlerini benimle paylaştığı için...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Bedia Ceylan Güzelce'nin gönderdiği teşekkür yazısını sizlerle aynen paylaşıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Merhaba Kubilay Bey,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir arkadaşımın bilgilendirmesi üzerine internet sitenizde yer alan, 1473'e dair yazınızı okudum. Öncelikle bu özenli ve "dikkatli" okumanız için çok teşekkür ediyorum. Vakit ayırıp böyle güzel ve nitelikli bir yazı kaleme aldığınız için ayrıca teşekkür.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sitenizdeki diğer yazıları da inceleme fırsatı buldum, her biri ayrı titizlizlikle hazırlanmış.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Nezaketiniz ve zarifliğiniz umarım sizin üslubunuz olur daima.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bedia&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bahsi geçen yazıyı okumak için tıklayın: &lt;a href="http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/1473-bedia-ceylan-guzelce.html"&gt;1473 - Bedia Ceylan Güzelce&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2042259979449497308?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2042259979449497308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2042259979449497308&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2042259979449497308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2042259979449497308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/09/bedia-ceylan-guzelceden-tesekkur-yazs.html' title='Bedia Ceylan Güzelce&apos;den Teşekkür Yazısı'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-pK1hBAqbF-g/TnY0VECJIJI/AAAAAAAAAp4/ynJJA-q-TT0/s72-c/BEDIAC%257E1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4787270704645237473</id><published>2011-09-09T16:23:00.002+03:00</published><updated>2011-09-09T16:27:26.787+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lütfen Anneme İyi Bak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kyung-sook Shin'/><title type='text'>Lütfen Anneme İyi Bak - KYUNG-SOOK SHIN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2tpQfSYHth0/TmoUNdZjtJI/AAAAAAAAAps/1I-3s1CZk5o/s1600/laniybA.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" nba="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-2tpQfSYHth0/TmoUNdZjtJI/AAAAAAAAAps/1I-3s1CZk5o/s320/laniybA.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Karnımın ortasında ürpertici bir boşluk. Yatağını bulup akamayan şaşkın göz yaşlarım. Sersemlemiş bir dimağ. Berdevam değil, keskin ve ani bir hüzün. Aklımda asılı kalan tek bir cümle. İnsanı yaz ortasında titreten bir meltemle sağa sola salınan son cümle: "Lütfen anneme iyi bak!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette dolaşırken karşılaştığım kitaba hemen kanım kaynayıvermişti. Düşünmeden almak istediğim ender kitaplardan biri oldu. Beni çeken kendine belki rüzgarın önüne kattığı narin bir yaprak misali ismiydi, belki de kitaptaki kadının insanın ruhunu delip geçen gözleriydi. Aynen kitaptaki şu satırlar gibi: "Gözlerini hatırlıyorum, çünkü dürüst ve vefalı bir ifadeyle baktığını düşünmüştüm."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bittikten sonra beni bu kadar boşluğa düşüren bir kitap okumamıştım. Üstelik bu kitap bir çeviri! Genelde çeviri çoğu kitap aklımda kalıcı olmaz, bende derin izler bırakmaz. "Lütfen Anneme İyi Bak" ise etkileme bir yana adeta hızla çarptı bana. Öyküsü o kadar sağlam ki beni bir çeviride bile bu kadar çarptığına göre aslına okusam daha da ağır bir hüzün nöbetine girerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin ana ekseni, Seul Metro İstasyonu'nda kaybolan annelerini arayan aile bireylerinin yaşadıkları ve bu arama süreci boyunca geçmişle hesaplaşmaları etrafında çerçeveleniyor. Hayatları boyu annelerini fazlasıyla ihmal eden aile bireylerinin, o kaybolduğu zaman hissettikleri pişmanlıklara ve bol sancılı iç hesaplaşmalara tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneleri onlarlayken hiç düşünmedikleri, kendilerine göre küçük ayrıntıların nasıl da büyük sorunlar olduğunu görüyoruz. En basit sorularına bile verdikleri ters cevapları, her an onlara hizmet etmesinin sanki ezelden beri göreviymiş gibi davranmaları, eşinin kendi hastalıklarına son derece önem verip, sıra&amp;nbsp;karısına gelince ufak bir meseleymişçesine geçiştirmesi gibi davranışlar her birinin zihinlerini usul usul kemiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölüm, "Kimsecikler Bilmiyor"da olaylara adını bir başka bölümde öğrendiğimiz, ailenin büyük kızı Çi-hon'un gözünden bakıyoruz. Çi-hon aynı zamanda bir yazar. Bir yandan arama sürecinin başlangıcına bir yandan Çi-hon'un anılarına bakıyoruz. Bu farklı zamanlı yazılar öyle güzel birleştirilmiş ki... Kimi kitaplarda keskin hatlara sahne olan bu gibi durumlar, "Lütfen Anneme İyi Bak"ta ustalıkla düzenlenmiş. Daha ilk anda dikkatimi çeken durum ise anlatım şekli. Alışılagelmiş üçüncü tekil şahıs anlatımı yerine ikinci tekil şahıs kullanımına ilk defa bu kitapta rastladım. "Sen"le çekimlenen fiiller hikayeyi başka bir boyuta taşıyor. Sanki bu roman başka şekilde yazılamazmış gibi geliyor insana. Üstelik romanın bu yönü okuyucu resmen kendine bağlıyor. Siz okuyucu olmaktan çıkıp bir karakter oluyorsunuz. Kitap bu bakıma bir insana kendini sorgulatan bir roman işlevini yerine getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bölüm "Özür Dilerim Hyong-çol" ise roman boyu anlatımın tek "3.tekil" üzerinden giden bölümü. Bu sefer Hyong-çol bize eşlik ediyor. Annesinin ilk göz ağrısı oğlu Hyong-çol'un onun gözündeki ayrıcalığına dikkat çekiyor yazar. Anne-oğul ilişkisi farklı bakış açılarıyla ele alınıyor. Annesine daha güzel imkanlar sunmak isteyen etten kemikten bir oğlan çocuğunu izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben Geldim!"&amp;nbsp;başlıklı üçüncü bölümde ise olanlara eşinin aracılığıyla bağlanıyoruz. İlk iki bölümden özellikle ayrılan yönü, bir "anne" olarak değil bir eş olarak alınması kayıp annenin. Eşinin kaybolmasıyla perişan olan bir adam... Kaybolmadan önce onu son görenin kendisi olması nedeniyle kendini sorumlu tutan baba derin hesaplaşmalar yaşıyor içinde. Acı ya da tatlı her anı yaraları biraz daha kanatıyor. Hayatı boyu yaptığı sorumsuzluklar ise gözünün önünde büyüdükçe büyüyor.&amp;nbsp;Bu bölümle beraber anne yani Park So-nyo hakkında ayrıntılı bilgilere sahip oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın en son ve en sıra dışı bölümü ise "Başka Bir Kadın". Sonunda annenin penceresinden bambaşka şeyler görüyoruz. Kitabın en sihirli kısmı burası. O yüzden buradan detaylı bahsetmiyorum."Son söz" ön adıyla yer alan "Gül ağacından yapılmış tespih" kısmı ise romana ustalıklı bir son sunuyor. Kitap boyu avucunun içinde durduğumuz yazar, son bölümde efsunlu bileşiği de ekleyip bizi olduğumuz yere sabitliyor ve de biçare bir&amp;nbsp;mermer heykel misali uçurumun kenarına yerleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın yazarı Kyung-sook Shin, Güney Kore'nin en çok satan yazarlarından biri. Halen Seul'da yaşayan yazar, "Lütfen Anneme İyi Bak"la dünya çapında bir başarı yakalıyor. Diğer kitaplarının da Türkçeye kazandırılması en büyük dileğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1EVcUh9UP94/TmoTJGrf1iI/AAAAAAAAApo/q1erEQiOJI4/s1600/kss.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="223" nba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-1EVcUh9UP94/TmoTJGrf1iI/AAAAAAAAApo/q1erEQiOJI4/s400/kss.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Romanla ilgili belirtmek istediğim başka bir konu ise köy yaşamınım etkileyici betimlemelerle ve Kore'nin sosyokültürel yaşam bilgisiyle&amp;nbsp;güzelce harmanlaması. Kuvvetli mekan tasarımları da altı çizilesi ayrıntılardan.&lt;br /&gt;Çeviri kitaplarla ilgili ön yargımı kıran çevirmenimiz Belgin Selen Haktanır Us da alkışları hak ediyor. Çevirmenlerin kitapların gizli kahramanları olduğu yadsınamaz bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda okuduğum en etkileyici kitaplardan birini yazan Kyung-sook Shin'e, beni hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayan Doğan Kitap'a teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kubilay&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4787270704645237473?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4787270704645237473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4787270704645237473&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4787270704645237473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4787270704645237473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/09/lutfen-anneme-iyi-bak-kyung-sook-shin.html' title='Lütfen Anneme İyi Bak - KYUNG-SOOK SHIN'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2tpQfSYHth0/TmoUNdZjtJI/AAAAAAAAAps/1I-3s1CZk5o/s72-c/laniybA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-5774477608188174519</id><published>2011-08-30T07:44:00.000+03:00</published><updated>2011-08-30T07:44:02.357+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Bayramlar İyi Ki Var!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-CjhHQi1uiUo/Tlu0ECF6yvI/AAAAAAAAAo4/A9uS7gWRz-8/s1600/%25C5%259Feker.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-CjhHQi1uiUo/Tlu0ECF6yvI/AAAAAAAAAo4/A9uS7gWRz-8/s320/%25C5%259Feker.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Biraz özlem, biraz hasret, biraz hüzün. Boynu bükük bir burukluk. Bir bakakalış hissi. Hani avucundaki kum parmaklarının arasından dökülür ya biteviye, öyle bir şey sanki. Elinde kalan son kum tanelerine doya doya sarılma isteği. Geceleyin üstü açılmış bir çocuğun üşümemek için kollarını kavuşturması misali. Böyleyim işte. Ruhum sarardı hafiften. Güneşin cıvıldaşan sarısı değil, çeyiz sandıklarının naftalinli sarısı bu. Ramazan'a elveda sarısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzülüyorum işte, Ramazan gidiyor diye. Bir ay ne çabuk geçti demekten alıkoyamıyorum kendimi yine. Sanki daha dün gece sahura kalktık, daha dün ilk iftarımızı yaptık. Ne zaman geçtin ey Ramazan? Böyle ayrılık olur mu cananım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram belki de bu hüznü ruha neşeyle yedirme fırsatı. Ramazan boyu yoğurduğumuz hamura iki ölçü neşe, bir avuç sevinç, bir tutam heyecan katmamız. Bayram, dudağımızın iki nazenin kenarının altına gelip yerleşen, var gücüye yukarı kaldıran iki zıpırcığın şefkat dolu annesi. Ruhumuza su serpip, hüznün o boğaz kurutan ateşini söndüren dostâne bir el. Şaşkın ruhlara kucak açan sıcacık bir penah. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz çikolata, biraz şeker. Biraz kadayıf, biraz baklava. Biraz şekerpare, biraz sütlaç. Biraz harçlık, biraz kolonya. Bayram kadim bir tarife sahip şekerriz bir tatlı sanki. Gülümseyen, gülümseten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokum gibi geleneksel, akide şekeri gibi keyifli, çikolata gibi&amp;nbsp;lezzetli, damla sakızı gibi mis kokulu bayramlar diliyorum herkese...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünüzden gülümseme hiç eksik olmasın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-5774477608188174519?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/5774477608188174519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=5774477608188174519&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5774477608188174519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5774477608188174519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/bayramlar-iyi-ki-var.html' title='Bayramlar İyi Ki Var!'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-CjhHQi1uiUo/Tlu0ECF6yvI/AAAAAAAAAo4/A9uS7gWRz-8/s72-c/%25C5%259Feker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2625364762146418473</id><published>2011-08-29T15:06:00.000+03:00</published><updated>2011-08-29T15:06:26.881+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michelangelo Buonarroti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><title type='text'>Kaçık Sanat Tarihi - 5 "Michelangelo Buonarroti"</title><content type='html'>Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım Kaçık Sanat Tarihi yazılarından beşincisiyle karşınızdayım. Bugünkü konuğumuz İtalyan Rönesans'ının tanınmış simalarından Michelangelo Buonarroti. Gelin onu yakından tanıyalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GUGhntMIIbw/TltRqJLJxpI/AAAAAAAAAoE/DCTlX2e_hHk/s1600/mb1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-GUGhntMIIbw/TltRqJLJxpI/AAAAAAAAAoE/DCTlX2e_hHk/s200/mb1.jpg" width="154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Michelangelo Buonarroti&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;6 Mart 1475 -18 Şubat 1564&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burcu:&lt;/strong&gt; Balık&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyeti:&lt;/strong&gt; İtalyan&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Önemli Eseri:&lt;/strong&gt; Adem'in Yaradılışı (1508-1512)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekniği:&lt;/strong&gt; Fresk&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarzı:&lt;/strong&gt; İtalyan Rönesansı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eserlerini Nerede Görebiliriz?:&lt;/strong&gt; Sistine Şapeli, Vatikan, Roma&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Meşhur Sözü:&lt;/strong&gt; "Eğer insanlar&amp;nbsp;ustalığımı kazanmak için ne kadar çok çalıştığımı bilselerdi, hiç de böyle harika görünmezdi."&lt;br /&gt;(Yandaki resim Jacopino del Conte'nin çizdiği portresidir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aristokratların soyundan geldikleri varsayılan Buonarrotiler, eski yaşam tarzlarını kaybetmişlerdi ve bundan hiç hoşlanmıyorlardı. Belki de oğlu, ressamlığı meslek olarak yapmak istediği yolundaki niyeti açıklayınca, Michelangelo'nun babası Ludovico onun için bu kadar kızmıştır. Ludovico gönülsüzce Michelangelo'nun Floransalı bir ressamın atölyesinde eğitim görmesini ayarladı, ancak fevri genç adam, ustasıyla boyuna kavga ediyordu. Neyse ki 1490 sonlarında daha makul bir sanatsal çevreye geçebildi: Lorenzo de' Mediciler'in heykel bahçesine. Sandro Botticelli'nin büyük hamisi Lorenzo, değerine paha biçilmez bir kadim ve çağdaş heykel koleksiyonunu bir araya getirmişti ve umut veren heykelciler için bir atölyenin sponsorluğunu yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelangelo, Floransa'daki Fransız istilasından kurtulacak şekilde şehirden sıvışmıştı. 1495 sıralarında dönerek, vaiz Giralomo Savonarola'nın şehirde hüküm sürmesine tanık oldu, sonra 1496'da şehri alelacele terk etti; bu sefer birkaç yerel kardinal için heykel yapma işini üstlenmek üzere Roma'ya gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eşsiz Pi&lt;span style="color: black;"&gt;età&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma'dayken Michelangelo, İsa'nın cansız bedenini kucağında tutan Bakire Meryem'i ustaca betimleyen Pietà'yı tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XX0MFTK7cME/TltUkzYBQrI/AAAAAAAAAoI/7rTskRDGA6w/s1600/mb2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-XX0MFTK7cME/TltUkzYBQrI/AAAAAAAAAoI/7rTskRDGA6w/s320/mb2.jpg" width="305" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Pietà &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Pietà'da Meryem'in elbisesindeki katlardan, İsa'nın saçının dalga dalga dökülmesine kadar hayret verici canlı ayrıntılar ve dokularla, gruplaşma heykelde bir güç gösterisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-A3cJZoyESx4/TltViXeSVwI/AAAAAAAAAoM/PmDbgE4anhc/s1600/mb3.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-A3cJZoyESx4/TltViXeSVwI/AAAAAAAAAoM/PmDbgE4anhc/s320/mb3.bmp" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İsa'nın elindeki çivi izi, kollarındaki damarlar, parmakların canlı dokusu&lt;br /&gt;ve Meryem'in elbisesinin katları heykelin can alıcı ayrıntıları...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;İspatla Beni David!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pietà Michelangelo'ya sağlam bir şöhret getirdi -ama sadece Roma'da. 1501'de Floransa'ya dönünce kendini yeni baştan kabul ettirmek zorunda kaldı. Bu zorlu işin üstesinde, Floransa katedralinin avlusunda1463'ten beri öylece duran dar, dört buçuk metreye yakın bir blok sayesinde geldi. Daha önceki sanatçılar tarafından üzerinde çalışılmış, ama taştan kaynaklanan sorunlar yüzünden bırakılmış olan bir bloktan heykel tamamlama işini kabul etti. Michelangelo zoru başardı ve David karşımızdaydı. Floransalıların ağzı açık aldı desek yeridir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hqm7r2igliI/TltXrsu5pJI/AAAAAAAAAoQ/JHAg-h96tXo/s1600/mb4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-hqm7r2igliI/TltXrsu5pJI/AAAAAAAAAoQ/JHAg-h96tXo/s400/mb4.jpg" width="208" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;David&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YVht94mYNYE/TltYC0JNMwI/AAAAAAAAAoU/WVc1kBNKDK8/s1600/mb5.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="176" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-YVht94mYNYE/TltYC0JNMwI/AAAAAAAAAoU/WVc1kBNKDK8/s320/mb5.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;David'in kaş ayrıntıları, göz çukurlukları, küçük ağzı, azametli burnu&lt;br /&gt;ve sert bakışları dikkat çekiyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Tavanın Tam Altında Biri "Michelangelo"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bir tavus kuşu kadar beğenmiş olan Papa Julius zaman içerisinde Michelangelo'yla çok uğraştı. Günün birinde ise ona Sistine Şapeli'nin tavanını süsleme görevi verdi. Sanatçı reddedemedi ama işin içinde bir bit yeniği olduğunu sezdi. Yeminli düşmanı Donato Bramante'nin Michelangelo'nun resim yapmaktan hoşlanmadığını bilerek ve başarısızlığa uğrayacağını umarak, ona bu işin verilmesi için dolap çevirdiğinden şüphelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama resmi yaptı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EVFjLVaRopk/TltZ7kMOaQI/AAAAAAAAAoY/sCWEHJcGZDw/s1600/mb6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="263" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-EVFjLVaRopk/TltZ7kMOaQI/AAAAAAAAAoY/sCWEHJcGZDw/s400/mb6.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sistine Şapeli'nin tavanı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Büyük kemerli mekan için Michelangelo, Eski Ahit'in bir özeti olan karmaşık sahneler, figürler ve mimari unsurlardan oluşan bir düzenleme geliştirdi. Beş ana pano, kozmosun yaradılışıyla başlayıp Nuh ve Tufan'la sona eren Tekvin'in açılış bölümlerinden olayları gösterir. Figürlerin helezonik dönüşü, dinamik, çalkantılı bir bütünle sonuçlanırken, mantıklı düzenleme, eserin anlaşılmazlığa düşmemesini sağlıyor. Kendine güven ve deneyim kazandıkça, tavan boyu Michelangelo'nun ilerleyişini izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sahneler, özellikle de Adem'in Yaradılışı, oldukça akılda kalıcı niteliktedir. Narin kaslı Adem, bir melekler kalabalığının desteklediği﻿ sakallı bir adam olan Tanrı'ya aygın baygın bakar. Tanrı, Adem'in gevşek eline dokunup hayat kıvılcımını vermek için maksatlı bir parmak uzatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cqB1Dp7dvOo/Tlt2ihNcc5I/AAAAAAAAAok/t8KmgLHWZHs/s1600/mb7.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="188" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-cqB1Dp7dvOo/Tlt2ihNcc5I/AAAAAAAAAok/t8KmgLHWZHs/s400/mb7.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adem'in Yaradılışı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-AJHx5Lf6viI/Tlt2Yorai5I/AAAAAAAAAog/8_zVmBNlYVk/s1600/mb8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="210" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-AJHx5Lf6viI/Tlt2Yorai5I/AAAAAAAAAog/8_zVmBNlYVk/s320/mb8.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Tanrı'nın Adem'e hayat verdiği bu resim zaman içinde bir&lt;br /&gt;ikon hâlini almıştır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Kokulu Ressam!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Sistine Şapeli freskleri hakkında birkaç mit ortaya çıkmıştır. Birincisi, Michelangelo sırt üstü yatarak çalışmadı. Kocaman bir iskele tavanın altında asılıydı, o da kolları başının üstünde çalıştı. Projenin hepsine de kendi tamamlamadı. Onunla birlikte, boyaları ezen ve alçıyı karıştıran birkaç asistan çalıştı. Çoğunun, tavanın tamamlanmasının sürdüğü yaklaşık dört yıllık sürede işten ayrıldığı doğrudur - ekip, Michelangelo'nun küçük stüdyosunda birlikte yaşadığı ve tek bir yatağı paylaştığı için bunda şaşacak pek bir şey yok. Michelangelo banyo yapmanın sağlığına zararlı olduğuna inandığı için, personel mümkün mertebe kısa sürede kapıyı bulmaya hevesli olabilir. Bu arada Papa Julius'un, dünyaya armağanının sefasını sürmek için pek fırsatı olmadı; 1519'da, fresklerin tamamlanmasından birkaç ay sonra öldü.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;İlerleyen zamanda Papa VII. Clement, Michelangelo'yu Sistine Şapeli'ne son rötuşu kondurması için görevlendirdi. Karşınızda The Last Judgment (Son Yargı)...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YJRkNKyqcZo/Tlt48L6B3cI/AAAAAAAAAoo/F4ASFo0BfPk/s1600/mb9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-YJRkNKyqcZo/Tlt48L6B3cI/AAAAAAAAAoo/F4ASFo0BfPk/s400/mb9.jpg" width="332" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;The Last Judgment (Son Yargı)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;﻿Fresk, İsa ile Bakire Meryem'in dünyanın sonuna nezaret etmelerini gösterir. Çevrelerini azizler, piskoposlar ve çoğu kurban oluşlarının sembollerini taşıyan din kurbanlarından oluşan bir anafor sarmıştır. Kurtulanlar topraktan yükselirken, bu semavi diyarın altında lanetliler, gudebet boynuzlu şeytanlar tarafından cehenneme sürüklenir. 1535-1541 yılları arasında yapılmış olan Son Yargı, Michelangelo'nun neredeyse otuz yılda ne kadar evrim geçirdiğini, kompozisyonları ile renk kullanımında daha maceracı hale geldiğini açıkça gösterir. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iQ2F5UwZMWs/Tlt6eMmNVHI/AAAAAAAAAos/EhsoxyMbD00/s1600/mb10.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-iQ2F5UwZMWs/Tlt6eMmNVHI/AAAAAAAAAos/EhsoxyMbD00/s400/mb10.bmp" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Derisi yüzülen Aziz Bartholomew kendi derisini tutar, yüzünün Michelangelo'nun &lt;br /&gt;alaycı bir otoportresi olduğuna inanılır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Ne Kaba Bir Kadın!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Michelangelo çıplak bedenin, özellikle de erkek bedeninin sanatın en büyük başarısını temsil ettiğine inanırdı. Erkek çıplaklığına öyle aşkla bağlıydı ki, kadın nüleri bile erkeğe benzerdi. Michelangelo'nun kadın model kullanmaktan hoşlanmayışının nedeni belki de cehalettir -kimi bilginler onun hiç çıplak kadın görüp görmediğini sorgular.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AGusIjzDuXw/Tlt7raZuV7I/AAAAAAAAAow/kBtMRvDYyH0/s1600/mb11.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-AGusIjzDuXw/Tlt7raZuV7I/AAAAAAAAAow/kBtMRvDYyH0/s400/mb11.bmp" width="373" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Soldaki iki kadının bedenlerini yanlarındaki erkeklerle karşılaştıracak&lt;br /&gt;olursanız pek fark göremezsiniz. En soldaki kadının kaslı vücudunun üzerinde eğreti&lt;br /&gt;gibi duran göğüsleri, kaslı bacakları, eğilen kadının kolları bu durumu ispatlar&lt;br /&gt;nitelikte...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Nihayetinde bu çıplak her şeye olan sevgi, Michelangelo'nun başını derde soktu. 1530'ların yeni muhafazakârlaşmış atmosferinde Son Yargı'yı tamamladığında, eleştirmenler, azizler ile din kurbanlarını doğal halleriyle gösterdiği için hemen ona saldırdı. Bir yazar, "Böyle şeyler görmemek için bir genelev bile gözlerini kaçırırdı." diye yazdı. Bir miktar tartışmanın ardından, kilise hiyerarşisi, figürlerin şehvetli olduğunu kabule etti ve yaramaz parçaların üstüne kumaş koysunlar diye daha az önemli ressamlar tuttu. Michelangelo mesajı aldı. Daha sonraki fresklerinde melekler nadiren giysisiz görünür.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Ne Ressamı Be!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Michelangelo fevri yapıda, patlayıcı eğilimleri, derin sevgileri ve ani hiddet nöbetleri olan bir adamdı -kısacası, terribilita'sı vardı, duygu yoğunluğu ya da korkutuculuk diye çevrilebilen bir İtalyan deyişi.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dLoLorHCTUo/Tlt-k0j8OAI/AAAAAAAAAo0/rYn2My-scUc/s1600/mb12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="175" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-dLoLorHCTUo/Tlt-k0j8OAI/AAAAAAAAAo0/rYn2My-scUc/s400/mb12.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşu, Sistine Şapeli tavanından bir sahne&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Onun terribilita'sını ateşlemenin emin bir yolu, ona ressam demekti. Kendini heykeltıraş sayardı - hatta mektuplarını "Michelangelo Buonarroti, Heykeltıraş" diye imzalardı - ve insanlar iki sanatı karıştırdığı zaman ciddi bir öfkeye kapılırdı. Oysa kendini ressam saymayan bir adam için, ne harika şeyler çizmişti! Sistine Şapeli freskleri pek çok sanat tarihçisi için Yüksek Rönesans'ın en büyük başarısını temsil eder. İşe bakın ki o, dikkatini sevgili mermerinden başka tarafa çekecek bir şey istemiyordu. Şaşırtıcı bir güç ve duyarlılığa sahip heykeller yaptığı inkar edilemez, ama resimleri de Batı sanatının şaheserleri olarak hemen fark edilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Benim fikrim...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Michelangelo gerçekten de bir sanatkâr. Özellikle Sistine Şapeli'nin tavan süslemelerine bakınca hayran kalmamak elde değil. Renkleri kullanışı ve canlılığı da hayli merak uyandırıcı. Eserlerini gidip yerinde görmeyi çok isterim. Sonsuz saygılar Michelangelo!&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yazımız burada son buluyor. Kaçık Sanat Tarihi yazılarının Rönesans devrini böylece kapatmış oluyoruz. Bu yazı dizisinin son kısmı. İleri de bir gün yeniden başlayabilirim ama şu an için bu durum kesin sonu işaret etmekte. Blog yayın akışı normal şekild devam edecek tabi...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yeniden buluşuncaya dek sanatla kalın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2625364762146418473?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2625364762146418473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2625364762146418473&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2625364762146418473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2625364762146418473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-5-michelangelo.html' title='Kaçık Sanat Tarihi - 5 &quot;Michelangelo Buonarroti&quot;'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-GUGhntMIIbw/TltRqJLJxpI/AAAAAAAAAoE/DCTlX2e_hHk/s72-c/mb1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-207233647938938864</id><published>2011-08-28T14:19:00.001+03:00</published><updated>2011-08-28T14:20:31.951+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Albrecht Dürer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><title type='text'>Kaçık Sanat Tarihi - 4 "Albrecht Dürer"</title><content type='html'>Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım sanat tarihi yazılarından dördüncüsüyle karşınızdayız. Konuğumuz Kuzey Rönesansı'nın en ünlü isimlerinden Albrecht Dürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-o19iTu_2XOk/TloQWXzi8dI/AAAAAAAAAnk/30iaX_MrK5s/s1600/ad1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-o19iTu_2XOk/TloQWXzi8dI/AAAAAAAAAnk/30iaX_MrK5s/s200/ad1.jpg" width="143" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Albrecht Dürer&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;21 Mayıs 1471 - 6 Nisan 1528&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burcu:&lt;/strong&gt; İkizler&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyeti:&lt;/strong&gt; Alman&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Önemli Çalışması:&lt;/strong&gt; Şövalye, Ölüm ve Şeytan (1513)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekniği:&lt;/strong&gt; Gravür&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarzı:&lt;/strong&gt; Kuzey Rönesans&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eserlerini Nerede Görebiliriz?:&lt;/strong&gt; London Universiy College, San Fransisco Güzel Sanatlar Müzeleri, NY Metropolitan Müzesi...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Meşhur Sözü:&lt;/strong&gt; "Eğer insan kendini sanatına adarsa, tembellik ettiği zaman başa gelebilecek pek çok kötülükten kaçınılır."&lt;br /&gt;(Üstteki resim otoportresidir...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albrecht Dürer, kuyumcu Büyük Albrecht Dürer ve karısı Barbara'nın on sekiz çocuğundan biriydi - sadece üç tanesi çocukluğu sağ salim geride bırakabildi. Eğitimini tamamlayıp, belli başlı bir pirinç ustasının kızıyla evlendi. Venedik'te İtalyan sanatı okuduktan sonra, hırslı genç Albrecht, Nüremberg düşünür takımının yerleşik bir üyesi oldu. Dürer'in, çoğu tanınmış hümanist bilginler olan yeni arkadaşları, işine sadece zanaat değil de liberal sanatlardan biri muamelesi etmesi için ona ilham verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kitleler İçin Sanat&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Dürer atölyesinde baskının potansiyelini araştırdı. Tahta baskılardan ya da gravürlerden yapılan baskıların taşınabilir nitelikte ve makul fiyatlı olması, onları yeni filizlenen, evleri ve iş yerlerini süsleme peşindeki orta sınıf için ideal bir ürün haline getirmişti. Bir müşteri ya da bir basımcının iş önerisiyle ona gelmesini beklemektense, popüler konular üzerinde baskılar tasarladı ve üretti. Sonra da işini Avrupa'da tanıtmak üzere satıcılar tuttu. Çok geçmeden Dürer baskıları Rotterdam'dan Roma'ya kadar duvarlara asılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ünlü Gravür...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürer, gravürü de araştırdı. Özellikle de içinde tehdit edici bir peyzajda at üstünde seyahat eden kararlı bir şövalyeyi gösteren Ritter, Tod und Teufel yani Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ın da aralarında olduğu üç "ustaca baskısında"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yMlahxz5JYw/TloTm1E_anI/AAAAAAAAAno/EjQeh2nsenQ/s1600/ad2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-yMlahxz5JYw/TloTm1E_anI/AAAAAAAAAno/EjQeh2nsenQ/s400/ad2.jpg" width="306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şövalye, Ölüm ve Şeytan&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Şövalye, Ölüm ve Şeytan ortada cesareti temsil eden bir şövalyeyi, iskeletimsi bir yapıya sahip olan ve bitkin haldeki bir ata binen&amp;nbsp; "ölüm"ü, çok boynuzlu ve keçi benzeri bir yaratık olan şeytanı dağınık ağaç kökleri arasında pusuya yatmış olarak gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmin simgesel bir özelliği de var. Dikkat ederseniz eğer, şövalyenin etrafındaki onca korkunçluğa rağmen umursamadan yürüyüşünü görebilirsiniz. Ve bu da "cesaret"i işaret ediyor bizlere. Resmin ilhamının nereden geldiğine bakmadan önce, birkaç ayrıntıya göz gezdirelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eD1AJaahpZk/TloVPQbNA8I/AAAAAAAAAns/whmebeXSkUM/s1600/ad3.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-eD1AJaahpZk/TloVPQbNA8I/AAAAAAAAAns/whmebeXSkUM/s1600/ad3.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ölüm'ün elindeki kum saati Şövalye'ye hayatın bir gün biteceğini&lt;br /&gt;daima hatırlatması anlamına geliyor...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BXOHrRhMJGY/TloV0whvBGI/AAAAAAAAAnw/V-AKZjAVK8s/s1600/ad4.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-BXOHrRhMJGY/TloV0whvBGI/AAAAAAAAAnw/V-AKZjAVK8s/s320/ad4.bmp" width="162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ölüm'ün ağırlığı altında ezilen bitkin at ve eğildikçe yaklaştığı&lt;br /&gt;kafatası yine bir çok simgeselliğe ev sahipliği yapıyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TP-8JEgHbxQ/TloWcRvPWPI/AAAAAAAAAn0/_cffaeDKCyE/s1600/ad5.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-TP-8JEgHbxQ/TloWcRvPWPI/AAAAAAAAAn0/_cffaeDKCyE/s1600/ad5.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Resmin fonundaki ayrıntılı bir kale çizimi göze çarpıyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Z3wwxQs1hvo/TloXDyDouRI/AAAAAAAAAn4/KAwg_tycQ74/s1600/ad6.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-Z3wwxQs1hvo/TloXDyDouRI/AAAAAAAAAn4/KAwg_tycQ74/s320/ad6.bmp" width="181" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şeytan'ın ince keçi bacaklarını ve ona doğru yürüyen kertenkeleyi&lt;br /&gt;dikkatle bakınca görebilirsiniz.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;"Ölümün gölgesinin vadisinden geçmeme rağmen, şeytandan korkmayacağım." Tanıdık geldi mi? Dürer, gravürünün ilhamını hümanist arkadaşlarının birinden almıştı: Rotterdamlı Erasmus. Erasamus'un yazdığı Hristiyan Askerin El Kitabı'ndan satırlar bunlar. Devam eden yıllarda bu etkilenmeler Dürer'i reformist hareketin ortasına sürükledi. Dürer, Luther'in Doksan Beş Tez'ini Almanca'ya çevrildikten hemen sonra okudu, daha sonra, nihayetinde Protestan Reformu'na giden münakaşaların içine daha derinlemesine çekilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dur, Hırsız! "Dünya Üzerindeki İlk Ticari Marka"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ı bu kadar önemli yapan bir diğer ayrıntı ise bu resimde dünya üzerindeki ilk ticari markanın kullanılmış olmasıdır. Ressamın baş harflerinde oluşan bir logo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lOEngPYbGmc/TlobQJx1fjI/AAAAAAAAAn8/g8_-2zlZyGQ/s1600/ad7.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-lOEngPYbGmc/TlobQJx1fjI/AAAAAAAAAn8/g8_-2zlZyGQ/s1600/ad7.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Salus(Kurtuluş), 1513 yazısı ve ressamın logosu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Başarılı her iş adamı gibi Dürer de sahtecilikten korkardı - gerçek bir tehdit, çünkü o sıralar başka bir ressamın eserlerin kopyalamak yasadışı değildi. Sanatını korumaya önce monogramını - daha büyük bir "A"nın bacaklarına sığınmış olan "D" - bütün baskılarına ve resimlerine ekleyerek girişti; aslında, ilk ticari markayı yarattı. Ne yazık ki, monogramı taklit etmek oldukça kolaydı ve şöhretini artırmaya faydası olsa da, eserlerini koruma açısından monogram pek bir işe yaramadı. Hatta Dürer, eserlerini kopyalayıp, "AD" monogramıyla işaretleyen Venedikli ressam Marcantonio Raimondi'ye karşı yasal işlem yürütmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Havalı Otoportre!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürer'in otoportrelerinden biri oldukça şaşırtıcıdır. On sekiz yaşındaki Dürer kendini tam cepheden gösterir, yaslı ifadesiyle doğrudan doğruya izleyiciye bakar ve saçı omuzlarına dökülür. Gözünüz bir yerden ısırıyor mu? Yoksa İsa mı dediniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-o19iTu_2XOk/TloQWXzi8dI/AAAAAAAAAnk/30iaX_MrK5s/s1600/ad1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-o19iTu_2XOk/TloQWXzi8dI/AAAAAAAAAnk/30iaX_MrK5s/s1600/ad1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Dürer'in otoportesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Kasıtlı olarak yapılmıştı, ama dine hakaret kasıtlanmamıştı doğrusu. Dürer izleyicilerine, bütün insanlar gibi kendisinin de&amp;nbsp;Tanrı'nın suretinde yaratıldığını (İncil'e göre) hatırlatmak istemişti. Elbette, Dürer'de her zaman olduğu gibi, sanatsal seçiminin arkasında iş dürtüleri gizliydi. Bu resim, becerilerini göstermenin harika bir yoluydu, satış sloganını hayal etmek kolay: Eğer kendimi Tanrı'nın Oğlu'na benzetebilirsem, düşün hele, senin için neler yaparım! Bugün olsa kuşkusuz mallarını dünyanın dört yanında evden alışveriş edilen iletişim ağlarında pazarlıyor olurdu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir Gergedan, Bir Tavşan...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZqeJWN3oYGE/Tloft6j5rsI/AAAAAAAAAoA/6_YgYWH8DBA/s1600/ad8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZqeJWN3oYGE/Tloft6j5rsI/AAAAAAAAAoA/6_YgYWH8DBA/s320/ad8.jpg" width="288" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Feldhase (Genç Tavşan)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Dürer'in en kalıcı eserlerinden bazıları en basit olanlarıdır. Bugün sulu boyayla yaptığı bir tavşan, özenli mihrap resimlerinin hepsinden daha popülerdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1515 tarihli gergedan ağaç baskısı, sadece hoş olmakla kalmadı, etkili de oldu. Dürer, benekli zırha sahip hantal bir yaratık olan gergedanının, hayvanı bir kez bile görmemiş olduğu halde oluşturmuştu. Gravürüne, Lizbon'a yerleşmiş bir iş adamının Nüremberg'deki bir arkadaşına gönderdiği yazılı bir tanım ve eskizi temel almıştı. Bugün Dürer'in, hayvanın anatomisini resmedişinin gerçeğe uymayan birçok yanı olduğunu bilsek de 18. yüzyıla kadar gerçekçi olarak kabul edilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benim Fikrim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürer, tarzıyla tanıdığım Rönesans isimlerinde oldukça farklı. Yaygın olan yağlı boya gibi malzemeler yerine baskı ve gravür tekniği kullanmış olmasa oldukça ilgi çekici. Özellikle Şövalye, Ölüm ve Şeytan'ının ayrıntılarına hayran kaldım. Bir başka yönden ise ilk imza örneğini gördüğümüz Jan Van Eyck'ten sonra en radikal kararlara sahip Rönesans ressamı. Bu açıdan hem bir ressam hem de gerçekten de bir iş adamı. Evet sevdim ben Albrecht'i!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımız burada sona eriyor. Tüm görüşlerinizi, yorumlarınızı, eleştirilerinizi bekliyorum. Yarın Kaçık Sanat Tarihi'nin son yazısıyla karşınızda olacağım. (Neden mi son? Ayrıntılı bilgi için tıkla ve oku: &lt;a href="http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kafas-karsk-bir-yaz.html"&gt;Tık &lt;/a&gt;)Son konuğumuzda Michelangelo Buonarroti olacak. Kaçırmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatla kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-207233647938938864?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/207233647938938864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=207233647938938864&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/207233647938938864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/207233647938938864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-4-albrecht-durer.html' title='Kaçık Sanat Tarihi - 4 &quot;Albrecht Dürer&quot;'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-o19iTu_2XOk/TloQWXzi8dI/AAAAAAAAAnk/30iaX_MrK5s/s72-c/ad1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4612269813573443179</id><published>2011-08-28T11:58:00.000+03:00</published><updated>2011-08-28T11:58:46.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer'/><title type='text'>Kafası Karışık Bir Yazı</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RlGKlru5Vbk/TloDKcWrYwI/AAAAAAAAAng/52tV-9rKDXk/s1600/Confused.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="274" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-RlGKlru5Vbk/TloDKcWrYwI/AAAAAAAAAng/52tV-9rKDXk/s320/Confused.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde bir dağınıklık hakim kafamın içinde, biliyorum. Ramazan telaşı da eklenince işin içine işler iyice sarpa sardı. Blog da bunlardan biri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bir karar almıştım, takip edenler mutlaka biliyorlardır. Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak Kaçık Sanat Tarihi yazıları hazırlamaya başlamıştım. İlk üç yazı halihazırda yayında. Ama ben uzun uzun düşünmelerden sonra fikrimi değiştirdim. Kaçık Sanat Tarihi yazılarını en azından şimdilik son vermeyi istiyorum. Nedenine gelirsek, ben de tam netleştirmiş değilim... Kitap yazılarımı sekteye uğrattığını düşünüyorum biraz, bloga uydu mu uymadı mı gibi düşünceler var bir de. Fazlasıyla emek harcanan yazılar olduğu için başka gönderiler hazırlamaya zaman da kalmıyor. Tüm bu nedenlerin toplamı, biraz daha fazlası ya da biraz daha azı... Yine de başladığım bir iş, ortada kalsın istemiyorum. Bu nedenle iki yazı daha yazıp en azından "Rönesans sanatçıları" kısmını bitirmek istiyorum. Bir sorun çıkmazsa eğer, bugün Albrecht Dürer'i yarın da Michelangelo'yu konuk edip Kaçık Sanat Tarihi'ne son vereceğim. Belki ileri de, bölüm bölüm devam edebilirim, ama şimdi mutlaka bir ara vermeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplara dönersek eğer, Mor Salkımlı Ev'i okuyorum. Keyifle ve merakla. Ona da bu aralar hız vermeyi düşünüyorum. Dün de kitapçıya gidip Handan'ı ve Çaresaz'ı aldım. Halide Edib külliyatını yavaş ama emin adımlarla devirmek istiyorum. Halide Edib ilk Vurun Kahpeye ile hayran kaldığım bir yazar. Onun kalemine, duruşuna, yaptıklarına hayranım. Şu an tüm ilgim Halide Edib'e odaklanmış durumda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ot4ALIxkI70/TloCZZ9YwpI/AAAAAAAAAnc/9sG-BteTx8M/s1600/handan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ot4ALIxkI70/TloCZZ9YwpI/AAAAAAAAAnc/9sG-BteTx8M/s1600/handan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8jnMlyEhOuk/TloCDdLa3qI/AAAAAAAAAnY/gesd6VfHRRs/s1600/%25C3%25A7aresaz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-8jnMlyEhOuk/TloCDdLa3qI/AAAAAAAAAnY/gesd6VfHRRs/s320/%25C3%25A7aresaz.jpg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sıradaki kitap yorumu da mutlaka ama mutlaka Lütfen Anneme İyi Bak olacak, ne zamandır kafamda... Sanat tarihi meselesi bir hallolsun, tamamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ahval ve şerait içerisindeyim dostlar. Bayrama bomba gibi bir giriş yapmak için bu kafa karışıklığını gidermeyelim. Evet, kesinlikle gidermeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmza: "Kafası fena halde karışık" Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4612269813573443179?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4612269813573443179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4612269813573443179&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4612269813573443179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4612269813573443179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kafas-karsk-bir-yaz.html' title='Kafası Karışık Bir Yazı'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-RlGKlru5Vbk/TloDKcWrYwI/AAAAAAAAAng/52tV-9rKDXk/s72-c/Confused.gif' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-218807059352799888</id><published>2011-08-26T13:28:00.002+03:00</published><updated>2011-08-26T21:00:40.790+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leonardo da Vinci'/><title type='text'>Kaçık Sanat Tarihi - 3 "Leonardo da Vinci"</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım Kaçık Sanat Tarihi yazılarının üçüncüsüyle karşınızdayım. Sıradaki konuğumuz meşhurlar meşhuru Leonardo da Vinci... Önce hakkında biraz bilgi sahibi olalım: &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-F236DHpRaDA/TldkNC0THXI/AAAAAAAAAmU/rCIpPJkEDvI/s1600/ldv1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-F236DHpRaDA/TldkNC0THXI/AAAAAAAAAmU/rCIpPJkEDvI/s200/ldv1.jpg" width="127" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span id="goog_19569913"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_19569914"&gt;&lt;/span&gt;Leonardo da Vinci &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;em&gt;15 Nisan 1452 - 2 Mayıs 1519&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Burcu:&lt;/strong&gt; Koç &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyeti:&lt;/strong&gt; İtalyan &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Önemli Eseri:&lt;/strong&gt; Mona Lisa (Yaklaşık 1503-7) &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekniği:&lt;/strong&gt; Kavak Pano Üzerine Yağlı Boya&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eserlerini Nerede Görebiliriz?:&lt;/strong&gt; Louvre Müzesi, Paris &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;En Meşhur Sözü:&lt;/strong&gt; "Sanat eseri hiçbir zaman bitirilmez, sadece terk edilir." &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(Yandaki kırmızı tebeşirle yapılan çizim otoportresidir.) &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Leonardo geride bir avuç resim bıraktı -yirmiden az, kimileri ciddi hasar görmüş ya da tamamlanmamış halde. Heykelleri ya bitirilmemişti ya da sonradan tahrip edilmişti. Elimizde bol bol olan şey defterler anlaşılan -13 bin sayfa kadar- ve uzmanlar daha pek çok notun kaybolmuş olabileceğine inanıyor. Ona değer biçmemiz için bu kadar az sanat eseri olmasına rağmen, Leonardo dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak tanınır. Çoğu kişi resimlerinden sadece birini bilse de, ona Rönesans'ın en büyük adamı denir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Leonardo efsanesi, balkondaki bir kadının sade portresi olan Mona Lisa'ya dayanır. Her yıl bu esrarengiz esere bakmak için Paris'in Louvre Müzesi'ni dolduran turist kitlesi onun resimlerinin en iyisi, Leonardo'nun da ressamların en büyüğü olduğunu sorgusuz sualsiz kabul eder. Peki... Mona Lisa öyle midir? Leonardo öyle miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olaylı Geçmiş &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leonardo, 15 Nisan 1452'de , cennet gibi Toskana tepelerindeki küçük Vinci, kasabasında doğdu, ama mutlu bir çekirdek ailenin çocuğu olduğu söylenemez. Annesi ve babası evli değildi, farklı toplumsal sınıflardan geliyorlardı. Gayrimeşru Leo, başka bir kadınla evlenen babasıyla oturdu. Bu mütevazi başlangıçtan sonra toplumsal basamakları birer birer aşarak, krallar ve düklerin ressamı oldu. 1476'da eşcinsel birliktelik ile suçlandı, suçlanan diğer adamlardan birinin bağlantısı sayesinde bir uyarıyla kurtuldu. 1482'de Floransa'dan ayrılan Leonardo, Milano'ya yerleşti ve askeri mühendis, ressam ve müzisyen olarak şehri yöneten Ludovico Sfarzo'ya hizmetlerini sundu... 1495 tarihli The Last Supper gibi. Yani Son Akşam Yemeği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son Akşam Yemeği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9sdyW4Lt3Nw/TldlKPSXxVI/AAAAAAAAAmY/lUDJLfLdVKg/s1600/ldv2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="217" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-9sdyW4Lt3Nw/TldlKPSXxVI/AAAAAAAAAmY/lUDJLfLdVKg/s400/ldv2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Son Akşam Yemeği&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&amp;nbsp;Resim tam anlamıyla bir yenilikçilikti. Daha önceki Ortaçağ ressamları, İsa ve havarilerini tipik olarak sakin ve dertsiz tasasız halde sunmuşlardı. Leonardo ise bunun aksine, havarilerin İsa'nın ihanete uğrayacağını açıklamasına karşı duygusal tepkilerini göstermeyi seçti - adamlar el kol hareketleri yapıyor, bağırıyor, dehşet içinde geri çekiliyor ya da tartışmak için öne eğiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey! Size de resim biraz bulanık gelmedi mi? Ne yazık ki Son Akşam Yemeği Leonardo'nun en talihsiz resimlerinden. Leonardo'nun ıslak yerine kuru alçıya resim yapma kararı yüzünden resim en baştan zarar görmeye hazırdı. (Islak alçı kuruyunca resme bir daha rötuş yapılması, renklerin gölgelenmesi ve harmanlaması zor olduğundan Leo seçimini kuru alçıdan kullanmıştı.) Kuru alçı çok geçmeden pul pul dökülmeye başladı. Devam eden yıllarda Fransız birlikler duvara taş attı, beceriksizce restorasyonlar yapıldı, II. Dünya Savaşı'nda bina bombalandı, 1999'da resim restorasyonla sabitlendi. Başına gelenler pişmiş tavuğun yanında yerini almış gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6gXfVe0xMTE/Tldmyq2lwzI/AAAAAAAAAmc/bPHRGKNdf_0/s1600/ldv3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-6gXfVe0xMTE/Tldmyq2lwzI/AAAAAAAAAmc/bPHRGKNdf_0/s1600/ldv3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;II. Dünya Savaşı sırasında Son Akşam Yemeği'ne &lt;br /&gt;ev sahipliği yapan binanın bombalanmış hali&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Esrardan Şahesere "La Gioconda"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıdık gelmedi mi? Hadi açık konuşalım, bahsettiğim hepimizin çok iyi tanıdığı biri: Mona Lisa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-I9luyfOydOQ/TldnvnXdiqI/AAAAAAAAAmg/AHWpfmUoY44/s1600/ldv4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-I9luyfOydOQ/TldnvnXdiqI/AAAAAAAAAmg/AHWpfmUoY44/s400/ldv4.jpg" width="267" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Mona Lisa&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Kahverengi gözlü bir kadın, geniş bir alnı, yuvarlak bir çenesi var. Pilileri zarifçe yapılmış bir elbise giyiyor, elleri de koltuğun kolçağında duruyor. Oturduğu loca, olanak dışı bir şekilde bir yollar ile nehirler, tepeler ve vadiler manzarasına bakan bir uçurumun üstüne uzanmış. Peki yeni olan ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, pozu. Lisa izleyiciden uzağa bakacak şekilde oturmuş, ama bedeninin üst kısmını bize bakacak şekilde döndürmüş. Bu eksen dışı konum, bir contrapposto (İtalyanca "ters" anlamına geliyormuş) biçimi olan duruş, figüre bir hareket duygusu katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Harika peyzaj da başka bir yenilik, çünkü dönemin resimlerinin çoğunda pek az fon var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çoğu kişiye Mona Lisa'nın neyinin ayırt edici olduğunu sorarsanız size figürün muammalı bir bakışı ve her şeyin üstünde, "esrarengiz" bir tebessümü diyecektirler. Lisa'nın tebessümü hafif, yüzündeki anlamı okumak da gerçekten zor - ama bütün bunlar Mona Lisa'ya özgü değil. Leo, tıpkı Ginevra de' Benci ve pek çok Bakire ile azizede olduğu gibi diğer kadınları da muammalı bakışlarla çizerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xZwUNXq52aQ/TldqXxCx1BI/AAAAAAAAAmk/bsElth41Zts/s1600/ldv5.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-xZwUNXq52aQ/TldqXxCx1BI/AAAAAAAAAmk/bsElth41Zts/s400/ldv5.png" width="382" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ginevra de' Benci ve muammalı bakışları&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Yolunmuş Lisa!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah Mona Lisa'nın kaşları! Sorun ne mi? Figürün kaşları yok. Sahiden. Tekrar bakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi sanat tarihçileri Lisa'nın Floransa modasına kapılıp kaşlarını almış olabileceğini iddia ettiler, ama bu pek mümkün görünmüyor; çünkü Leonardo'nunkiler dahil, dönemin diğer portrelerinde kadınların kaşları var. Ya Leonardo onları hiç resmetmedi, ya da daha sonraki bir restorasyonda kazayla silindiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yetiş Doktor Lisa Ölüyor...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş doktorlar, gözlerini Mona Lisa'da resmedilmiş kadının sağlığına diktiler. Sadece resme dayanarak ona tiroid bezesinin büyümesi, strabismus (şaşı göz), yüz felci, bruksizm (diş gıcırdatmayı alışkanlık haline getirmek) ve korkutucu bir şekilde, "yüz kaslarının asimetrik hipofonksiyonu" teşhisleri kondu. Zavallı kadın. Tebessüm edebilmesi bile bir mucize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mona Lisa Şöhret Yolunda&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mona Lisa'yı bir şahesere dönüştürmek için on dokuzuncu yüzyıl ortasındaki Fransız sembolist şairlerin ilgisi gerekti. Femmes fatale'lerden, güzel oldukları kadar insanı yiyip bitirdiklerine inanılan kadınlardan büyülenme eğilimi geliştirmişlerdi ve nedense Mona Lisa'yı bu kategoriye koyuverdiler. İngiliz eleştirmen Water Pater, bu fikri 1869'da şöyle açıkladı: "Arasında oturduğu kayalardan daha yaşlı; vampir gibi, defalarca ölmüş ve mezarın sırlarını öğrenmiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-66xdGsyCdQM/TldujRYfK2I/AAAAAAAAAmo/OMA8Cp933uI/s1600/ldv6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-66xdGsyCdQM/TldujRYfK2I/AAAAAAAAAmo/OMA8Cp933uI/s1600/ldv6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Mona Lisa'nın boş yeri, 1911&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra halkın büyülenmesini pekiştirecek şey, hırsızlıktı. 1911'de bir müze ziyaretçisi duvarda Mona Lisa'nın yerinin boş olduğunu fark etti. Sonra soruşturmalar, garip iddialar, takipler...Derken 1913'te Vincenzo Peruggia adında sabık bir Louvre çalışanının resmi kaçırdığı anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mona Lisa'nın bulunuşu uluslararası bir olaydı, ondan sonra da şöhreti tartışılmaz bir hal aldı. Louvre yıllar boyu, resme sıradan bir resim gibi davranmayı seçse de şimdi havası kontrollü, kurşun geçirmez, etrafı çevrili, özel bir sergileme mekanında asılı duruyor. Herhangi bir şeyi ender olarak bitiren bir adamın yaptığı sade portre için hiç de fena sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İkon Taşlama&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ressamların bir sanat eserine kusur bulmaları için gereken tek şey, halkın onu sevmesidir. Diğer resimlerin hepsinden fazla sanatsal hakaret ve uyarlamanın konusu olmuş Mona Lisa'nın kaderine göz atalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BJRl94lVcfU/TldvPlSVCGI/AAAAAAAAAms/tg5UzRTYV8Y/s1600/ldv7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-BJRl94lVcfU/TldvPlSVCGI/AAAAAAAAAms/tg5UzRTYV8Y/s320/ldv7.jpg" width="201" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Marcel Duchamp'ın Mona Lisa kartpostalının üzerine çizdiği sakal ve bıyık&lt;br /&gt;her şeyi başlatan oldu. Eserine verdiği adın okunuşu kulağa şu deyimle aynı geliyor:&lt;br /&gt;"Elle a chaud au cul!" (Fransızca "Sıkı bir poposu var!")&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qdAvK1VSCLQ/TldwD8_fSvI/AAAAAAAAAmw/7Gx8T4YvSq8/s1600/ldv8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-qdAvK1VSCLQ/TldwD8_fSvI/AAAAAAAAAmw/7Gx8T4YvSq8/s1600/ldv8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fotoğrafçı Philippe Halsman, elbiseyi giymiş ve Mona Lisa fonuna yerleştirilmiş&lt;br /&gt;Salvador Dali'nin yüzünün ve meşhur bıyığının fotomontajını tamamladı.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Mona Lisa devam eden yıllarda gorile, Batman'a ve daha nelere dönüştürüldü ama ben daha fazlasını yayınlayamıyorum. Sayfa biter korkusuyla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benim Fikrim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leonardo da Vinci'nin resimleri bana oldum olası çok canlı gelmiştir. Yüzler, tenler kanlı canlıdır adeta. Özellikle Mona Lisa'ya saatlerce bakabilirim. Benim sevdiğim bir ressam o. Ama unutmamak gerek ki o aynı zamanda heykeltıraş, mimar, müzisyen, bilim adamı, matematikçi, mühendis, mucit, anatomist, jeolog, kartografyacı, botanikçi ve yazar. Dahinin tanımı tam da bu olmalı. Çok yaşa Leo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki resim alanında yalnızca Mona Lisa'dan ibaret de değil. Şimdi birbirinden güzel tablolarını bir saygı duruşu olarak sizlerle paylaşıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zc-PM3sDudA/TldyY_IjOnI/AAAAAAAAAm0/iINWRyufKJI/s1600/ldv9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-zc-PM3sDudA/TldyY_IjOnI/AAAAAAAAAm0/iINWRyufKJI/s320/ldv9.jpg" width="250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Madonna Litta&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bed-aZGFfuM/Tldy3wUu-LI/AAAAAAAAAm4/8xb8d2e4P8c/s1600/ldv10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-bed-aZGFfuM/Tldy3wUu-LI/AAAAAAAAAm4/8xb8d2e4P8c/s320/ldv10.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Lady with an Ermine&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-W7CaNOKjFUE/TldzMHVAeXI/AAAAAAAAAm8/XV5aAJWLGg0/s1600/ldv11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-W7CaNOKjFUE/TldzMHVAeXI/AAAAAAAAAm8/XV5aAJWLGg0/s320/ldv11.jpg" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Virgin of the Rocks&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1IDJEPOTOU4/Tldzt-IWknI/AAAAAAAAAnA/GqesX3xw1tY/s1600/ldv12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-1IDJEPOTOU4/Tldzt-IWknI/AAAAAAAAAnA/GqesX3xw1tY/s320/ldv12.jpg" width="233" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Vitruvian Man&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Leonardo hakkında daha konuşulacak çok şey var tabii. Belirli bir pencereden konuyu ele almaya çalıştım. Yazımız burada sona eriyor. Her türlü yorumunuzu, eleştirinizi, görüşünüzü bekliyorum. Bir sonraki yazıda Albrecht Dürer'i ele alacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatla kalın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önemli Not:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaçık Sanat Tarihi yazılarının üçüncüsü olan bu yazıyı ne yazık ki biraz geç yayınlayabildim. İki gündür Blogger düzenleyicimde bir resim sorunu vardı. Gecikmenin nedeni bu durum. Hepinizden özür dilerim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-218807059352799888?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/218807059352799888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=218807059352799888&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/218807059352799888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/218807059352799888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-3-leonardo-da-vinci_26.html' title='Kaçık Sanat Tarihi - 3 &quot;Leonardo da Vinci&quot;'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-F236DHpRaDA/TldkNC0THXI/AAAAAAAAAmU/rCIpPJkEDvI/s72-c/ldv1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8776246058956562512</id><published>2011-08-25T21:33:00.001+03:00</published><updated>2011-08-25T21:34:02.912+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer'/><title type='text'>Nazar Boncuğu Öyküleri</title><content type='html'>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="Evil Eye Bead Tree in Turkey" height="280" src="http://www.nazarboncugu.com/gifs/evil_eye_bead_tree.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="254" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Beni takip eden, yazılarımı okuyan, yorumlar yapan sizlerden bir ricam olacak. Kendi çapımda ufak bir proje üzerinde çalışıyorum. Bunun için sizlerin de yardımına ihtiyacım var... İstediğimse sizden bazı anılarınızı paylaşmanız. Ama bu anılarda ya nazar boncuğu konunun merkezinde olacak ya da kuvvetli bir yere sahip olacak. Sizin, çevrenizin, yakın arkadaşlarınızın, akrabalarınızın nazar boncuğuyla ilgili yaşadıkları anıları bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımcı olan herkese şimdiden çok teşekkür ederim. İsteyen yazıma yorum olarak katkılarını paylaşabilir, isteyen e-posta adresime yollayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;a href="mailto:kontrast.iletisim@yahoo.com"&gt;kontrast.iletisim@yahoo.com&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükranlarımla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8776246058956562512?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8776246058956562512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8776246058956562512&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8776246058956562512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8776246058956562512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/nazar-boncugu-oykuleri.html' title='Nazar Boncuğu Öyküleri'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2529974697476115563</id><published>2011-08-20T18:39:00.000+03:00</published><updated>2011-08-20T18:39:55.909+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sandro Botticelli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><title type='text'>Kaçık Sanat Tarihi - 2 "Sandro Botticelli"</title><content type='html'>Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım Kaçık Sanat Tarihi yazılarının ikincisiyle karşınızdayım. Bugünkü konuğumuz İtalyan Rönesansı'nın en önemli isimlerinden Sandro Botticelli. Gelin onu biraz daha yakından tanıyalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Wlmkv4S7nts/Tk-ksif_mJI/AAAAAAAAAlo/oI092wGSneg/s1600/sandro.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Wlmkv4S7nts/Tk-ksif_mJI/AAAAAAAAAlo/oI092wGSneg/s200/sandro.jpg" width="164" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Sandro Botticelli&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1444 - 17 Mayıs 1510&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyeti:&lt;/strong&gt; İtalyan&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Önemli Eseri:&lt;/strong&gt; Venüs'ün Doğuşu (Yaklaşık 1486)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekniği:&lt;/strong&gt; Tuval Üzerine Tempere&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarzı:&lt;/strong&gt; İtalyan Rönesansı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eserlerini Nerede Görebilirsiniz? :&lt;/strong&gt; Uffizi Galerisi, Floransa, İtalya&lt;br /&gt;(Yandaki resim, ressamın Kâhinlerin Tapınması adlı tablosunda yer alan otoportresidir...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun İsmi, Komik Soyadı !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl adı Alessandro di Mariano Filipepi olan, herkesin hitap ettiği adıyla Sandro, ailesinin hayatta kalan dört çocuğundan biriydi. Edindiği soyadı Botticelli, erkek kardeşinin ("küçük fıçı" anlamına gelen) lakabı Botticello'dan türetilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sponsorluk Meselesi...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rönesans Floransa'sı, kuzeybatıda İskoçya'ya, güneydoğuda ise Levant'a (doğu Akdeniz ülkelerine) uzanan büyük bir ticaret çarkının göbeğinin oluşturuyordu. Şehir bir cumhuriyet görünümdeydi, ama perdenin arkasından şehri meşhur bir aile yönetirdi. Mediciler... Bu aile aynı zamanda uluslararası bankacılığı icat ederek hayli zengin olmuştur. Muhteşem Lorenzo, babasının ölümü üzerine hem bankanın, hem de Floransa şehrinin kontrolünü ele geçirdiğinde henüz on dokuz yaşındaydı. Botticelli, Lorenzo'nun büyülenmiş imtiyazlı yakınlarının bir parçası haline geldi. Elizabeth Lunday bu konuda şöyle diyor: "Ressam, hamisinin heykel bahçesinde dolaşıp kızarmış tavus kuşu yerken, burası ile babasının tavuk pisliği ve at idrarı yüzünden kokusu göklere vuran tabakhanesinin arasındaki zıtlığı şiddetle hissetmiş olmalı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ihtişam ve zenginliğin bir bedeli olmalıydı. 1475'te ona şöhret getiren resmi Kâhinlerin Tapınması'nı tamamlamıştı. Madonna ve Çocuk'u şefkatle çizmiş olması kadar, hamileri Mediciler'e bağlılığı da dikkate değer. Ortaçağ'dan beri süregelen bu geleneği devam ettiren Botticelli müşterisinin tüm ailesini de tabloya yerleştirmiştir. Biraz reklamdan kimseye zarar gelmez, öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UrvZNhRJnfg/Tk-oL1DOCNI/AAAAAAAAAls/L39udu01fY0/s1600/stablo1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="330" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-UrvZNhRJnfg/Tk-oL1DOCNI/AAAAAAAAAls/L39udu01fY0/s400/stablo1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kâhinlerin Tapınması (The Adoration of the Magi)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ &lt;strong&gt;Gelelim asıl meseleye...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botticelli, bu tablosuna bir portre daha eklemiştir: Hardal sarısı bir cübbe giymiş, doğrudan doğruya, adeta meydan okurcasına resme bakan bir adam... Kendisi! Bu noktada aklıma Jan Van Eyck'in tablolara adını yazması geldi. Botticelli'de bir başka yolla resme bakanlara kendi önemini gösteriyor olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tTP0x9ZOmW0/Tk-pjmOe1WI/AAAAAAAAAlw/ss3LmdEwRGI/s1600/stablo2.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-tTP0x9ZOmW0/Tk-pjmOe1WI/AAAAAAAAAlw/ss3LmdEwRGI/s320/stablo2.bmp" width="183" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Botticelli...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;O Meşhur Tablo&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma'da, Sistin Şapeli'nde freskler yaparak kısa bir süre geçirdikten sonra Botticelli klasizm yüzünden zıvanadan çıkmış Floransa'ya geri döndü. (Klasisizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir.) Floransalılar Eflatun'a mumlar yakıyor ve samimiyetle ruhtan söz ediyorlardı. Botticelli, "mitolojilerini", İlkbahar (Primavera) ve Venüs'ün Doğuşu'nun (The Birth of Venus) dahil olduğu resimlerini işte bu atmosfer içinde tamamladı. Üslupları garip bir karışımdır: Figürler klasik tanrılar ve tanrıçaları temsil etse de, sahneler has Rönesans icatlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-o9k1_s9JrPE/Tk-sK5V8xQI/AAAAAAAAAl0/AfsxaV-eZnQ/s1600/stablo3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="255" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-o9k1_s9JrPE/Tk-sK5V8xQI/AAAAAAAAAl0/AfsxaV-eZnQ/s400/stablo3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Venüs'ün Doğuşu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Venüs'ün Doğuşu'nda aşk tanrıçası denizin köpüğünden henüz doğmuş olarak bir deniz kabuğuna tünemiştir. Felsefi bir yorumla Venüs güzelliği canlandırır, güzellik de hakikat olduğuna göre, eser hakikatin dünyaya girişinin alegorisidir. Ya da doğrudan doğruya aşkın kutsanışıdır ve kadın güzelliğine saygı sunuşudur. Sizce hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Süper Ucube&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venüs'ün Doğuşu'nda yüzünün güzelliği dikkatimizi orantısız bedeninden uzaklaştırmayı başarıyor. Gelin hep beraber inceleyelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Dv5l5yRay0A/Tk-t7ZvfQyI/AAAAAAAAAl4/ctz8xWezZDk/s1600/stablo4.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-Dv5l5yRay0A/Tk-t7ZvfQyI/AAAAAAAAAl4/ctz8xWezZDk/s320/stablo4.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Vücudunda kürek kemiği ve göğüs kafesi yok, sol kolu da&lt;br /&gt;&amp;nbsp;tuhaf bir şekilde yana sarkmış durumda. &lt;br /&gt;Göğüsleri fazla yuvarlak ve vücuduna göre çok küçük...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-l8xXO0It3xk/Tk-uwBYHkAI/AAAAAAAAAl8/YZgpMncoxOc/s1600/stablo5.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-l8xXO0It3xk/Tk-uwBYHkAI/AAAAAAAAAl8/YZgpMncoxOc/s1600/stablo5.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Göbek deliği karnında çok yükseğe yerleştirilmiş.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ssiXM5O3_JU/Tk-vL5Bl2CI/AAAAAAAAAmA/6vrzn33gv4U/s1600/stablo6.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ssiXM5O3_JU/Tk-vL5Bl2CI/AAAAAAAAAmA/6vrzn33gv4U/s320/stablo6.bmp" width="258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ağırlığı sol kalçasına öyle bir kaydırılmış ki, &lt;br /&gt;okyanusa düştü düşecek gibi görünüyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Ama bu hatalar hiçbir şekilde resmin değerini azaltmıyor. Botticelli, her zaman zarafeti, biçimin gerçekçi resmedilmesinden üstün tutmuş ve Venüs'ün boynu garip bir şekilde uzun olsa bile, gene de inkar edilmez bir güzellikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devam Eden Yıllarda Botticelli&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medicilerin ortadan kaybolması ve şehirde dini coşkunun yükselmesiyle Botticelli'de yön değiştirdi (ya da değiştirmek zorunda kaldı.) 1490'lardaki eserlerinde artmış bir sadelik hatta ciddiyet havası vardır. Paganlık devri bitmiş, Hristiyanlık devri başlamıştı. Bu süreçte vaiz Savanarola'nın etkisi büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oE4-LnMHOX0/Tk_N-35jkvI/AAAAAAAAAmE/h3q7SznA-eM/s1600/stablo7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="260" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-oE4-LnMHOX0/Tk_N-35jkvI/AAAAAAAAAmE/h3q7SznA-eM/s400/stablo7.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İlkbahar (Primavera)&lt;br /&gt;Soldan Sağa: Merkür, Üç Güzeller, Venüs, Flora, Chloris, Zephyrus&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ Botticelli üç yüz yıl kadar unutulmuş kaldı. Eserleri ancak 1800'lerin ortasında yeniden keşfedildi ve kitleler tarafından yeniden takdir edildi. Dini resimleri bugün neredeyse hiç fark edilmese de, mitolojileri, tuhaf bir şekilde olsa da, ikon statüsü edinmiştir. Venüs'ün Doğuşu'na kahve fincanlarında, ekran koruyucularda ve Simpsons dizisinin bölümlerinde rastlanıyor, ama hâlâ ona ne anlam vereceğimizi bilemiyoruz. Belki de sorun, ressamın tam anlamının yüzyıllarla kaybolmuş olmasında. Botticelli, Leonardo Da Vinci'den de, Michelangelo'dan da fazla, Floransa Rönesansı'nın adamıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-g3sLNQQARm8/Tk_UGsWq4VI/AAAAAAAAAmM/pJ9VGI0VY2o/s1600/popk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-g3sLNQQARm8/Tk_UGsWq4VI/AAAAAAAAAmM/pJ9VGI0VY2o/s1600/popk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Popüler kültür ikonu olarak Simpsons tarzında Venüs'ün Doğuşu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ftheXrs5Af8/Tk_Unu4px7I/AAAAAAAAAmQ/cBDKCL7Fu_k/s1600/Judasmusicvideo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="244" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ftheXrs5Af8/Tk_Unu4px7I/AAAAAAAAAmQ/cBDKCL7Fu_k/s320/Judasmusicvideo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bir başka pop ikonu Lady Gaga'nın Judas videosundaki Venüs'ün Doğuşu yorumu...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Asabi Adam!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giorgi Vasari (ki, eğlenceli bazen de süslenmiş biyografileriyle tanınıyormuş) ressamı "kaprisli ve egzantrik" biri olarak tanımlıyor. Bir hikâye, bir dokumacının nasıl Botticelli'nin yanındaki evi aldığı ve buraya, Botticelli'nin çalışmasını engelleyecek bir şamata koparan dokuma tezgâhları koyduğunu anlatır. Ressam komşusuna şikayette bulundu, o da kendi evinde ne isterse yapabileceğini söyleyerek cevap verdi. Botticelli, kendi çatısına, her an komşunun tavanından içeri girip kırıp dökeceğe benzeyen dev bir kaya yerleştirdi. Komşusu şikayet edince de, kendi evinde ne isterse yapabileceğini söyledi. Komşusunun tezgâhları kaldırması çok uzun sürmedi. Nasıl ama?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zZz7nqeB6kY/Tk_RMSwULBI/AAAAAAAAAmI/e5MSFtOtIk8/s1600/stablo8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="160" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-zZz7nqeB6kY/Tk_RMSwULBI/AAAAAAAAAmI/e5MSFtOtIk8/s400/stablo8.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Venüs ve Mars&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Benim fikrim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botticelli, renkleri kullanma konusunda oldukça başarılı. Özellikle Venüs ve Mars tablosundaki renkler çok canlı gözüküyor. Botticelli hepimizin az çok göz aşinâlığına sahip olduğu Yunan tanrıları kalıbına uygun olarak resimler çizmiş, ki bu da klasizmden kaynaklanıyor. Tüm resimlerinde mükemmel kişilerin ön planda, güzeller ve yakışıklılar. Muhtemelen günümüzdeki Barbie bebekler misali bir dayatma olmuştur bu tablolar Rönesans kadınlarına. Siz ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçık Sanat Tarihi yazılarının ikincisinde Sandro Botticelli'yi ele aldık, umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki konuğumuz Leonardo Da Vinci, haberiniz olsun :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşlerinizi, eleştirilerinizi, yorumlarınızı&amp;nbsp;bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatla kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2529974697476115563?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2529974697476115563/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2529974697476115563&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2529974697476115563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2529974697476115563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-2-sandro-botticelli.html' title='Kaçık Sanat Tarihi - 2 &quot;Sandro Botticelli&quot;'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Wlmkv4S7nts/Tk-ksif_mJI/AAAAAAAAAlo/oI092wGSneg/s72-c/sandro.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4600968082721298373</id><published>2011-08-19T15:25:00.000+03:00</published><updated>2011-08-19T15:25:06.239+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1473'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bedia Ceylan Güzelce'/><title type='text'>1473 - Bedia Ceylan Güzelce</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bx9_ZV_Zg0o/Tk5U8TY9pBI/AAAAAAAAAlA/DkbQZfuakyo/s1600/1473" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-bx9_ZV_Zg0o/Tk5U8TY9pBI/AAAAAAAAAlA/DkbQZfuakyo/s320/1473" width="215" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Kendini aşktan başka neye saplayabildi kirpiler?" &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün başladım 1473'e, dün bitirdim 1473'ü. Kılcal damardan hafif hafif ama düzenli şekilde akan ılık kırmızı renkli kan misali. Bedia Ceylan Güzelce'nin ilk romanına yukarıdaki satırlarla vuruldum ben. Ve baktım kendime, insanoğluna. İnsanlık aşağıladıkları, küfürleştirdikleri hayvanlar kadar olabiliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1473, Otlukbeli Savaşı'nın tarihi, tarih derslerinden hatırlayacaksınızdır muhtemelen. Kitabımız da Otlukbeli Savaşı'nı, öncesini ve sonrasını kirpilerin gözünden anlatıyor. Ve bir açıdan da kamerayı okuyucuya çeviriyor. Sorgulamaya ve irdelemeye yönlendiriyor. İnsanoğlu ne yaptığını zannediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabımız, Akkoyunlu Devleti'nin hükümdarı Uzun Hasan ve Fatih Sultan Mehmet'i tanıtıyor önce bizlere, kendine has üslubuyla. Sonra da Otlukbeli Mevkii'ni. Kitabın en can alıcı satırlarından bazılarını bu kısımda okuyorsunuz. Kitap en başından itibaren o nazenin üslubuyla karşımıza çıkıyor. Duyarlı, hassas bir anlatım okuyucuyu kolayca içine alıyor, kalbinden yakalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Yuvalarının üstünde birbirini öldürmek için sıraya girmiş zafer düşkünlerini taklit ederek yere düşerken, dualar ettiler. Bu şekilde ölmeyecekleri bir dünyaya yeniden gelebilmek için. Ve hayvanlar her duanın sonunda "amin" yerine "olsun" dedi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Olsun."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sözü dişi kirpi alıyor. Anlatıcının kirpide can bulmuş halinden de izler taşıdığını görüyoruz. Bir kirpi nasıl bakarsa hayata, etrafa öyle bakıyoruz biz de. Bu kısım özellikle başarılı. Çünkü insan izlenimi taşımıyor tam anlamıyla kirpinin penceresinden bir bakışa sahip oluyoruz. Üstelik yapmacık değil, havada asılı kalmıyor. Kirpilerin tek eşli olduğu ayrıntısı da belirtiliyor. &lt;em&gt;"Bilirim ki sevgilimin âşık olduğu tek canlı benim"&lt;/em&gt; cümlesinin beni oldukça etkilediğini söylemeliyim. Birbirinden güzel anlatımlarla devam eden bu bölümde dişi kirpinin erkek kirpiyle tanışmasına da şahit oluyoruz, tabii ki onların büyük aşkına da. Otlukbeli'ne de göz gezdiriyoruz, böylece ileriki sayfalar için zihnimizde başarılı bir fon hazırlıyor yazar. Her bölümün sonuna - ya da başlangıcına diye de düşünülebilir - bir cümle ekleyen yazar bu kısımdan sonraki ilk cümlesi, kitabın en tatlı cümlesi belki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ve ben kendimi ona ithaf ettim."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kirpilerin o sonsuz aşklarına tanık oluyoruz, her bir cümleyle. Öyle güzel sayfalar ki bunlar, insanın defalarca aynı harfleri okuyası geliyor. Ağzındaki damla sakızlı şekerin hiç erimemesini isteyen bir çocuk misali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta ayrıca bir de rüzgar kullanımı var. Rüzgar, bir nevi tanrının yardımcısı havasında aktarılıyor. Kitaba ilginç, gizemli bir hava kattığı kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kesif bir hüzün kaplıyor sayfaları. Savaş yakın. Hayvanlar hissediyor bunu. Dilden dile aktarılıyor. Ve sahneye bir akbaba çıkıyor. Hayyam. Kızıl bir akbaba Hayyam, kirpiler ve diğer birçok hayvan ondan öğreniyor olan biteni. Biz de onun gözünden savaş hazırlıklarına bakıyoruz yavaş yavaş. Hayyam gördüklerini yorumluyor aynı zamanda. Padişahların gözünden pişmanlığı okuyor daha savaş başlamadan. Çoğu hayvan yerini yurdunu bırakıyor, kendini korumak adına. Bazıları kalıyor Otlukbeli'nde yalnız Bizim kirpiler başta olmak üzere. Hayyam onları bilgilendirmeye devam ediyor, onlar da kendilerince hazırlıklar yapıyorlar, tüneller geçitler kazıyorlar. Hayyam bu sırada bize aslında savaşın kazananın başlamadan belli olduğunu da söylüyor: &lt;em&gt;"Dolunayda bir suyun üstünde kaç parıltı olabilirse o kadar askeri var Sultan Mehmet'in."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra savaş başlıyor. Bazı bölümlerde anlatıcı belli olmazken, devam eden bölümlerde kirpiler anlatıyor gördüklerini. Anlatıcının belli olmadığı, bizim insan ilişkilerine daha çok girdiğimiz anda bile o naif duyarlılık elden bırakılmıyor, çok başarılı bir uygulama. Böylece kitabın daha bilgi ağırlıklı denebilecek bölümleri belgesel havası yerine kurgu havasına bürünüyor, okuyucuyu kendinden uzaklaştırmıyor. Sonra Uzun Hasan'ın oğlu Kör Zeynel'le, Fatih'in oğulları Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid ile tanışıyoruz. Savaşın yakın şahidi oluyoruz. Savaş sahneleri o kadar insancıl anlatılmış ki, insanın içini acıtıyor gördükleri. Savaşın teknik ve sayısal yüzü yerine yüreklerin baktığı, ruhların dolaştığı yüzüne bakıyor yazar. Özellikle hem Fatih'te hem de Uzun Hasan'da pişmanlık duygusunun gösterilmesi fikrimce çok önem taşıyor.&amp;nbsp; İnsanoğlunun yaptıklarından bolca pişmanlık duyması kitapta gereken yeri buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzün dolu sahneler yaşıyoruz sonra, gözlerimizin dolduğu. Bir baba oluyoruz üzülüyoruz yavrumuza, bir&amp;nbsp;âşık oluyoruz üzülüyoruz sevgilimize. Yüreğimiz harfler sayısınca atıyor burada. Tıp, tıp, tıp. İnsani duygular ete kemiğe bürünüyor adeta. Hüzün kitabın sonlarına doğru iyice kanatlanıyor. Savaştan arta kalanların manzarası yürekleri dağlıyor gerçekten. Kapanışı Hayyam yapıyor. Bol şiirsel bir anlatımla... Bir anlamda kitabın bir yansıması bu bölüm, çünkü kitabın genel havası ritimli bir düz yazı. Bir anlamda anlattığı duygulara göre akıyor anlatım, şekil değiştiriyor. Bir de sükunet. Kitap boyu her harfe sinmiş durumda. Bambaşka bir anlatımı var 1473'ün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zal1UtTL3qw/Tk5Vi6utaZI/AAAAAAAAAlE/0I-oCMmo7Ak/s1600/bediaceylang%25C3%25BCzelce.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-zal1UtTL3qw/Tk5Vi6utaZI/AAAAAAAAAlE/0I-oCMmo7Ak/s320/bediaceylang%25C3%25BCzelce.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bedia Ceylan Güzelce&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bedia Ceylan Güzelce'nin ilk kitabı 1473'üne ben Atlas dergisinde rastlamıştım. Aynı zamanda Atlas yazarlarından biri olan Bedia Ceylan Güzelce kitaba 2005'te yazdığı bir cümleyle başlıyor. Babasını kaybettikten sonra üç yıl el sürmüyor. Ve kitap bitince, babası Yaşar Mehmet Güzelce'ye ithaf ediyor. 1473'ün bir tarih danışmanı da var aynı zamanda. Yazar, şimdi yeni bir kitabın hazırlıklarını yapıyormuş, sn olarak ekleyeyim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1473, insanlığa, insanlığın yaptıklarına sadakat timsali kirpilerin gözünden anlamlı bir bakış. Nefes alan, kendine has bir ritme sahip capcanlı bir roman. Yürekten tavsiyem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın kapak tasarımını da çok beğendim. Kirpilerin oklarının minareler şeklinde simgeselleştirilmesi kitabın ruhuna uygun bir seçim olmuş. "Türk'ün Türk'le, Müslüman'ın Müslüman'la savaşı" satırları da bu şekilde anlamını pekiştirmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Aşk kâbesidir kirpilerin, etrafında dönerler."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedia Ceylan Güzelce'ye ve April Yayıncılık'a teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaçık Sanat Tarihi yazılarının ikincisini yarın yayınlayacağım. Duyurulur...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4600968082721298373?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4600968082721298373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4600968082721298373&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4600968082721298373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4600968082721298373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/1473-bedia-ceylan-guzelce.html' title='1473 - Bedia Ceylan Güzelce'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bx9_ZV_Zg0o/Tk5U8TY9pBI/AAAAAAAAAlA/DkbQZfuakyo/s72-c/1473' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7322776852685383509</id><published>2011-08-18T13:26:00.006+03:00</published><updated>2011-08-18T13:34:17.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jan Van Eyck'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><title type='text'>Kaçık Sanat Tarihi - 1 "Jan Van Eyck"</title><content type='html'>Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları kitabından yola çıkarak hazırladığım Kaçık Sanat Tarihi yazılarının ilkiyle bugün karşınızdayım. Bugünkü konuğumuz Rönesans'ın en gerçekçi ve sıradışı isimlerinden Jan Van Eyck... Gelin, hep beraber hakkındaki birkaç bilgiye göz atalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-E7Vg1mU4SG4/TkzXUgpfBLI/AAAAAAAAAj8/ew1rLCTpS7o/s1600/t%25C3%25BCrbanl%25C4%25B1adamjanvaneyck.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 272px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 231px;"&gt;&lt;img border="0" height="320" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-E7Vg1mU4SG4/TkzXUgpfBLI/AAAAAAAAAj8/ew1rLCTpS7o/s320/t%25C3%25BCrbanl%25C4%25B1adamjanvaneyck.jpg" width="230" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;Jan Van Eyck (Johannes De Eyck)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;1385? - 9 Temmuz 1441&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Milliyeti:&lt;/strong&gt; Flaman&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;En Önemli Eseri:&lt;/strong&gt; Arnolfini Portresi (1434)&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Tekniği:&lt;/strong&gt;Meşe Pano Üzerine Yağlı Boya&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Tarzı:&lt;/strong&gt; Kuzey Rönesans&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Eserleri Şu An Nerede Görülebilir?:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;National Gallery, Londra&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En Meşhur Sözü:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;"Jan Van Eyck buradaydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Üstteki "Türbanlı Adam" tablosu ressamın muhtemel otoportresi kabul ediliyor...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Peki nedir onu bu kadar meşhur yapan?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;Van Eyck hakkında, Flandres'da (günümüz Belçika'sının bir bölgesi) doğmuş olduğu dışında pek bir şey bilmiyoruz. Aslında bilmememiz de doğal sayılır, o zamanlar kimse oturup onun biyografisini yazacak değildi herhalde. Adını ilk kez 1422 yılında Lahey'de Hollanda Kontu'nun saray ressamı olarak çalışırken duyuyoruz.1425'te ise, Burgundy Dükü'nün sarayının en kıymetli insanı oluyor. Dükün kayıtları arasında, ressamın maaşını vaktinde ödemedikleri için personelini azarladığına dair mektuplar varmış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp;Onu asıl meşhur yapan ise "Arnolfini Portresi" isimli tablosu. Nesi var bu tablonun, neden bu kadar önemli? Adım adım inceleyelim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xBId5OSyZms/TkzaCXGGDSI/AAAAAAAAAkE/l-Fz6e6JF0w/s1600/438px-Van_Eyck_-_Arnolfini_Portrait.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="640" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-xBId5OSyZms/TkzaCXGGDSI/AAAAAAAAAkE/l-Fz6e6JF0w/s640/438px-Van_Eyck_-_Arnolfini_Portrait.jpg" width="465" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Arnolfini Portresi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;Bu resmi önemli kılan ilk unsur dini olmayan konusu. Resimdekiler aziz, din kurbanı, hatta kraliyet ailesi mensubu değil, sıradan insanlar.﻿ Resimdeki kişiler hakkında ise kesin bir malumat yok. Uzun süre boyunca resmin Giovanni di Arrigo Arnolfini ile karısı Giovanni Cenami'yi gösterdiğine inanıldı, ta ki çiftin resmin üzerindeki tarihten 13 yıl sonra evlendiği anlaşılana kadar. Şimdi uzmanlar ikiye ayrılmış durumda. Kimi resmin Giovanni'yle bir önceki eşini gösterdiğini savunurken, kimi de bunun bambaşka bir Arnolfini olduğu görüşünde.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;İkinci önemli unsur ise, gerçekçilik sıra dışı. Örneklerle inceleyelim... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fKUnfVNLfOE/Tkzdi4-oFRI/AAAAAAAAAkU/Pl5blhm2S3M/s1600/tablo1.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="318" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-fKUnfVNLfOE/Tkzdi4-oFRI/AAAAAAAAAkU/Pl5blhm2S3M/s320/tablo1.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kadının yüzünde ışığın tüm etkileri gözlemleniyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-X-ddkmdkyQk/Tkzd3m76QbI/AAAAAAAAAkY/bjZ9UxjY1PM/s1600/tablo2.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="168" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-X-ddkmdkyQk/Tkzd3m76QbI/AAAAAAAAAkY/bjZ9UxjY1PM/s320/tablo2.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adamın cübbesini kürk süsleri yumuşacık ve kabarık bir görüntü veriyor.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-aYtZEkOPPZA/Tkzem0A_5UI/AAAAAAAAAkc/y4s9eZOeY2I/s1600/tablo3.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="236" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-aYtZEkOPPZA/Tkzem0A_5UI/AAAAAAAAAkc/y4s9eZOeY2I/s320/tablo3.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Pencereden gözüken ağaçta kirazlar çiçeklenmiş.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Yy0Td_SAmZw/TkzfB5-F7iI/AAAAAAAAAkg/uBcsOMt0hj8/s1600/tablo4.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="254" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-Yy0Td_SAmZw/TkzfB5-F7iI/AAAAAAAAAkg/uBcsOMt0hj8/s320/tablo4.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Portakalın yüzey ayrıntıları fazlasıyla yansıtılmış.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Eğer tabloya dikkatli bakarsanız arka duvardaki yazıyı görebilirsiniz. "Jan Van Eyck fuit hic" (Latince) Yani "Jan Van Eyck buradaydı." Bu tarihin ilk ressam imzalarından biri. Sanatkârlar isimsiz olarak tanrıyı yüceltmek için resim yaparlardı. Van Eyck kendinden sonra gelen ressamlara, kendi önemlerinin daha fazla farkında olma hissini de bağışladı. Eserlerinin hepsinde, imzasına dikkat çekmesi onun ressam olarak kendi önemine inandığını ima ediyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RWtwcRfFW48/TkzgZTxFK3I/AAAAAAAAAkk/GXwP8tTAXpo/s1600/tablo5.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="152" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-RWtwcRfFW48/TkzgZTxFK3I/AAAAAAAAAkk/GXwP8tTAXpo/s320/tablo5.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;"Jan Van Eyck buradaydı."&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Arkadaki duvarda, süslü bir çerçevede yuvarlak, dışbükey bir ayna asılı; pencereyi, çifti ve en şaşırtıcısı, kapı girişinde, tam da odanın içine bakıyor olsanız duracağınız yerde duran ve hayal meyal görünen iki figürü yansıtıyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-L37bnRdimsE/TkzhkPCGjoI/AAAAAAAAAko/smtwcyewwSY/s1600/tablo6.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="269" qaa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-L37bnRdimsE/TkzhkPCGjoI/AAAAAAAAAko/smtwcyewwSY/s320/tablo6.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bu ayrıntı hakkında kimileri basit bir ayna çalışması olarak konuşsa da, sanat tarihçileri 15. yüzyıl&lt;br /&gt;camlarının berrak görüntüler vurmayacak kadar kusurlu olduklarını ve projeksiyon fikrinin bile Rönesans&lt;br /&gt;düşüncesine yabancı olduğunu söylüyorlar. Üstelik hiçbir Rönesans resim risalesi optik biliminden&lt;br /&gt;söz etmiyor. Tartışma sürmekte...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölgeleri, üç boyutlu sunumu, nasıl yapıldığı bir türlü kesinleşemeyen optik illüzyonu ve imzası olan bu resim sadece yenilikçi değil, tam anlamıyla devrimciydi. Bir adam, bir kadın ve köpeklerinin birlikteliğinden oluşan bu resmin dinsellikle uzaktan yakından alakası olmaması cabası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şaşırtıcı gerçek "Bayan Arnolfini"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişinin Arnolfini Portresi'ndeki kadını görünce tepkisi "Vay canına, bu kadın sahiden de hamile!" oluyormuş. Benim de oldu tabii. Ama kadın hamile değilmiş. Sadece günün modasına&amp;nbsp;göre giyinmiş. 1400'lü yıllarda elbiselerin önünde öylesine çok kumaş varmış ki, kadınların sadece yürümek için bile kaldırması gerekirmiş. Sancılarının başlamasına beş dakika kalmış bir hali yok mu gerçekten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir başka şaşırtıcı gerçek "Kayıp Küçük Kuzu"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gent Mihrap Resmi"nin 1950-51 yıllarındaki restorasyonu, pek çok rötuş ve kötü restorasyonu ortaya çıkardı. Uzmanlar resmin röntgeninin incelerken, Tanrı'nın Kuzusu imgesinin aşırı derecede boyandığını, özgün kuzunun beceriksiz bir taklit altında kaldığını buldular. Restoratörler eski kuzuyu ortaya çıkarma işine kuzunun kafasından başladılar, ancak Gent halkı sabırsızlandı ve restorasyon tamamlanmadan resim iade edildi. Kuzuya bugün dikkatli bakacak olursanız eğer, iki değil dört kulağı olduğunu görürsünüz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1gXpAx3ENYY/TkzlC7Ns2MI/AAAAAAAAAks/TY1kaHvZV_U/s1600/tablo7ba%25C5%259Fka.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="232" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-1gXpAx3ENYY/TkzlC7Ns2MI/AAAAAAAAAks/TY1kaHvZV_U/s320/tablo7ba%25C5%259Fka.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;"Dört kulaklı" Tanrı'nın Kuzusu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;Benim fikrim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Eyck'in resimlerinde en çok dikkatimi çeken detay meselesi oldu. Hem Arnolfini Portresi, hem de diğer birkaç resmini ayrıntılarıyla inceleyince hayran kaldığımı söylemeliyim. Bilhassa Gent Mihrap resminde öyle güzel ayrıntılar var ki hayran kalmamak elde değil. Figürler, semboller, tasvirler çok hoşuma gitti. Genel anlamda düşünürsek, sevdim mi Van Eyck'in resimlerini? Evet, sevdim. Ya siz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Kaçık Sanat Tarihi'de böylece bitiyor. Huzurlarınızdan ayrılmadan önce, yeni başlayan bu yazılar hakkında görüşlerinizi, Jan Van Eyck hakkında görüşlerinizi ya da başka herhangi bir şey hakkındaki eleştirilerinizi, isteklerinizi beklediğimi belirteyim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki Kaçık Sanat Tarihi'nde konuğumu Sandro Botticelli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek üzere :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7322776852685383509?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7322776852685383509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7322776852685383509&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7322776852685383509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7322776852685383509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-1-jan-van-eyck.html' title='Kaçık Sanat Tarihi - 1 &quot;Jan Van Eyck&quot;'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-E7Vg1mU4SG4/TkzXUgpfBLI/AAAAAAAAAj8/ew1rLCTpS7o/s72-c/t%25C3%25BCrbanl%25C4%25B1adamjanvaneyck.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8520370275744974592</id><published>2011-08-17T19:09:00.001+03:00</published><updated>2011-08-17T19:10:09.529+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaçık Sanat Tarihi'/><title type='text'>"Kaçık" Sanat Tarihi ve Diğer Birkaç Şey...</title><content type='html'>Yarından itibaren Kontrast'ta ilk defa farklı bir alanda yazılar yayınlamaya başlamayı düşünüyorum. Hem de benim "fazlasıyla" acemi olduğum bir alanda: Sanat Tarihi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eGggV_-DuSw/TkvnOU9q3pI/AAAAAAAAAjs/GvVhJ45UVuU/s1600/BSGHK%25C4%25B0TABI" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-eGggV_-DuSw/TkvnOU9q3pI/AAAAAAAAAjs/GvVhJ45UVuU/s320/BSGHK%25C4%25B0TABI" width="208" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Neden peki? Çünkü elimde Elizabeth Lunday imzali Sevin Okyay çevirisi "Büyük Sanatçıların Gizli Hayatı" kitabı bulunmakta. Bu kitabı özellikle seçtim. Çünkü hem sanat hakkında bilgi sahibi olmak hem de sıkılmamak istiyordum. Bu kitap tam da buna uygun. Ressam ve heykeltraşlar hakkında bir dedikodu kitabı bu aslında. Keyifli bir arkadaş sohbeti gibi :) Çok ilginç bir fikir bu... Kitabın tanıtım satırlarından alıntılarsam eğer: "Bu kitap, büyük ustaların uluslararası sanatının gerisinde ahlâksızca, buğulu ve gözü kara hikayelerini anlatıyor... ...işte asla unutmayacağınız bir sanat tarihi dersi."&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ben de bu kitabın yorumunu "Kaçık" Sanat Tarihi adı altında yazılar yazarak paylaşmaya karar verdim. O yüzden farklı bir okuma olacak. Her yazıda bir sanatçıyı ele alacağım. Hem eserlerini, hem hayatını hem de -en harikası burası olacaktır zaten- haklarındaki acayip dedikoduları ve şaşırtıcı gerçekleri paylaşacağım. Bu konuda bilgili miyim derseniz hayır değilim, herhangi bir iddiam da yok.&amp;nbsp;Hem ben hem siz beraberce sanat tarihi öğreniriz, bu da çok keyifli bir deneyim olur diye düşündüm. İlk yazıyı muhtemelen yarın paylaşacağım... Gerçekten bu yeni deneyim için çok heyecanlıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu kitabı parça parça okuyacağımdan ötürü, bir taraftan da normal kitap okumaya devam edeceğim. Bugün Bedia Ceylan Güzelce'nin 1473'üne başladım. Çok farklı, çok sıradışı bir kitap. Ayrıntılı bilgiler tabii ki kitap bitince :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-OPniD4DPcWE/TkvnktC-IpI/AAAAAAAAAjw/0fT2LTTrgUI/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" naa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-OPniD4DPcWE/TkvnktC-IpI/AAAAAAAAAjw/0fT2LTTrgUI/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Arada da tatilde okuduğum diğer kitapların yorumlarını paylaşacağım. Blog bir yandan normal akışına da devam edecek yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşallah güzel, keyifli anlar yaşarız hep beraber!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın ilk konuğumuz ressam Jan Van Eyck olacak, duyurulur ;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neşeyle, edebiyatla ve yarından itibaren biraz da sanatla kalın diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8520370275744974592?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8520370275744974592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8520370275744974592&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8520370275744974592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8520370275744974592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-ve-diger-birkac-sey.html' title='&quot;Kaçık&quot; Sanat Tarihi ve Diğer Birkaç Şey...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-eGggV_-DuSw/TkvnOU9q3pI/AAAAAAAAAjs/GvVhJ45UVuU/s72-c/BSGHK%25C4%25B0TABI' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7247997234822626736</id><published>2011-08-16T22:00:00.000+03:00</published><updated>2011-08-16T22:00:00.223+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Huysuzun Teki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vivet Kanetti'/><title type='text'>Huysuzun Teki - VİVET KANETTİ</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-xhfcpLdlg8k/Tkq903JBJJI/AAAAAAAAAjk/8jYzuq45hII/s1600/huysuzun-teki-10cm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-xhfcpLdlg8k/Tkq903JBJJI/AAAAAAAAAjk/8jYzuq45hII/s320/huysuzun-teki-10cm.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Vivet Kanetti'yi birkaç yıl önce tanıma fırsatına erişmiştim. O zamanlar Kanal 1 ekranlarında Özlem Gürses ve Ayşe Böhürler'le birlikte yaptıkları&amp;nbsp;3 Yüz programı sayesinde. 3 Yüz izlediğim en kaliteli televizyon programıdır diyebilirim rahatlıkla. Siyasetten sosyal konulara, magazinden gündelik hayata her şeyin keyifle konuşulduğu bu program bana çok şey kattı. Hepsi birbirinden yetenekli üç kadınla tanıştırması beni, ayrıca programın başka bir güzelliği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu&amp;nbsp;üç kadından birinin, yani sevgili Vivet Kanetti'nin yazar yönüyle tanışmamsa yakın zamana rastlıyor. Ekranlara bana göre "uzuuun" bir ara veren 3 Yüz, geçtiğimiz ay yeniden yayına başladı. Tv8'de her sabah saat onda. Hiç kaçırmıyorum tabii, bir rutin haline geldi sabahları 3 Yüz'le buluşmak. Birkaç hafta önce de Vivet Kanetti'nin Huysuzun Teki kitabını almaya karar verdim. Geçmişte de Vivet Kanetti'nin kitapları olduğunu biliyordum, yanlış anlaşılmasın, ama okumaya karar vermem pek yeni oldu. Kendimi hazır hissetmekle ilgili bir şey galiba. Olan oldu, biten bitti. Ve ben okudum Huysuzun Teki'ni. Ve ben bayıldım Huysuzun Teki'ne :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jrETiMQqSDs/Tkq-AfNxxSI/AAAAAAAAAjo/E1RzIstOBZc/s1600/vivetkanetti.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" naa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-jrETiMQqSDs/Tkq-AfNxxSI/AAAAAAAAAjo/E1RzIstOBZc/s1600/vivetkanetti.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Vivet Kanetti&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Huysuzun Teki, Vivet Kanetti'nin kelimeleriyle "elinizdeki incecik şey", onun ilk romanı. Yirmili yaşların başında yazdığı bu ilk roman,&amp;nbsp;çeşitli nedenlerden dolayı&amp;nbsp;yayınlamadığı ilk romanı,&amp;nbsp;"Geçmişim" adını verdiği kağıt, dosya vb. yığını arasından çıkıyor Vivet Kanetti'nin karşısına bir gün. Sonra ufak birkaç düzenleme, kitaba bir isim verme... Yayınlanıyor kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huysuzun Teki'nin gözleriyle bakıyoruz olan bitene kitabın satırlarında. Bambaşka bir üslupla. Bir bakış aslında Huysuzun Teki. Büyümüş birinin kendi çocukluğuna bakışı. Büyümüş birinin çocukluk sesine bürünüp konuşması. Romanı kendine has yapan da bu işte. Genel olarak Huysuz'un o yaşına uygun bir konuşma tarzı görsek de, araya atılmış kelimelerden, cümlelerden bir büyüğün dokunuşlarını da hissediyoruz. Bu tarz fikrimce romana çok yakışmış. Ne yapmacık bir küçülme görüyoruz ne de didaktik bir çocukluğa dönüş. Keyifli satırlar, keyifli olaylar iyiden iyiye keyifleniyor bu yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul maceralarına dalıyoruz önce. Huysuz'un bir utanç anı var ki sınıfta yaşadığı gülmeden duramadım doğrusu. Çocuksu yanı yansıtmayı büyük bir ustalıkla yaşatmış Vivet Kanetti. Huysuz'un yaşadığı utanç anının detaylarını, sınıf ortamını yansıtması çok gerçekçi. Çoğumuzun bu sınıf ortamında kendinden bir şeyler bulacağı kesin. Öğretmenine bakış açısı, ailesinin yaptıklarına bakış açısı da tam Huysuz'dan beklenen gibi. Huysuz'un o şeker huysuz tavrına daha ilk satırlardan alışıveriyoruz. Çok candan bir kız Huysuz aslında, kendinden emin aynı zamanda, hayata karşı bir duruşu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim en çok ilgimi çekenlerden biri de Huysuz'un bize büyüklerin diyaloglarını aktarımı oldu. Yetişkinlerin yerli yersiz yaptıkları konuşmalar karşısında Huysuz'un yaşadığı karmaşa ve şaşkınlık satırlardan bize gülümsüyor adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huysuz'un dayısı Fikret'e ve babasının arkadaşı biyoloji profesörüne karşı hissettiği çocuksu bir aşk-hayranlık da söz konusu. Huysuz hep onlardan bahsediyor bize kitap boyu. Sevse bile birini onun yaptığı tutarsız davranışları da görmemezlikten gelmiyor. Annesine, annesinin arkadaşı Filiz'e, dayısının tiyatrosundakilere karşı hep bu dürüst tavrını sergiliyor. Kitabın en bağlayıcı unsurlarından biri bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam eden sayfalarda Huysuz büyüyor, lise çağlarını da tanık oluyoruz. Sevdiği sanatçıyla tanışmak için gerçekleştirdiği "gangster" macerası da hem eğlence hem de hüzün dolu. Yaşı büyüdükçe Huysuz'un hayata bakışında hüznün ve hayal kırıklıklarının daha çok yer kapladığını görüyoruz. Daim çocuk ruhlu Huysuz'un "büyümek" gibi korkunç bir canavar karşısında zaman zaman güçsüz kaldığını görüyoruz. Hayatın gerçeklerinin içini daha çok acıttığına şahit oluyoruz. Daha küçük yaştan dünyaya sahici bir bakış atan Huysuz zamanla onu anlamakta zorlanmaya başlıyor. Büyüklerin davranışları hala muamma. Sonuçta Huysuz büyüdükçe onlar da büyüyor. Romanın sonunda söyledikleri, düşündükleri ise benim en çok etkilendiğim, onun hissettiklerini kalbimde hissettiğim satırlar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlik çağında olan "ben" için, Huysuzun Teki gerçekleri gözlerim önüne seriyor. Bir kez daha anlıyorum büyümenin "ne menem bir şey" olduğunu. Yaşadıkların karşısında her şeye rağmen çocuksu ruhunu zapt etmenin ne zor ve zahmetli bir iş olduğunu. İşte tüm bu halet-i ruhiye beni daha da yaklaştırdı Huysuz'a. Hep hak verdim ona, yaşadıklarını en derinimde hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huysuzun Teki duyarlı bir ruhun hikâyesi. Çocukluktan gençliğe geçişin, büyümenin, daha da büyümenin neler hissettirdiklerinin bir bilançosu. Büyüdükçe sen, daha küçük hissetmen dünya karşısında aslında. Ama her&amp;nbsp; şeye rağmen. Tedirgin olsan da olan bitenden... Yine de... "Nihayet her şeyi anlayacağına dair" kendine söz vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her daim takipçisi olmaya çalıştığım, çalışacağım, hayat görüşünü örnek aldığım, aynı zamanda benim de imzacısı olduğum "defnedevrimi"nin önemli isimlerinden olan, başarılı gazeteci, duyarlı yazar, harika insan sevgili Vivet Kanetti'ye teşekkür ederim. Huysuzun Teki'ni yazdığı ve hayatımda bir pencere daha açtığı için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everest Yayınları'na ve kitapta emeği geçen herkese de teşekkürler ayrıca. Bu kitabı biz okurlarla buluşturdukları için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki biyoloji profesörünün de dediği gibi "... huysuzluk da bir duyarlılık biçimidir." aslında. Huysuzun teki&amp;nbsp;olabilmek güzel şey şu dünyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm huysuzlara selam olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7247997234822626736?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7247997234822626736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7247997234822626736&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7247997234822626736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7247997234822626736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/huysuzun-teki-vivet-kanetti.html' title='Huysuzun Teki - VİVET KANETTİ'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-xhfcpLdlg8k/Tkq903JBJJI/AAAAAAAAAjk/8jYzuq45hII/s72-c/huysuzun-teki-10cm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-844375808168065970</id><published>2011-08-14T18:40:00.000+03:00</published><updated>2011-08-14T18:40:48.657+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sufinin Yolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İdris Şah'/><title type='text'>Sufinin Yolu - İDRİS ŞAH</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HaBAkEyAfh4/Tkfq9hwdLaI/AAAAAAAAAjc/P9WFOIz_q1Y/s1600/sufinin-yolu_68408.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-HaBAkEyAfh4/Tkfq9hwdLaI/AAAAAAAAAjc/P9WFOIz_q1Y/s320/sufinin-yolu_68408.jpg" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;"Tasavvuf okumak, İdris Şah okumak ve daha nice nice kıymetli kalemleri okumak hayata bakışımızı değiştirecek. Okumak lazım. Çok. Daha çok. Ne de olsa insanın işi öğrenmektir. Öğrenmek ve bir de muhabbettir." &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu satırlarla birlikte karar verdim Sufinin Yolu'nu okumaya. Elif Şafak'ın 6 Aralık 2009 tarihli yazısı yönlendirdi beni bu kitabı almaya. (Okumak isteyenler için: &lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/elif-safak/223647-insanin-isi-ogrenmektir"&gt;tık&lt;/a&gt;)&amp;nbsp;Ulaşmam da maceralı oldu kitaba. Uzunca bir süre kitabı aradım durdum. Bulunduğum şehirdeki hiçbir kitapçıda Sufinin Yolu yoktu. "Baskısı bitti" dediler, "İstanbul'da bile yok!" dediler. Sinirlendim, sabırsızlandım. Umudum yavaş yavaş azalmaya başladı. Ama geçtiğimiz Haziran ayında ulaştım kitabıma. 3. baskısı yapılmıştı Sufinin Yolu'nun. Hırçın ve sabırsız tabiatıma bir ders vermek istemişti belki de kitap. Muhtemelen bu bir işaret olmalıydı. Sabrın sonunun selamet olduğunun bir işareti...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sufinin Yolu, tasavvufa giriş denebilecek bir kitap fikrimce. Tasavvuf ve sufilik üzerine düşünceler, tarihi süreçte bu öğretilerin karşımıza çıkardıkları, Mevlânâ'dan Gazali'ye klasik tasavvuf yazarları ve metinleri, tarikatlar ve yapıları, tefekkür konuları, tasavvufi hikâyeler, meseller, şiirler, soru ve cevaplardan oluşan Sufinin Yolu bir başlangıç vesilesi insana. Kitap su üstündeki tasavvuf yerine, daha derin bir yapıyı ele alıyor, okuyucuya dertlerini unutması için yollar öğretmiyor, tasavvufun apayrı ve kendine has olan yapısının önemli kısımlarını bir bir gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bana Sufi düşüncesi hakkında en çok dikkat çekici gelen kısım, çoğu modern denilen düşünce tarzına nazaran Sufilik'in kişinin dertlerine derman olmayı amaçlamaması. Yani tasavvuf yoluna girecek olan kişinin, kendini düşünmemesi. Tasavvufu araçlıktan çıkaran, amaç haline sokmaması. Kitap boyu dikkat çekildiği gibi, asıl amacın "hakikat" olması. Ama külli insan aklının vardığı hakikat kastedilmiyor burada, en gerçek hakikatten, Sufilerin hakikatinden bahsediliyor. Aynı zamanda kalıplara takılmanın, hakikate ulaşmamızı engellediğini, bu yüzden şekilciliğin ancak insana zarar verdiğinden bahsediliyor. Belki de şu ana kadar anlattıklarımı Ömer Hayyam'ın ve Mevlânâ'nın kelamıyla özetlemek en doğrusu olacak...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Manastırda, havrada, medresede, hücrede,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kimi cehennemden korkar, kimi cennet peşinde.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ama Tanrı sırlarından haberdar olan kişi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Buna benzer tohumlar ekmemiştir kalbine."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ömer Hayyam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Bir kişi, sevgilinin kapısını çaldı. Bir ses sordu. "Kim o?"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Cevap verdi: "Ben!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İçerdeki ses "Burada sana ve bana yer yok" dedi ve kapı kapandı. Bir süre yalnızlık ve hasretten sonra aynı adam yeniden sevgilinin kapısına geldi. Kapıyı vurdu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İçerden bir ses ""Kim o?" diye sordu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Adam cevap verdi. "Sen!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kapı açıldı."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlânâ Celaleddin-i Rumî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdris Şah'ın üzerinde en çok durduğu konulardan biri de tasavvufun bir ulaşılmazlık olgusu halinden çıkıp insan hayatına yerleşmesinin gerekliliği. "Öğretici Hikayeler" bölümünde anlatılan öyküler de ufak ufak da olsa günlük hayatımıza tasavvufi düşüncenin nasıl geçirileceğini gösteriyor. Tasavvufi düşünce deyimi de doğru değil aslında. Tasavvuf aslında hayat demek. Bunu öğreniyoruz kitaptan. Tasavvuf ne istediğin sözleri kırpmak satırlar arasından, ne de istediğin zaman istediğin fikirleri hayata geçirmek. Tasavvuf canlı bir mekanizma, bizimle beraber nefes alıp veren. Tasavvuf aynı çerçevede bir böbürlenme vesilesi de değildir asla, kitap boyu hep bahsediliyor bundan. Tasavvuf asla bir kibir aracı olmamalı bu açıdan. Kibrin hiçbir şekilde Sufilerin gönlünde yeri yok. Hakim Cami'nin satırları bu konuyu en güzel şekilde aydınlatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Kibirsizim diye böbürlenme, çünkü kibir, karanlık gecede kara taşın üstündeki karıncanın ayağından bile zor görülür. Ve onu içinden atmanın kolay olduğunu sanma, çünkü dağı iğneyle sökmek daha kolaydır."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakim Cami&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EuSV6Hpdhw4/TkfrR0HRrDI/AAAAAAAAAjg/8UEPDhONugI/s1600/wasu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" naa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-EuSV6Hpdhw4/TkfrR0HRrDI/AAAAAAAAAjg/8UEPDhONugI/s200/wasu.jpg" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kitabın orijinal kapağı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kitap okurken zaman zaman insanın paniğe kapıldığı da oluyor. Özellikle daha önce tasavvufla ilgili herhangi bir ön hazırlığınız yoksa. Ama kitapta İdris Şah bize her okuyucunun farklı seviyelerde olmasının doğal olduğunu ve tasavvufi yazılarında buna uygun yazıldığını söylüyor. Hikâyelerin farklı farklı katmanlardan oluştuğunu, her okuyucunun alabildiği aldığını ve bu sürecin onu daha üst kademedeki anlamlara çıkaracağını belirtiyor. Salih Kazvini'nin mürşitlerini öğrettiği söz de bu umutsuzluğun yersiz olduğunu gösteriyor:&lt;em&gt; "Kapıyı sürekli çalarsan, sonunda sana açılacaktır."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sufinin Yolu'nun en önemli özelliklerinden biri de kapsamlı bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkması. Her tür bilgi, söz ve diğer tüm materyaller kaynak belirterek gösterilmiş. Bu açıdan, alanının en önemli kitaplarından biri olduğu ortada. İdris Şah, okuyucuyu önemsiyor ve onu aşağı görmüyor, ciddiyetle yaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin kendi kalbince yararlanacağı bir kitap Sufinin Yolu. Bu bakımdan içeriği hakkında fazla ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü, bu kitabın okuması her okuyucuya özel ve biricik olacaktır. Ama şunu da belirtmek isterim ki, bu kitap okuyan herkesin ruhunda yepyeni bahçeler yeşertecek. Tasavvuf yolunda, sufilik yolunda bir sonraki adımı nasıl atacağına yardımcı olacak her okuyucu için. Tüm bunlardan ötürü, Sufinin Yolu'nu çok önemsiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-o2Rr2YVtszc/Tkfp1n3VlZI/AAAAAAAAAjY/8LqVqlwZN-s/s1600/idris+%25C5%259Fah.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" naa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-o2Rr2YVtszc/Tkfp1n3VlZI/AAAAAAAAAjY/8LqVqlwZN-s/s200/idris+%25C5%259Fah.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İdris Şah&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yeri gelmişken kitabın yazarı İdris Şah'tan bahsetmemek olmaz. İdris Şah, 1924 yılında Afganistan'da doğan bir yazar ve filozof. Geleneksel doğu öğretileri üzerinde uzmanlaşmış ve bunu Batı'ya en iyi şekilde aktarmış. Yazdığı kitaplar 16 dile çevrilmiş ve ona 20. yüzyılın en çok satan Sufi yazarı unvanı kazandırmış. Klasik öğretilerin nasıl da modern yaşamın içinde her an karşımızda olduğunu en iyi gösteren yazarlardan biri olması da en önemli özelliklerinden. İdris Şah, 1996 yılında Londra'da hayatını kaybetmiş. Kurgu, inceleme, çocuk edebiyatı ve daha birçok alanda da kitapları bulunmakta.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Benim ve okuyan tüm insanların yüreklerine tasavvuf özlemi koyduğu için İdris Şah'a, bu değerli eseri Türkçe'ye kazandırdığı için Nurullah Yakut'a, kitabı bizlere ulaştıran Doğan Kitap'a, Sufinin Yolu'nu okumama vesile olan sevgili Elif Şafak'a şükranlarımı sunarım.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Lafı Şirazlı Sadi'nin Gülistan adlı eserindeki kıymetli duasıyla bitirelim:&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;em&gt;"Bana benim için değerli olanı değil,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;em&gt;Senin için değerli olanı nasip et."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-844375808168065970?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/844375808168065970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=844375808168065970&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/844375808168065970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/844375808168065970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/sufinin-yolu-idris-sah.html' title='Sufinin Yolu - İDRİS ŞAH'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-HaBAkEyAfh4/Tkfq9hwdLaI/AAAAAAAAAjc/P9WFOIz_q1Y/s72-c/sufinin-yolu_68408.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-5195502143825233620</id><published>2011-08-12T12:55:00.000+03:00</published><updated>2011-08-12T12:55:42.689+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selim İleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın'/><title type='text'>Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - SELİM İLERİ</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sAdc9eY9fP8/TkT4L2ERYjI/AAAAAAAAAho/6FvHGI6_jAs/s1600/mavikanat.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" naa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-sAdc9eY9fP8/TkT4L2ERYjI/AAAAAAAAAho/6FvHGI6_jAs/s1600/mavikanat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her kitabın bitişinde bir burukluk kaplar içimi. Bir ayrılık havası, bir veda esintisi, bir hüzün çisentisi. Bazı kitaplar vardır, hayatını etkiler insanın. Bir de bu eklenince duruma hüznüm bir kat daha artar. Yemeği mükemmel yapan son dokunuşlar misali, kitabın içinde bu duygularımdan bahsedildiğini görünce hüzün sağanak olup akıyor yürekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın'ı alırken beni güzel bir deneyimin beklediğini tahmin etmiştim ama içeriği hakkında feci şekilde yanılmışım. Karşımda okuduğum en sıra dışı romanlardan biri duruyor. Her sayfası adeta nakış gibi işlenmiş nazenin bir kitap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, on bölümden oluşurken, bu on bölüm boyunca anlatıcımız bize eşlik ediyor, olanı biteni onun gözünden izliyoruz. Anlatıcımız da Selim İleri... İlk bakışta anı kitabı gibi gözükse de, aslında anı kitabı kalıbının hayli dışında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölüm "Albüm"de&amp;nbsp;Melek Hala'yla anlatıcımızın inceledikleri moda dergileri söz konusu. Ayrıntılı betimlemeler içeren bölüm belki ilk aşamada okuru olayın içine atan ilk bölümlere benzemediğinden herkes tarafından beğenilmeyebilir. Ben ise betimlemelerin ve duygu yüklü anlatımın hayranlık verici olduğu kanaatindeyim. Kıyafetler, resimler, resimler içinde olan bitenler kuru kuru değil, kalpten bir anlatımla geliyor karşımıza. İlk bölümde gördüğümüz bu betimlemeler kitap boyu karşılacaklarımızın da simgesi oluyor. Selim İleri, betimlemeleri yepyeni bir boyutta ele alarak ustalığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam eden sayfalardan "Komşularımızın Semtinde" ve "Kadıköyü'nün Hanımları" bölümleri insanı ele alıyor. Çocuk gözüyle komşu teyzeleri, amcaları bir bir anlatıyor bize. Olan biteni saf ve berrak bir niyetle ele alması, derin hüzünleri ve hayal kırıklıkları çok etkileyici. Mahallede sıradan insanları da görüyoruz, dönemin bazı ses sanatçılarını da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk Prensesi" ve "Deniz Köpüğü Tüller" Selim İleri'nin romancılıkta yeni bir sayfa açtığı bölümler. Romanın malzemesinin bir başka roman olduğu bölümler bunlar. Refik Halid Karay'ın "Nilgün" üçlemesinin&amp;nbsp;geniş yer kapladığı anlatımlar diğer birçok kitaba da ev sahipliği yapıyor. Bir romanın insan zihninde nasıl can bulduğunu izliyoruz. Bu aykırı tarzı, "yaşam içinde canlanan roman" diye belirtsem de en iyisi okumanız ve bu eşi bulunmaz satırlara bizzat tanıklık etmeniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İlençli Zamana Başlangıç" ve "İlençli Zaman" bölümleri ise Selim İleri'nin bir başka roman akrobasisine sahne oluyor. Bu bölümler kitaptaki kod adıyla "Geçmiş Zaman Yazarı"nın yaşadıkları etrafında şekilleniyor. Yazarın eserleri de sezdirme yöntemiyle, yani gerçeğine benzer isimle söylenerek gizem havası korunuyor. Selim İleri'nin eşsiz empati yeteneğinin de her satırda hissedildiğini belirtmek gerek. Gizemli yazar hakkında bilgisizliğimden olacak, kim olduğunu ancak bir araştırma neticesinde öğreniyorum. Yazarın kim olduğunu edebiyat bilgisi kuvvetli olanlar bulacaktır kitapta. Kitabın en efsunlu yanlarından biri de bu kısım kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok Özel Bir Sözlük" ise Selim İleri'nin farklı başlıkları ele aldığı kişisel bir sözlüğü. Ön planda kelimelerin anlamlarından çok ne ifade ettikleri var. Elif Şafak'ın Mahrem'indeki Nazar Sözlüğü'nü de çok seven birisi olarak, bu bölüme bayıldım. Kitaba kattığı kişisellik açısından böyle bölümler çok hoşuma gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bölümler "Melek Hala" ve "Peri Sanatı", anlatıcının güçlü bir sevgiyle bağlandığı Melek Hala'yı geniş pencereden&amp;nbsp;seyretme imkânı sunuyor bizlere. Aynı zamanda devrin siyası olaylarından bazılarını da görüyoruz satır aralarında. Kendini bir nevi toplumdan soyutlayan Melek Hala'nın saatlere olan ilgisi kitaba da adını veriyor. Saatlerin de bir canı olduğu, hepsinin mavi kanatlı periler olduğu kanaati söz konusu. Saatler üzerinden Melek Hala'nın geçmişe ve geleceği yaptığı göndermeler kitabın ham maddesi bir bakımdan. Kitabın ismi de bu yüzden hayli manidar, "Geçmiş, bir daha geri gelmeyecek zamanlar" ana başlığı altında "Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın" özenle seçilmiş bir isim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman boyu beni en çok etkileyen insanların hayatına derinden ve sıcacık bir nazarla bakılması. Geçmiş zaman kavramını didaktik olmayan bir üslupla yavaş yavaş okuyucunun kalbine işlemesi apayrı bir ustalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum ilk Selim İleri kitabı olma özelliği de taşıyor kitap benim için. Selim İleri'nin ustalığı karşısında saygıyla eğilmekten başka bir şey düşemez bana. Diğer kitaplarını da birer birer temin edeceğime de belirteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-350_ECm0JZM/TkT4VuGk8QI/AAAAAAAAAhs/K4kWhZbRXZw/s1600/selimleri.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" naa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-350_ECm0JZM/TkT4VuGk8QI/AAAAAAAAAhs/K4kWhZbRXZw/s1600/selimleri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kitabın kapağı da kendisi gibi, sade ve etkili. Kitabın ruhuna uygun bir kapak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geçmiş, bir daha geri gelmeyecek zamanlar"ın insanın ruhuna nasıl derinden işlediğine ve&amp;nbsp;merhametin gerçek anlamına varabilmek, harika bir edebi şaheser tadabilmek için okuyun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selim İleri'ye ve Everest Yayınları'na teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-5195502143825233620?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/5195502143825233620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=5195502143825233620&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5195502143825233620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/5195502143825233620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/mavi-kanatlarnla-yalnz-benim-olsaydn.html' title='Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın - SELİM İLERİ'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sAdc9eY9fP8/TkT4L2ERYjI/AAAAAAAAAho/6FvHGI6_jAs/s72-c/mavikanat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-9192966703823050681</id><published>2011-08-09T13:16:00.005+03:00</published><updated>2011-08-09T19:12:07.457+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yorumlarım'/><title type='text'>Elif Şafak ve Kin Kusan Ruhlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N6B4gpb2Dvg/TkEI0ux9FXI/AAAAAAAAAhk/AzHtVxhuEp0/s1600/untitled.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-N6B4gpb2Dvg/TkEI0ux9FXI/AAAAAAAAAhk/AzHtVxhuEp0/s320/untitled.bmp" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;Gelin hep beraber bir yolculuğa çıkalım. Açalım pencereleri. En rahat koltuğumuza oturalım. Şöyle geniş geniş oturalım ama diken üstünde gibi değil. Kapatalım gözlerimizi. Bulutları hayal edelim önce. Prova niyetine. Sonra açık pencereden süzülsün ruhumuz. Yukarıya... Bulutların olduğu yere. Şimdi açalım gözlerimizi. Her yer bembeyaz. Yumuşacık. En pofuduk bulutu seçelim. Bağdaş kuralım sonra. Ve... Aşağıya bakalım. Bilhassa bir yere doğru. "İskender hakkında tartışmalar" yazan tabelayı gördünüz mü, hah, oraya işte. İçinde olmamanın verdiği rehavetle dört bir köşesine bakalım. Yüzümüzü bir hayret kaplayacaktır o an. "Daha neler!" . Ağzımızdan dökülecek sözcüklerden belki de en masumanesi. Şaşıracağız. En derinden. Üzüleceğiz sonra. "Hey insanlar, ne yapıyorsunuz?", "Kendinize gelin!" diyebileceğiz o zaman. Gerçeği olanca şeffaflığıyla görmenin yarattığı etki bir miras bırakacak hepimizde. Bir sızı. Uzun süre geçmeyecek bir titrek acı....&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Olanı biteni hiç bilmek istemiyorum aslında. İskender hakkında bir kişinin daha zehirli sözler saçmasına dayanma gücüm kalmadı çünkü. "Ya ne yaptı size Elif Şafak?" diye haykırmak istiyorum. "Kimi kırdı, kimi incitti, kimin ekmeğine göz koydu, kime hakaretler savurdu?" . Yüreğim bu sözleri tekrarlayıp duruyor. Belki de geçen gün internette gördüğüm bir yorumdan sonra dayanma noktasını aştı şaşkınlığım, kızgınlığım. "İskender'i okuyacaktım ama intihal olduğu kesinleşti. Hiç okuyasım yok..." . Özür dilerim canım, anlayamadım ? Hangi güvenilir(!) kaynaktan öğrendin bu nadide(!) bilgiyi. İşin uzmanlarından mı? Hani adlarının başında gizli unvanları olan şu uzmanlar... Nefret Üniversitesi Kin Fakültesi İftira Ana Bilim Dalı Başkanı Bilmem Kim. Ha o mu? O dediyse tamamdır, başka zaman asla aynı fikirde olmayacağım biri ama bu konuda benle aynı fikirde, ben de bağrıma basayım onu, sonrası Allah kerim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Nedir bu karalama kampanyası? Kitap kapağıyla başlayan mesele dünyanın en ağır ve çirkin duygularından iftiraya kadar nasıl sürüklendi? Neden? Mantıklı tek bir neden var. Başarılı insanların mahvolmasını isteyen kıskanç duygular. "Yayınlanmadan bilmemkaç bin baskı, vay vay vay, paraları götürdü açıkgöz? Zaten böyleleri batırıyor ülkeyi, dini imanı para bunların..." diyen zihniyetle aynısı işte. İntihal iftirasını ortaya atanlarda onlar, kapak meselesini de çıkaranlar yine onlar. Bu derinden gelen bir his. Ben başarılı değilsem, o da olmasın. Neden herkes onunla ilgileniyor, benimle de ilgilensinler. Tüm bunlar o kem zihniyetin ürünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal ağları da büyük ölçüde kirleten insanlar bunlar. Ruhları hep tedirgin, hep beğenilme arzusu içinde olan insanlar. Her sabah kendini takip edenlerin sayısına bakan, takip etmeyenlere kin besleyen insanlar. "Bana bakın, Elif Şafak'ın kitabının sayfa sayısı, şu kitapla aynı, demek ki çalıntı, bunu ben ispatladım, madalyamı verin çabuk" şeklinde mesajlar gönderen kişiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de asıl mesele popüler olmak. Elif Şafak'ın popülaritesinden yararlanıp hayali merdivenlere tırmanmak, boş hayalden zirvelere ulaşıp aşağıdakilere selam göndermekten ibaret yapılanlar. Popüler olmayan başka bir yazara&amp;nbsp;yapılacağını zannetmediğim hareketler. Yazara popüler olma, az kişi okusun seni demekten saçma bir şey olamaz. Her yazar okunmak için yazar. Herkes elini vicdanına koysun. Kim herkes tarafından okunmak istemez ki? "Kitap yazayım da kimse okumasın, oh ne güzel..." diyen biri mutlaka sorun sahibi bir insandır. Bir de kadın olmak. Hem kadın, hem popülersen vay haline! Erkek olsan bir nebze... "Erkektir yapar, döver de sever de." diyen bir zihniyetin bol bol yeşerdiği topraklarda erkek popülaritesi de hoş karşılanır tabii. Tıpkı bol bol adı geçen "olay dizinin" oyuncularına "Bana da tecavüz et!" diyen akıl sağlığı normal olmayan insanların davranışı gibi. İşte bu yüzden katmerli saldırıya uğruyor Elif Şafak, hem kadın hem popüler diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın bir de başka yönü var. "Offf... Popüler yazar mı? Çok mu satıyor? Ben almayayım arkadaş. Klâsım sarsılır. Yarattığım havalı tipim bozulur. Sonra ne derler? Plajdaki kadınlarla aynı kitabı okumak iş mi? Tövbe, tövbe... Benim okuduğum kitap ayrı olacak. Yalnız ben bilmeliyim. Sonra da insanlara ben söylemeliyim. Onlar da okumakta zorlanmalı. Sonra ben ne kadar engin bir edebiyat zevkine sahibim demeliyim"&amp;nbsp;diyenler ise normal hayatta daha makul olan insanlar. Onlardan bu tepkiyi görmek, arkadan bıçaklanmak gibi. İçlerin yatan derin elitist yaklaşım oldukça yanlış bir duygu. Yazar sadece biri için yazmaz, herkes için yazar. Okumamanın nedenini "çok okunması" olarak gösterirsen bu pek mantıklı olmaz. Bu diğer tüm okurları da küçümsemek demektir. Benim kanaatimde, bilgisiyle tepeden bakmanın ten rengiyle üstünlük sağlamak arasında hiçbir farkı yok. Ev hanımlarını, plajdakileri, sokaktakileri, gençleri, daha az ön planda olan kesimleri aşağı görmekten başka bir şey değildir bu. Asıl üzücü olan ise, başta da söylediğim gibi, bunu yapanların durumudur. Onlara yakışmayacak bu yorum beni gerçekten üzüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bitecek tabii. Neler son bulmadı ki... Bir süre daha talan hali devam edecek. Eline çamuru alan fırlatacak. Medya olayı sürekli kaynatıp duracak. Sonra. Kısa bir mola. Bir sonraki aşağılama, hor görme seansına kadar ihtiyaç molası. Yeni hakaretler düşünme, yapılacaklar için enerji toplama arası. Peki ya karşıdakinin enerjisi? Onun ruh halinin yerle bir olduğunun farkında değil misiniz? Fiziksel linç nasıl bedeni yaralarsa, ruhsal linç de gönlü yaralar. Ağulu kelimeler kalp kırar, can yakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak olanlar karşısında en iyi cümleyi sarf etti: "Okurum beni bilir." Gerçek okur, yazarını bilir. Onunla gönülden bir bağ kurmuştur. Sarsılmaz, sapasağlam bir köprü. Bu süreçte okurlara düşen de yazarın yanında olduğunu hissettirmek, tüm saldırılara en iyi cevabı vermektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tüm kalbimle ve ruhumla Elif Şafak'ın yanındayım. Tüm bu nefret sürecinin geçmesi en büyük dileğim. Tüm okurlarıyla beraber Elif Şafak'a destek olmaya devam edeceğiz. Kelimelerin sivri okuna karşı, hep beraber bir kalkan oluşturacağız. Daima, hep, sürekli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın, yazara yapılan her kin dolu davranış, okurlarını da yaralar. Hala devam edeceğim diyenler tabii ki olacaktır. Ruhlarının, kalplerinin bir gün şifa bulması dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-9192966703823050681?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/9192966703823050681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=9192966703823050681&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/9192966703823050681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/9192966703823050681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/elif-safak-ve-kin-kusan-ruhlar.html' title='Elif Şafak ve Kin Kusan Ruhlar'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-N6B4gpb2Dvg/TkEI0ux9FXI/AAAAAAAAAhk/AzHtVxhuEp0/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-6554761097958090600</id><published>2011-08-08T15:16:00.002+03:00</published><updated>2011-08-08T15:49:48.512+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Twelve Hawks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yolcu'/><title type='text'>Yolcu - JOHN TWELVE HAWKS</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2dz9kRgZLg0/Tj_R13UXqBI/AAAAAAAAAhc/S-dhDRsZEAQ/s1600/yolcu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" naa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-2dz9kRgZLg0/Tj_R13UXqBI/AAAAAAAAAhc/S-dhDRsZEAQ/s320/yolcu.jpg" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır sürdürdüğüm geleneğimi bozup bir yabancı "bestseller" okudum. Adı Yolcu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son okuduğum "bestseller" Dokuzlar Yasası'ydı. (Blogumun ilk gönderisidir aynı zamanda, okumak isteyenler için: &lt;a href="http://kontrast9.blogspot.com/2010/06/dokuzlar-yasas-terry-goodkind.html"&gt;tık&lt;/a&gt;) Hem Dokuzlar Yasası'na hem de Yolcu'ya bakacak olursak ikisi de paranoyak-şizofrenik gerilim kitapları.&amp;nbsp;Bu seçimlerimin "vampirkurtadammelek-mania"ya karşı koyduğum tavırdan doğduğu su götürmez bir gerçek. Hatta "o" tarz kitapların beni tamamen yabancı "bestseller"lerden soğuttuğunu daha önceki birkaç yazımda da bahsetmiştim. Tüm bunları bir yana bırakıp, Yolcu'dan bahsetmek en doğrusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcu; "Büyük Düzen" adını&amp;nbsp;verilen içinde yaşadığımız sistemi, farklı âlemleri, bu alemleri ziyaret etme yeteneğine sahip insanlar olan Yolcu'ları, onları koruyan Soytarı'ları, Yolcu'lara rehberlik eden Kılavuzları konu alan bir kitap. Baş karakter konumundaki Maya güçlü kadın imajına sahip bir hanım kızımız. Yazar ona kömür karası saçlar, buz mavisi gözler ekleyip güçlü, yetenekli, ulaşılmaz ve son tahlilde insanüstü bir kadın imajı veriyor. Ama bir farkla.&amp;nbsp;"Bayan Mükemmel"e kendini sorgulama yetisini, kararsızlık duygusunu, iş ve aşk çıkmazlarını da ekliyor. Maya içinde olduğu kader başlarda yok sayıp, sıradan hayatın -yani kitaptaki adıyla Büyük Düzen'in- içinde yaşamakta kararlı olsa da babasının ani ölümüyle u dönüşü yapıp yeryüzündeki son Yolcu'ları bulma macerasına çıkıyor. Çünkü çağlar boyu yeryüzündeki iktidarlarının sarsılmasını istemeyen Büyük Düzen sahibi Biraderler, önceleri Yolcu'ları öldürseler de artık bu durumdan vazgeçip onları kullanmak gerektiğini düşünüyorlar ve bu eksende bir plan hazırlıyorlar. Tabii ki Maya'da bu kötü sondan tek kurtuluşun Yolcu'ları kurtarmak olduğunu bildiğinden yola koyuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğu boyunca binbir türlü macera yaşayan Maya, Yolcu'lardan yalnızca birine ulaşabiliyor, (zaten kala kala iki Yolcu kalmış, belirteyim...) Gabriel'e. Diğer Yolcu'nın yani&amp;nbsp;Gabriel'in&amp;nbsp; kardeşinin adı ise Micheal. Maya'nın maceralarına paralel olarak Yolcu'larımızla da tanışıyoruz. Kardeşlerden küçük olanı, Gabriel, maceracı, özgür ruhlu ve iyiliğe daha yakın. Micheal ise para düşkünü, hayal gücü dar, maddiyatçı... Daha çocukluklarında davranışlarından geleceklerin az çok kestirdiğimiz kardeşler önceleri babalarının Yolcu olduğunu bilmiyor. Tam ortalığın kızıştığı anlarda annelerin ölmeden önceki son sözleriyle gerçeği öğrenen kardeşler, daha sonra Tabula (Biraderler) ve Maya tarafından çekilen ipin ortasında kalıyorlar. Sonuç tahmin edilebilir: Micheal kötü tarafa geçiyor, Gabriel ise Maya'nın yanına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcu olduklarına bir türlü inanamayan kardeşler için kader ağlarını farklı farklı örüyor. Gabriel eski ama kadim yöntem olan Kılavuzlardan eğitim alırken, Micheal ise 3B3 adlı uyuşturucu kimyasalla işi kolayca hallediyor. Yolcu olmak için hava, su, toprak, ateş engellerini aşmak gerekiyor. Yolcular bu dört sınavı geçince altı farklı âleme yolculuk yapabiliyor. (İçinde bulunduğumuz "normal" dünya Dördüncü Âlem oluyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu olanlar ha deyince olmuyor tabii... Büyük Düzen'in kameraları, ses sistemleri, kızılötesi tarayıcıları, ajanları her yerde. Büyük Düzen Tabula tarafından kurulmuş bir şebek. İngiliz filozof Jeremy Bentham'ın Panopticon fikri üzerine kurulmuş Büyük Düzen öyle bir sistem ki, akıl almaz. Panopticon hapishanesi, gardiyanın yüzünün asla görülemeyeceği, hareket ettiğinin asla duyulamayacağı biçimde tasarlanmış. Kulede gardiyan olabilir de, olmayabilir de. Hükümlü, devamlı gözetim altında olduğunu varsyamak zorunda. Bir süre sonra bu farkındalık onun bilincine yerleşiyor. Sistem mükemmel çalıştığında gardiyana gerek kalmıyor. Kısacası insanlara izlendikleri fikri aşılanırsa, izlemeye bile gerek kalmadığı ana düşünce. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap boyu, bilimsel dil ustaca kullanılıyor. Tüm izleme sistemlerini, Maya'nın kılık değiştirmesini, kuantum bilgisayarların işleyişini, nörolojiyi, genetikle oynamanın sonuçlarını alelade anlatmıyor John Twelve Hawks. Her işlenen konuyu düzgün bir zemine oturtan yazar, kurguyla-gerçeği iç içe geçiriyor. Yani paranoyak mı oldum bilemedim, bir tedirginlik çöktü üzerime kitap bitince. Laf olsun diye kaos teorileri üreten onca kitabın aksine Yolcu derin bir araştırmanın sonucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın kurgusu, Maya ve Gabriel'in bir türlü kesinleşmeyen aşkları, Maya'nın babasıyla sorunlu ilişkisi, Micheal ve Gabriel'in ihanet-sadâkat arasında gidip gelen sorunlu kardeşlikleri gibi olguların üzerine yerleşmiş durumda. Ayrıca Nathan Boone, Dr. Richardson, Kennard Nash, Vicki Fraser karakterleri de oldukça güçlü. Her karaktere gereken yeri verme konusunda yazar oldukça başarılı.Tabula'nın paravan hayır kurumu Evergreen Vakfı ve Jonesie tarikatı gibi kurguların da anlatım başarısı oldukça yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcu'nun alamet-i farikasının sebeplerinden biri de yazarı John Twelve Hawks. Bu ad yazarın takma adı. New York, Londra ve Los Angeles'ta yaşayan J.T. Hawks Şebeke'nin içinde yaşamayı reddediyor. Kitabı yayıncısı Random House'a internet aracılığıyla gönderiyor, e-mail'le röportaj veriyor. Yazıklarını "yaşayan" yazar profilinin kitabı inandırıcılık kattığı da bir gerçek. İnternet üzerinde Dördüncü Âlem Serisi bir fikir akımı haline dönüşmüş durumda. (Ayrıntılar için yayınevinin hayli ilginç sitesine: &lt;a href="http://www.randomhouse.com/features/johntwelvehawks/"&gt;tık&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın çevirmeni Sıla Okur da büyük alkışı hak ediyor. Piyasadaki onlarca özensiz çevirinin yanında Sıla Okur'un çevirisi adeta parlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YR2kIWTZEB8/Tj_SAJgOPwI/AAAAAAAAAhg/iUb1P-gcU_Y/s1600/traveler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" naa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-YR2kIWTZEB8/Tj_SAJgOPwI/AAAAAAAAAhg/iUb1P-gcU_Y/s1600/traveler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kitabın orijinal kapağı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Yolcu harika kurgusu, heyecan dolu öyküsü ve başarılı çevirisiyle keyifli bir kitap. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani hep derler ya, Yolcu'yu okurken gerçekten de "soluksuz" kalabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John Twelve Hawks'a, Sıla Okur'a ve Doğan Kitap'a teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-6554761097958090600?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/6554761097958090600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=6554761097958090600&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6554761097958090600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6554761097958090600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/yolcu-john-twelve-hanks.html' title='Yolcu - JOHN TWELVE HAWKS'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2dz9kRgZLg0/Tj_R13UXqBI/AAAAAAAAAhc/S-dhDRsZEAQ/s72-c/yolcu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8911097717943950242</id><published>2011-08-05T18:27:00.002+03:00</published><updated>2011-08-19T18:45:10.476+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İskender'/><title type='text'>İskender - ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_uIwf9AO5QQ/TjwI_5USkmI/AAAAAAAAAhQ/9dXItaJf2DI/s1600/pop_iskender.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-_uIwf9AO5QQ/TjwI_5USkmI/AAAAAAAAAhQ/9dXItaJf2DI/s320/pop_iskender.jpg" t$="true" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Özlemişim!" Böyle dedim İskender'i elime alır almaz. Uzunca bir beklemenin ardından kavuştum Elif Şafak'ın yeni romanına. Aşk'tan sonra (2009) neredeyse iki yıl geçmiş olduğundan, İskender'e büyük beklentilerle başladım. "Özlemişim!"le başlayan macera "Hayran kaldım!"la indirdi perdelerini sonunda. İskender, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Belirtilen tarihten daha erken basılması, kitapçılara dağıtımdan önce 165.000 sipariş alması, 200.000 ilk baskı yapması, medyanın alışılageldik -ve de aslında pek hoşlanmadığım- deyimiyle "sansasyonel" kapağı, yine anlamadan dinlemeden eleştiriler, okumadan ahkâm kesmeler, ön yargılar... Tüm bunları bir kenara koyup, yalnızca kitaptan bahsedeceğim ben. Aslında olması gereken gibi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskender, Elif Şafak külliyatında Bit Palas, Araf, Baba ve Piç, Aşk kitaplarının tarzına sahip. Onlar gibi bol olaylı ve bol karakterli. Karşımızda her kitabında biraz daha ustalaşan Elif Şafak duruyor. İskender sağlam temeliyle Çağdaş Türk Edebiyatı'ndan kendine sağlam bir yer edineceği de kuşkusuz. Ustaca kurgu kitap boyu heyecanın doruk noktasında seyretmesini sağlıyor.&amp;nbsp;Elif Şafak'ın daha öncede kullandığı çembersel roman anlayışı da İskender'in hamurunda var. Yine bazı bölümler,&amp;nbsp;beklenmeyen zamanlarda karşımıza çıkıyor. Tüm Elif Şafak kitaplarını okumuş biri olarak âcizane fikrim şu:&amp;nbsp;Elif Şafak'ın çembersel roman anlayışı -bu adlandırmayı da ben yaptım- diğer kitaplarında kullanıldığından ötürü eskiyecek ve sıradanlaşacakmış gibi gelse de dışarıdan, Elif Şafak bu tarzı her romanında bambaşka kullanıyor. İskender'i anlatım tarzı bu şekilde nevi şahsına münhasır oluyor haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak okuyanların bildiği üzere, her romanı birbirleriyle görünmez köprüler kurmuştur aslında. Bir karakter başka birini anımsatır size bazen. Bir mekân başka bir mekânı. İskender'in teyzesi Cemile'nin ebeliği, kitabın başındaki doğum sahnesi, Cemile'nin envai çeşit malzemeden yaptığı ilaçlar, iksirler bu anlamda Şehrin Aynaları'ndaki Yaşlı'yla örtüşüyor. Cemile kitaptaki&amp;nbsp;en beğendiğim kadın karakter. Bir "erkek" romanı gibi görünse de İskender, Elif Şafak Cemile'yle birlikte geçmişten gördüğümüz güçlü kadın karakter yaratımını gözler önüne seriyor. Romanın kilit noktalarından birini Cemile'nin eline vermesiyse yarattığı karaktere beslediği güveni gösteriyor fikrimce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskender, karakter karakter bölümleriyle artık benim için iyi romanın bir özelliği haline gelen olaylara farklı bakış açılarından bakmayı sağlıyor. Zengin ve derin karakterlere sahip İskender, bu özelliği had safhada yaşatıyor okuyucularına. Okuyanlar farkına varacaktır, kitabın bazı yerlerde bizi ters köşeye yatırması da bu farklı bakış açılarından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap farklı farklı eksenlerde ilerliyor. Bir yandan cinayete adım adım götürürken kurgu, bir yandan İskender'in Shrewsbury Hapishanesi'nde yazdığı mektupları okuyoruz.Arada bir geçmişe dönen karakterlerimiz de var. Başlarda ana hikâyeden bağımsız görünse de Yunus'un ve Roksana'nın öyküleri örneğin ileriki sayfalarda romana sıkıca sarılıyor adeta. Bu da İskender'in bir başka yönü. Elif Şafak'ın yargılamak değil de anlamak üzerinden bakış açısı sayesinde karakterlerin bu duruma nasıl geldiklerini görüyoruz, her satırda onlar hakkında ipuçları yakalıyoruz. Pembe'nin ya da Âdem'in veya kitaba adını veren İskender'in yaptıkları her şeyin bir nedeni olduğunu görüyoruz, haklı ya da haksız. Bu olgu, romana sıkı sıkıya bağlanmamızı ve karakterlerle özdeşleşmemizi sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus'un komün hayat maceraları, saflığı ve temizliği; Tobiko'nun sert kabuğunun altındaki sırça yüreği; Pembe'nin muhabbete ve sevgiye açlığı; Cemile'nin anaç ama narin ruhu; İskender'in karmakarışık ruh halleri, Esma'nın erkek olmayı isteyişi ve ağabeyine karşı derin öfkesi; Roksana'nın hayata göğüs germek için oluşturduğu sahte neşesi; Âdem'in babası gibi olmamak istemesi, yaptığı hatalar, ve onlarca pişmanlığı; Elias'ın sevecen ve aşk dolu kalbi...&amp;nbsp; Her biri kendilerine has apayrı karakterler ve okuyucuya harika bir zihinsel şölen sunuyorlar. Onlar sayesinde romanın akımına kendinizi kaptırmamak mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırat Nehri yakınlarındaki bir köyden romanı başlatan Elif Şafak, doğudaki kadınların hikayesine sessiz kalmıyor. Namus üzerine İskender'in amcası Tarık'ın düşündükleri hepimize oradaki erkeklerin bakış açısını olanca acımasızlığıyla yansıtıyor. Annesi'nin&amp;nbsp;Pembe'ye namus üzerine dedikleriyse insanın içini acıtacak cinsten. Pembe ve Cemile'nin ablası Hediye'nin sevdiğine kaçması, baba evine geri dönüşü ve yaşadığı trajedi bu ülkedeki&amp;nbsp;birçok kişinin farkında olmadığı keskin bir gerçeği gösteriyor bizlere. Kürtçe, Türkçe ve İngilizce arasında sıkışan karakterlerin yaşadıklarıysa kitabın önemli ayrıntılarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskender'de ele alınan önemli temalardan biri de kız çocuklarına erkeklerle eşit davranılmasının kaçınılmaz gerekliliği. İskender'i katil olmaya sürükleyen yolda, Pembe'nin davranışlarına da dikkat çekmiş durumda Elif Şafak. İskender'in annesine ilk güveninin sarsıldığı sünnet olayı, İskender'e&amp;nbsp;isim verilmesinde annesinin verdiği karar,&amp;nbsp;Pembe'nin oğluna sultanım diye hitap etmesi, mahalledeki çocuklarla kavga eden İskender'in suçunu örtbas etmesi gibi noktalar roman boyu bu önemli olguyu gösteriyor bizlere.Aynı çatı altında büyümüş ama bambaşka ufuklara yelken açan&amp;nbsp;kardeşler, babasını sevebilmek için onu Ayık Olan&amp;amp;Sarhoş Olan diye ikiye ayıran Âdem romanın gerçekçiliğini artıran diğer unsurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romana sonradan dâhil olan en önemli karakterlerden diyebileceğimiz birinden de bahsetmeden olmaz: Zişan. İskender'i tasavvuf düşüncesiyle tanıştırması ve onun öfke batağına saplanan ruhuna yardımcı olması açısından Zişan romanda apayrı bir yere sahip. Söylediği elmas ederindeki sözler de mutlaka okunmalı. Zişan, Elif Şafak'ın Pinhan ve Aşk'ta kullandığı tasavvuf etkisini sürdürüyor İskender'de. Renkli ve özel bir kişilik Zişan... İskender'le yaşadığı diyaloglarda bilhassa ilgi çekici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürprizlerle dolu bir roman İskender. Ufak ayrıntılara kazandırılan süreklilik beni çok etkiledi. Okuyanlar karşılacaklardır, ufak ve önemsiz bir nesnesinin ya da silik bir kişinin, bir kelimenin ya da cümlenin beklemediğimiz yerlerde tekrar karşımıza çıkması. Uzunca bir süre tahmin edilebilir düzeyde olsa da, sonlara doğru Yunus ve İskender'in konuşmasından sonra roman bambaşka bir yola sapıyor. Bu da romanın bir başka ve büyük sürprizi oluyor okuyucuya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskender, tabii ki de İskender'in en hayret verici karakteri. Elif Şafak, bir katili öyle ustaca anlatıyor ki bizlere, eşine zor rastlanır cinsten. Hapishaneden yazılan mektuplar, İskender'in çocukluk ve ilk gençliğinde yaşadığı ve gelecekte kilit unsur olacak olaylar İskender'i İskender yapan bölümler. Hem erkek olması açısından, hem de katil, Elif Şafak zoru başarıyor ve İskender'i hakkıyla satırlara yansıtıyor. Âdem'in, yani İskender'in babasının kırılgan ve şaşkın karakteri; Yunus'un çocuk ruhu ve safi muhabbet dolu karakteriyse İskender'e başarılı erkek karakterler kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak bu sefer mekân olarak Fırat Nehri yakınlarında bir köyü, İstanbul'u, Londra'yı ve Abu Dabi'yi kullanıyor.&amp;nbsp; Londra betimlemeleri kitabın öne çıkanlarından. Göçmenlik ve aidiyet duygusu, hasret, umutsuzluk şehirlerle birlikte iç içe işleniyor İskender'de. Irkçılık ve ırkçı saldırılar ise romanın altı çizilmesi gereken konularından bir diğeri. Gördüğümüz bir diğer manzaraysa, nesil farkı. Toprak ailesinin kuşaklar arasındaki nesil farkının yarattığı uçurumlar İskender'de ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatabildiklerimin dışında karakterlerle, bahsettiklerimden başka olaylar da&amp;nbsp; İskender'in dolu dolu hikâyesinde sizi bekliyor. Üsluba gelecek olursak Elif Şafak'ın "akide şekeri" kıvamındaki satırları, kelimelerle oynadığı eğlenceli oyunlar, ustaca ifadeler İskender'i basamak basamak yukarıya çıkarıyor. Betimlemeler de İskender'de ağırlıklı olarak ruhsal, ama oldukça keyifli fiziksel ve mekânsal betimlemeleri de unutmamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta söylediğimi tekrar söyleyeyim, İskender hiçbir açıdan beni hayal kırıklığına uğratmadı. Sizi de uğratmayacağından hiç şüphem yok. Kitabın en beğendiğim satırlarını da sizinle paylaşmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Anneler ölünce hemen cennete gitmezler. Yeryüzünde biraz daha kalıp çocuklarına göz kulak olabilmek için Tanrı'dan özel izin alırlar. Fani ömürlerinde evlatlarıyla aralarında her ne geçmiş olursa olsun. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Feci baba insanın boğazına takılı kılçık gibidir. Ne tükürüp atabilirsin, ne yutup sindirebilirsin. Bir şekilde kurtulsan bile geride iz kalır mutlaka, dışarıdan bakanların göremediği ama senin hep hissettiğin bir çentik etinde. Feci baban olacağına hiç olmasın daha iyi. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hamur yoğurduğunda toprak damarlarına sızar. Et pişirdiğinde hayvanın ruhu seninle konuşur; ona saygı duymayı öğrenmen gerekir. Balık temizlerken bir zamanlar içinde yüzdüğü denizin sesini duyarsın; nazikçe marine edersin suyun hatırasını yüzgeçlerinden silmek için.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kelimeler de insanlar gibi gezermiş meğer. Uzaklara, hem de çok uzaklara ulaşırlarmış.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sen nasıl görürsen odur hakikat.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Öldüğümüzde ruhumuz bedenimizi terk edip bir uçan balon gibi derhal gökyüzüne mi yükselir acaba? Yoksa biraz oyalanır mı etrafta? Annemin ruhu oralarda mıydı ben sokak ortasında dehşet içinde dikilirken? Ona sapladığım bıçağı geri çekişimi seyretti mi?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsan sevdiğini unutmaz ki. Ben mesela seni asla unutmam.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kadın isimleri neden erkek isimlerinden bu kadar farklıydı ki? Kadınlara neden sanki hayal ürünüymüşler gibi masalsı ve rüyamsı isimlerin verildiğini merak ederdi. Erkek isimleri hep cesaret, iktidar ve yetki ihtiva ediyordu; mesela Muzaffer, Faruk ya da Hüsamettin. Oysa kadın isimlerinden yansıyan kırılgan bir zarafetten ibaretti - porselen bir vazo gibi. Nilüfer, Gülseren ya da Binnaz gibi isimlerle, kadınlar bu dünyanın süsleriydi adeta; alaca bulaca kenar oyaları.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kalbinin sırçadan olduğunu bilseler muhakkak kırarlardı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Belki de bir illeti aşk; insana hayat verse, ruhunu şenlendirse de bir marazdı yine de.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kimse görmek istemiyordu güzelliğin, zamanın siyah kadifesinde erimeye mahkum bir kar tanesi olduğunu.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Evren yuvarlak, çemberde iki yay var. Biri yükselen, biri alçalan. Her insan durmadan hareket halinde. Bazısı iner, bazısı çıkar. Yükselmek istiyorsan, en çok kendini eleştir. Kendi hatalarını görmeyen asla iyileşemez.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Son olarak belirtmek isterim, Elif Şafak daha önceden tecrübe ettiği bir yöntemle romanı önce İngilizce yazdı, sonra Omca A. Korugan'la birlikte Türkçeye çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İskender, herkesin kendini bulabileceği, yürekten bir roman. Sevdiklerimizi incitmek hakkında düşünmek için de büyük bir fırsat. Hem kurgusu, hem karakterler hem de üslubu birbirinden güzel olan İskender'i tüm edebiyatseverlere öneriyorum. Gerçek bir kitap okuma deneyiminin zevkine varmak için.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En sevdiğim yazara, hayatımın yazarına,&amp;nbsp;Elif Şafak'a; kitabın çevirisinde emeği geçen Omca A. Korugan'a; bizi İskender'le buluşturan Doğan Kitap'a teşekkürler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8911097717943950242?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8911097717943950242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8911097717943950242&amp;isPopup=true' title='24 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8911097717943950242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8911097717943950242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/iskender-elif-safak.html' title='İskender - ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-_uIwf9AO5QQ/TjwI_5USkmI/AAAAAAAAAhQ/9dXItaJf2DI/s72-c/pop_iskender.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>24</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2707827932699324128</id><published>2011-07-04T10:19:00.000+03:00</published><updated>2011-07-04T10:19:43.271+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer'/><title type='text'>Tatile Çıkmadan Önceki Son Yazı :)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Gj15FH-bH90/ThFpF0YAjeI/AAAAAAAAAf8/Ga3DF_64Tnc/s1600/Open-book-at-a-beach-001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" i$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Gj15FH-bH90/ThFpF0YAjeI/AAAAAAAAAf8/Ga3DF_64Tnc/s320/Open-book-at-a-beach-001.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Birkaç korkak adım. Kaçamak bakışlar. Yarım yamalak bir gülümseme. Heyecan. Tıp tıp atan bir yürek. Merak. Yeni bir başlangıç. Kalemin kağıtla buluşması. Yeni bir blog. Yazmak için. Nefes alabilmek için. Merhaba!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle başlamıştı yolculuğumuz. Kontrast'a ilk yazımı&amp;nbsp;böyle bir ruh haliyle yazmıştım. Ve ilk yazımın üzerinden bir yıl geçmiş. Zaman hızla akıp gitmiş gerçekten. Giden zaman her zaman acımasız davranmadı bu sefer. Geriye güzel anılar, değerli arkadaşlıklar, kıymetli dostluklar bıraktı. Belki zaman tek başına akıp gitseydi hiçbir şey böyle olmayacaktı. Sizin desteğiniz zamana da yol oldu, zaman kıvrıldı aramızdan, usul usul aktı sürekli. Bu yüzden en büyük teşekkür beni en başından beri takip eden - ya da sonradan tanıştığımız - sizlerin. İyi ki varsınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı aynı zamanda bir veda. Kısa bir ara. Tatile gidiyoruz bugün. Benim için en verimli zamanlardan birine giriyorum. Bol bol kitap okuma imkanımın olduğu nadide zamanlar. Dönüşte bir kucak dolusu yazıyla gelmeyi planlıyorum. Aynı zamanda yılın yorgunluğunu atmak, daha dinç başlayabilmek&amp;nbsp;için her şeye, bugün çıkıyoruz tatile. Bir süre yazamayacağım muhtemelen. O zamana kadar hepinize "mutluluk patlamaları"yla dolu bir tatil diliyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrast'a kısacık bir ara! Yeniden dopdolu başlayabilmek umuduyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatil boyu edebiyatla kalın :)&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2707827932699324128?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2707827932699324128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2707827932699324128&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2707827932699324128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2707827932699324128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/07/tatile-ckmadan-onceki-son-yaz.html' title='Tatile Çıkmadan Önceki Son Yazı :)'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Gj15FH-bH90/ThFpF0YAjeI/AAAAAAAAAf8/Ga3DF_64Tnc/s72-c/Open-book-at-a-beach-001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-1301097198234798750</id><published>2011-06-28T18:41:00.000+03:00</published><updated>2011-06-28T18:41:39.066+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yorumlarım'/><title type='text'>Beyin var, beyin var !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7Bc6raT1Z3o/Tgn1Lql72iI/AAAAAAAAAf4/QIfHjn6Vm3E/s1600/441px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-7Bc6raT1Z3o/Tgn1Lql72iI/AAAAAAAAAf4/QIfHjn6Vm3E/s320/441px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her hafta yazılarını beğeniyle takip ettiğim bir köşe yazarından bahsetmek istiyorum önce. Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu... Önemli araştırmaları ve buluşlarıyla Avrupa'da "Everest'in tepesine bayrak diken kadın" diye anılan Çiftçioğlu aynı zamanda NASA'da da görev yapmış bir bilim kadını. Ülkemizde kadınlara verilen büyük değerden (!) o da nasibini almış durumda. Böyle seçkin insanların önlerine set çekilmesi ve kapalı kapılar ardına mahkum edercesine davranılması bambaşka ve bir o kadar da önemli bir konu tabii ki. Ama ben şimdi başka şeylerden bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her hafta düzenli olarak Habertürk Gazetesi'nde Bilim Yorum köşesini sürdüren Çiftçioğlu'nun bu hafta bahsettiği konu oldukça ilgimi çekti. Önce dış dünyanın ve ilişkilerin beynimize etkisinden bahsedilen yazı da benim asıl ilgimi çeken bölüm bilim dünyasından verilen bir haber. Prof. Henry Markram önderliğinde yapılan ve hâlihazırda 6 yıllık geçmişi bulunan bir "beyin" projesi var ortada. Vücut dışında çalışan, sorulan sorulara yanıt veren sentetik bir beyin oluşturmak amacı etrafında yürütülen proje, şu dakika itibariyle 360 bin nöron yani sinir hücresinin görevlerini yerine getirebilme gücüne erişmiş durumdaymış. Bu işleve sahip bir beyin fare beyniyle eşdeğer deniliyor. Şimdi hedef, 100 milyar nöronluk bir sentetik insan beyni oluşturmak. Bunun için 13 araştırma enstitüsü birleşmiş ve beyin 2023 yılında hazır olacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni rahatsız eden durum Prof. Markram'ın beynin tüm sorunlarından arındırılmış halini gerçekleştireceklerini söylemesi. Ve bir de verdiği örnek. Bir bilim insanından beklenmeyen bir şekilde 30 vatlık enerjiyle çalışmasını örnek göstererek bir bakıma beyni basite indirgemesi. "Ha, 30 vat mı? Tamamdır o zaman..." psikolojisi oldukça garibime gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimce bunun&amp;nbsp;fazlasıyla nesnel bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Neticede beyin denilince akla gelen bir organ. Kafatasımızın içinde yer alan bir sistemler bütünü. Ama beyni beyin yapan aklımız. Aklın dışlandığı bir beyin zaten hiçbir işlevi yerine getiremeyen hale gelecektir. Ya da böylesi daha uygun: Robot bir beyin. Prof. Markram'ın yapmak istediği basit görevleri yerine getiren bir komuta merkeziyse bunun anlamlı bir çalışma olduğunu düşünemiyorum. İnsanı insan yapan, fikirleri, hayalleri, idealleri, inançları, tutkuları, nefreti, sevgisi, tüm duygularıdır. Belki sentetik beyin eliniz yandığı zaman acıyı hissedebilecek ama peki sevdiğiniz birinin kaybındaki acıyı hissedebilecek mi? Hissedemeyecekse ortada bir sorun var demektir. Böyle bir beyni bilinçli bir insanın isteyebileceğini hayal edemiyorum. Bizi biz yapan en önemli şeyden mahrum kalmak demek bu. Duygularımızın sonsuza dek sökülmesi demek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe duygusal yaklaştığımı düşünenler çıkacaktır ama söz konusu beyinse duygusal düşünmekten doğalı yok. Aşkın, sevginin, nefretin, huzurun, huzursuzluğun, sıkıntının, neşenin olmadığı yalnız açlık, tokluk, ağrı gibi somut duyguların olduğu bir beyin dünyanın düzenine aykırı. Çünkü biz hayal edebildiğimiz kadar varız, içimizden geldiği gibi yazabildiğimiz, çizebildiğimiz, hissederek şarkı söylediğimiz, neşeyle dans edebildiğimiz kadar varız. Vücudun geri kalan tüm işlevleri mutlaka çok önemli ama&amp;nbsp;onlar yaşam amacımız değil aracımız olmak durumundalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin bir sıcak yüzü var bir de soğuk yüzü. Bu durum soğuk kısmından destek alıyor. İnsanlık için çalışan bilimin insanlık değerlerini es geçmesi gibi bir durum söz konusu olamaz.&amp;nbsp;Bilim dediğimiz safi ciddiyet değildir bence, hayatın içine, hayatın mayasına karışmıştır bilim. İnsanlığı sıkı sıkıya kucaklayandır bilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Duygularımızla" dopdolu yaşamak meselesini en güzel özetleyenlerden biri Ataol Behramoğlu'nun şu güzel dizeleridir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz insanız. Birine âşık olabileniz, birinden nefret edebilen. Kahkahayla gülebilen, durmadan ağlayabilen. Bir şarkıyı duyunca hüzünleneniz. Bir resme doya doya bakıp keyif alabilen. Kitabımız elimizden hayallere âlemine dalabilen. Çiçekleri koklayınca anılara dalanız biz, güzel bir yemeği keyifle yiyebileniz. Sentetik değil, organiğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu bir ruh, hayat dolu bir beyin, duygu dolu bir akıl, dopdolu bir yaşam dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bahsi geçen yazıyı okumak isteyenler için link: &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/643585-hacivat-karagoz-ve-sentetik-beyin"&gt;&lt;strong&gt;http://www.haberturk.com/yazarlar/643585-hacivat-karagoz-ve-sentetik-beyin&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-1301097198234798750?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/1301097198234798750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=1301097198234798750&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/1301097198234798750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/1301097198234798750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/beyin-var-beyin-var.html' title='Beyin var, beyin var !'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7Bc6raT1Z3o/Tgn1Lql72iI/AAAAAAAAAf4/QIfHjn6Vm3E/s72-c/441px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-2624758795448942663</id><published>2011-06-25T15:46:00.002+03:00</published><updated>2011-06-25T15:53:15.649+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Şirinsel Bir Yazı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-edYJloGRNsM/TgXYYxdfUaI/AAAAAAAAAf0/mYtQSt4-3kQ/s1600/smurf-village-abu-dhabi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="293" i$="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-edYJloGRNsM/TgXYYxdfUaI/AAAAAAAAAf0/mYtQSt4-3kQ/s400/smurf-village-abu-dhabi.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Parmak çocuk boyutunda olabilmek. Çocukluğumun em büyük hayali. Sanki varacağın yere kalkan son trene beklemek gibi bir şeydi benim için. Her an hazırdım küçülmeye. Bekler dururdum o parıltılı anı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski evimizde evin girişinde bir kitaplık vardı. Otururdum kitaplığın yanına. Dayardım kafamı alt raflara. Kitapların sırtlarını incelerdim pürdikkat. Hani rafın tavanıyla kitapların bitim noktası arasında bir boşluk vardı ya. İşte orasıydı benim hedefim. Orada bir dünya vardı, küçük insanların dünyası. Macera dolu bir yerdi orası. Kapardım gözlerimi hayallere dalardım. Şimdi ne zaman kitapların o kendine has kokularına içine çeksem o hayal âleminde buluyorum kendimi. Kitapların arasında olmak hep iyi geldi ruhuma. O zamanlardaki somut olgu, şimdi soyuta dönüşmüş olsa da hep bir yanı eski &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;hayalime &lt;/span&gt;dayanıyor galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden küçülmek istiyorum diye düşünmüşümdür hep. Cevabı belki de hiç bulamayacağım. Çünkü o zaman hayali kuran zihnimle şimdiki zihnim aynı değil. Çocukluk ruhsal bir süreç bence. Büyüyorsun, sen yine aynı sen, ama zihnin farklı ruhun farklı... Tamam, belki parçaları var hale eski günlerin ama bu öyle bir yap-boz ki benzer parça tamamlamıyor bütüne, ille de aynı parça olacak. Yitip giden parçanın peşinde koşup duran avareyim ben de. Karmaşık bir dişli sistemi sanki, milimetrelik bağlantı noktası kopan. Koltuğun altına yuvarlanan bilyeyi aramak gibi bu, bulmanın neredeyse imkânsız olduğu o gergin dakikalardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizgi filmlere tapan bir çocuk olarak en sevdiğim çizgi filmin Şirinler olması belki de bu yüzden tesadüf değildi. Hep o hayalini kurduğum dünya karşımdaydı işte. Şirinler o kadar çocuk ruhuna uygundu ki, "İşte!" diyordum "Bu benim dünyam!" hiç tereddütsüz. Gargamel'e rağmen huzurluydu Şirinler. Bir gram kötülük yoktu onlarda. Hayal sahnemin dekoruydu Şirinler Köyü. Hep bir Mantar Evi'm olsun istedim o günden beri. Minicik kare pencereli yusyuvarlak evler... Güvende olmanın simgesiydi benim için bir anlamda.&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gKe41ot2Eic/TgXVIqCyJ_I/AAAAAAAAAfg/bYNPLViTh5E/s1600/banner_facts.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="110" i$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-gKe41ot2Eic/TgXVIqCyJ_I/AAAAAAAAAfg/bYNPLViTh5E/s400/banner_facts.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şirinlerin ilk hali...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ Dedim ya, ruhu başkaydı Şirinler'in. Çoğu çizgi filmde bir gariplik olur, resme uymayan yanlış bir fırça darbesi. Şirinler öyle değildi işte. Her şey yerli yerindeydi, pürahenk.Mavi olmaları bile hiç garip değildi. Sanki ezelden beri beyaz pantolonlu, eğik beyaz şapkalı, mavi yaratıklardık biz. Pantolonların arkasından mavi ve küçücük kuyrukları çıkan Şirinlerdik biz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YKsNjQzY-Y4/TgXVm8l4X2I/AAAAAAAAAfk/SJNLyD52Tlo/s1600/banner_index.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="110" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-YKsNjQzY-Y4/TgXVm8l4X2I/AAAAAAAAAfk/SJNLyD52Tlo/s400/banner_index.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Macera filmiydi Şirinler. En kallavisinden. Gargamel, Şirin Çorbası dediği anda tüylerim ürperirdi. Öyle heyecan bir de hissetmedim ben. Kalbimi küt küt attıran bir koşuşturmacaya da şahit olmadım. Komedi filmiydi aynı zamanda. Şakacı Şirin'in kırmızı kurdeleli sarı hediye paketlerinin patlaması en usta komedyeni bile cebinden çıkartacak mizah anlayışına sahipti. Hediye paketi şakasını her defasında kanan Şirinler, masumiyetin simgesiydi benim gözümde. Yalan olmayan bir dünyaydı orası. Temiz, safi, katıksız muhabbet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DUSX01gsczY/TgXV8SXw7zI/AAAAAAAAAfo/ZgCv48ygzik/s1600/banner_smurfs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="110" i$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-DUSX01gsczY/TgXV8SXw7zI/AAAAAAAAAfo/ZgCv48ygzik/s400/banner_smurfs.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her açıdan çocuk ruhunu kucaklıyordu Şirinler. Şirinler'in giriş müziğinden daha güzeli var mıydı acaba? Çocukluk kalesinin kapısındaki nöbetçinin kulağına fısıldanan melodik bir şifreydi adeta. O harika diyara açılan kapının nadide anahtarı. "Uslu bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz!" diyen yaşlı ses de en otoriter öğüttü. Çünkü Şirinleri seven herkesin en büyük hayali bir gün onların dünyasına girebilmek değil miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UHa2g_4cbmA/TgXWiSRaJqI/AAAAAAAAAfs/4q-uRel9dpc/s1600/smurfette.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-UHa2g_4cbmA/TgXWiSRaJqI/AAAAAAAAAfs/4q-uRel9dpc/s320/smurfette.jpg" width="269" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aşçı Şirin'in hep aynısını yaptığı ve üzerlerine bir tane kiraz kondurduğu pastalar, Güçlü Şirin'in ok fırlatılmış kalp dövmesi, Şirine'nin etekleri dantelli elbisesi ve topuklu ayakkabıları, Süslü Şirin'in kafasında her daim bulunan çiçek, Şirin Baba'nın laboratuarı, Örgülü Şirin'in turuncu saçları, köyün üzerinde uçan kocaman leylekler ve Şirin Çilekleri hayal dünyamın en tepesinde olmuşlardır daim. Hayal dünyamın dili de Şirince. Her eylemi "şirinlemek", "şirinsel", "şirince" gibi sıfatlar kullanmaktan daha keyiflisi olamazdı muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TZqXJVdGOKA/TgXXPduL07I/AAAAAAAAAfw/N9vRU4l5WoA/s1600/banner_peyo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="110" i$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-TZqXJVdGOKA/TgXXPduL07I/AAAAAAAAAfw/N9vRU4l5WoA/s400/banner_peyo.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şirinlerin Babası olarak anılan kıymetli sanatçı Peyo'yu da saygıyla anmadan olmaz...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Bugün (25 Haziran 2011) dünyanın dört bir tarafında sayısız etkinlikler eşliğinde Dünya Şirinler Günü kutlanacak. Rekor denemeleri, önemli mekânların maviye boyanması, Şirin kostümleri bunlardan yalnızca birkaçı. Bu yüzden içim mutlulukla dolu bugün. Tüm dünya gibi ruhumda panayır yeri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk hayalimin baş kahramanları olan, üç elma boyundaki&amp;nbsp;eşsiz dostlarıma selam olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese nice mutlu&amp;nbsp;Şirinler Günü dilerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;﻿Resimler Şirinler'in resmi sayfası &lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.smurf.com/"&gt;&lt;em&gt;www.smurf.com&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; adresinden alınmıştır.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-2624758795448942663?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/2624758795448942663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=2624758795448942663&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2624758795448942663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/2624758795448942663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/sirinsel-bir-yaz.html' title='Şirinsel Bir Yazı'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-edYJloGRNsM/TgXYYxdfUaI/AAAAAAAAAf0/mYtQSt4-3kQ/s72-c/smurf-village-abu-dhabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-6469727292390457154</id><published>2011-06-24T18:59:00.001+03:00</published><updated>2011-06-24T19:30:03.474+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Demet Altınyeleklioğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cariyenin Gelini Nurbanu'/><title type='text'>Cariyenin Gelini Nurbanu - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GHlNtQTgfeY/TgS0BK1_QEI/AAAAAAAAAfM/40X8HFmgObo/s1600/nurbanu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" i$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-GHlNtQTgfeY/TgS0BK1_QEI/AAAAAAAAAfM/40X8HFmgObo/s320/nurbanu.jpg" width="206" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Güneş doğudan değil, Nurbanu'nun gözlerinde doğar. Yıldızlar Nurbanu'nun gözlerinde parıldar..."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskof Cariye Hürrem ile başlayan Demet Altınyeleklioğlu imzalı Osmanlı Hanedanı Serisi'nin üçüncü romanı Cariyenin Gelini Nurbanu'yu okudum heyecanla. Kitaba ilk başladığımda içinde bulunduğum "hay-huy"dan dolayı biraz ara vermek zorunda kaldıysam da, tekrar başladığımda 2-3 günde bitiriverdim kitabı. Nurbanu, Mimar Sinan'ın Selimiye'sine nazire Demet Altınyeleklioğlu'nun ustalık eseri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar kitaba alıştığımız tarzıyla açılış yaptırıyor. Bizi olayların en hararetli kısmına daldırıp çıkarıyor evvela. Sonra dönüyoruz en başa. Venedikli Cecilia Baffo'nun, Osmanlı Valide Sultan Nurbanu oluşu ekseninde biçimlenen hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;ye aynı zamanda ilk örneğini bir önceki kitap olan Mihrimah'ta gördüğümüz&amp;nbsp;"Osmanlı dışında&amp;nbsp;Avrupa'ya da açılma" özelliğini barındırıyor. Kitabın Venedik, Papalık, çeşitli Avrupa saraylarında geçen bölümleri de özellikle kitabın birinci bölümünde oldukça fazla yer kaplıyor. Osmanlı'yı başlangıç noktası alan bu tür tarihi romanların olmazsa olmazı bu, pergelin bir ayağını Avrupa'da gezdirme olgusu. Hem içeriği zenginleştiriyor, hem de olay örgüsüne ivme kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi dokudan ötürü karşımıza tekrar Hürrem ve Mihrimah'ta çıkıyor. Yazar, Nurbanu'da onları tam anlamıyla yan karakter olarak kullanmış diyebilirim. Duygularına ayrıntılı şekilde yer verilmemiş. Yalnız romanın akışının yoldan çıkmasını önleyen konuma sahip olmuşlar. İlk bölümde yine de hatırı sayılır kez sahneye çıkan Hürrem ve Mihrimah, ikinci bölümde sadece gözükmekle yetiniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta romana uzun süre Barbaros Hayreddin Paşa'nın Kızıl Kadırgası ev sahipliği yapıyor. Romana farklı bir hava kazandırması açısından&amp;nbsp; yerinde bir uygulama olmuş. Yazarın denizcilik hakkında geniş kapsamlı bir araştırma yaptığını da bir okur olarak söyleyebilirim. Gemicilik terimleri bu kısım boyunca hep göz önünde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakterler bakımından da zengin Nurbanu. İlk defa yabancı karakterlerin üzerinde gerektiği kadar durulmuş. Jeanne d'Aragon unvanlı Guilla Collona ayrıntılı şekilde ele alınmış durumda. Karşımıza Şarlken ve karısı, Andre Doria, devrin iki papası da çıkıyor aynı zamanda. Özellikle Şarlken'in bulunduğu bölüm ilgi çekici ve farklı bir bölüm olmuş. Haçlı çağrısı için yapılan toplantı değişik bir gözle anlatılmış okuyucuya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Moskof Cariye Hürrem'den de tanık olduğumuz aidiyetsizlik durumu mevcut Nurbanu'da. Nurbanu bilhassa ikinci bölümde bu ruhsal ikilemi fazlasıyla yaşıyor. Kıbrıs'ın Fethi, Preveze Savaşı, İnebahtı Savaşı gibi devrin tarihi olayları da Nurbanu'nun aidiyet ikilemi eşliğinde sunuluyor. Nurbanu'nun aidiyet ikilemi yalnız vatan kısmıyla kalmıyor, bir de işin içinde din kısmı da var. Nurbanu'nun huzursuz havası satırlar uygunca yedirilmiş. Karşımızda nereye, neye, kime ait olamayacağına bilemeyen, adeta Araf'ta bir Nurbanu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürrem'in desteğiyle kraliçe olmak için yola çıkan Nurbanu'nun devam eden zamanda Hürrem'le karşı karşıya gelişini de izliyoruz. Kitabın son kısımlarındaki bir nevi itiraf sahnesi de Nurbanu'nun Hürrem'e geri dönüşünü gösteriyor diyebiliriz. Genel anlamda kıskançlık tozu eklenmiş sevgi çayı gibi bir şey onlarınki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Selim'i de yakından tanıma şansına erişiyoruz. Nurbanu'yla yaşadığı sorunlu aşkına da göz atıyoruz aynı zamanda. Sarhoşluk ve cariye temasını da II. Selim'le bol bol kullanıyor. Yasef Nassi adlı bir yan karakter de bulunuyor aynı zamanda, padişahın yanından ayırmadığı Yahudi bir tüccar... Ayrıca devrin ünlü simalarından Sokollu Mehmet Paşa da yerini alıyor kitapta. Bir de kardeşi, padişahın lalası Kara Mustafa Paşa kitabın önemli karakterlerinden. Nurbanu'nun II. Selim'i onunla aldatması bize, Hürrem'in Frederick'le yaşadıklarını akla getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı, bir sonraki kitap olan Safiye Sultan'a hazırlık vazifesi yapması amacıyla Nurbanu-Safiye karşılaşmasıyla bitiren yazar yine ilginç bir tablo sunuyor. Safiye'nin gerçek adını öğrenince siz de bu oldukça ilginç durumu anlayacaksınızdır. Yazar farklı bir uygulama yapıyor aynı zamanda, yeni kitaptan tadımlık tabiriyle bir bölüm sunuyor okuyucuya en sonda, belirteyim dedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Hanedanı serisinin genel özelliği haline gelmiş sahnesel tasvirler de roman boyu göze çarpıyor. Mekan ve dış görünüş betimlemeleri her kitapta daha da ustalaşıyor. Yazarın okuyucuyu kendine bağlamak için kullandığı bol karakter durumu da gözden kaçmayanlardan. Romanı zenginleştirmek adına yapılmış kaliteli bir uygulama aynı zamanda. Yazarın anlatım gücü, daha önceden de belirttiğim üzere, Nurbanu'da daha da artmış durumda. Osmanlı Hanedanı serisi her yeni kitapta basamak atlamayı başarıyor, hiçbir kitap bir öncekinin altında kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir cariyeden kraliçe, bir sarhoştan Kral yaratan" ve de Tanrının ışığını saçan&amp;nbsp;Nurbanu'nun heyecan dolu öyküsünü herkese tavsiye ederim. Özellikle tarihi romanlara ilgili kişilerin beğenisi kazanacağına inanıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demet Altınyeleklioğlu ve Artemis Yayınları'na teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-6469727292390457154?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/6469727292390457154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=6469727292390457154&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6469727292390457154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6469727292390457154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/cariyenin-gelini-nurbanu-demet.html' title='Cariyenin Gelini Nurbanu - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GHlNtQTgfeY/TgS0BK1_QEI/AAAAAAAAAfM/40X8HFmgObo/s72-c/nurbanu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4954254705451748570</id><published>2011-06-19T12:08:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T12:08:42.224+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cariyenin Kızı Mihrimah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Demet Altınyeleklioğlu'/><title type='text'>Cariyenin Kızı Mihrimah - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cffiKtMdW4k/Tf28jvDqgaI/AAAAAAAAAfI/5jvkezOAk4w/s1600/62638-Cariyenin-Kizi-Mihrimah.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" i$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-cffiKtMdW4k/Tf28jvDqgaI/AAAAAAAAAfI/5jvkezOAk4w/s320/62638-Cariyenin-Kizi-Mihrimah.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Güneşle ay. Geceyle gündüz. Siyahla beyaz. Aydınlıkla karanlık. Ayvayla nar. Mihrimah... Görenlerin gözünü kamaştıra, gözleri engin deniz mavisi, saçları başak sarısı kız. Osmanlı'nın onuncu padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın biricik kızı, annesi Alexandra Anastasia Lisowska'nın can yoldaşı. Cariyenin kızı Mihrimah... Adına bağrı yanık yiğitlerin leventlerin türküler yaktığı Mihrimah Sultan...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Denizler evimiz, dalgalar yoldaşımız&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;Rüzg&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;rla yarışır, fırtınalara kafa tutarız&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;Korku bilmez, varırız düşman üstüne&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;Duaların bizimle ola Mihrimah bacımız..."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskof Cariye Hürrem'den sonra hazır Osmanlı rüzg&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;rına kapılmışken Cariyenin Kızı Mihrimah'ı okudum. İyi de ettim. Olaylara, mek&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;nlara, kişilere aşina olunca kitabın rüzg&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;rı beni sarıp sarmaladı. Anlayacağınız hik&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yeye, kendi hik&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yem gibi&amp;nbsp; sahipleniverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrimah'ın öyküsü&amp;nbsp; hem hüzünlü hem neşeli demek isterdim. Ama melankolik yanı oldukça ağır basıyor. Kitap boyu Hürrem'le karşılaştırıp durdum onu. Sanki daha masum Mihrimah, çaresiz. Annesiyle yan yana koyduğumda güçlü kadın imajına yetişemiyor. Ömür boyu çocuk kalıyor Mihrimah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cariyenin Kızı Mihrimah, Demet Altınyeleklioğlu'nun üçüncü kitabı. Yazım konusunda giderek ustalaştığı kesin. Osmanlı Hanedanı serisinin ilk kitabına nazaran olay örgüsü çok daha planlı yapılmış. Beş yüz sayfayı kapsayan&amp;nbsp;birinci bölümde romanı "ikili" devam ettiren yazar, Harem'deki Mihrimah'la Korfu Kalesi'nden İstanbul-Levent yatağına sürüklenen Alaiyeli İsmail'in maceralarını anlatıyor. Mihrimah'tan bahsedilen bölümler sinematografik açıdan da harika bir ışığa sahip. Mihrimah'ın hayat öyküsünü ve ruhunun masumiyetini alıştığımız Demet Altınyeleklioğlu üslubuyla anlatıyor. Ama benim asıl dikkatimi çeken ve hayranlıkla karşıladığım bölüm Alaiyeli İsmail'in hik&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yesi. Vatikan'ın ustaca planıyla büyük bir hizmete hazırlanan Alaiyeli İsmail'in yaşadıkları oldukça başarılı anlatılıyor. Tüm o işkence sahneleri, Papalıkta yaşananlar o kadar güzel anlatılmış ki, anlatılanlar karşısında şaşıp kalıyorum. Yazar bu deneyimini önceleri çevirdiği kitaplardan edinmiş olmalı. Diyeceğim o ki, Osmanlı Sarayı'nı anlatma başarısının yanına Vatikan'ı ve yabancı sarayları anlatma başarısını yerleştiriveriyor. Aynı zamanda bu kısımla romanın bilinmeyen yönünü oluşturup heyecanı doruğa çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan da Mihrimah'ın çocukluktan genç kızlığa geçişini izliyoruz. Ve bu iki hik&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yenin Mihrimah'ın denizi duyduğu tutku sayesinde kesişmesine şahit oluyoruz. Mihrimah'ın ilk aşkıyla duyduğu heyecanlar çok gerçekçi anlatılmış. Buluşmak için yaptığı planlar, hain bir planın içerisine düşen aşkları kitabın sürprizleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cariyenin Kız Mihrimah aynı zamanda tarihe damgasını vurmuş kişiliklere de ev sahipliği yapıyor. Barbaros Hayreddin Paşa ve Mimar Sinan karşımıza çıkıyor. Farklı gözlerden yaşananlara bakmak oldukça keyif verici. Tüm kitap boyunca ruhumun takılıp kaldığıysa Mimar Sinan - Mihrimah aşkı. Ayasofya'da harika ve gizemli bir tanışmayla başlayan imk&lt;span style="font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;nsız ilişkileri&amp;nbsp; yürek dağlıyor. Kitabın sonunda Mimar Sinan'ın biricik açmazına yaptığı olağanüstü cami romantik ve oldukça şiirsel bir sırra da ev sahipliği yapıyor. Kitap boyu en riyasız ve safi muhabbetin bu ilişkiyi favorilerime ekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek tarihi olaylardan ilham alan roman Hürrem'in kızını anlatmasından ötürü, doğal olarak Moskof Cariye Hürrem'in tarih sürecine yakın bir süreci işliyor. Romanın en kritik noktalarından biri olabilecek olan aynılık, aynı süreçteki farklı olaylara dikkat çekerek kapatılıyor. Örneğin Moskof Cariye Hürrem'de sadece kısaca bahsedilen Şehzade Mehmet cinayeti bu kitapta ayrıntılı olarak anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın sonunda bizi yepyeni biriyle de tanıştırıyor yazar: Nurbanu. Venedik Doçu'nun kızı olan Nurbanu'nun saraya getirilmesini ve sonrasında yaşadıklarını kısaca görüyoruz. Demet Altınyeleklioğlu böylece bir sonraki kitaba da göz kırpmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Hürrem'in de farklı yanlarını görüyoruz. Memleketine duyduğu özlemin meyvesi olarak kızına&amp;nbsp; Rusça öğretmesi, tüm çocuklarına gizlice bir de Rusça isim koyması gibi. Kanuni'nin kızına duyduğu sonu gelmez sevgi de&amp;nbsp;kitabın temel taşlarını oluşturuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem tek başına hem Moskof Cariye Hürrem'in devamı olarak okunabilecek olmasıyla sıradan devam kitaplarından ayrılıyor. Son olarak dikkat çekmek istediğim ayrıntı ise, yazarın kitabın üç farklı bölüme yerleştirdiği büyücü üç kadının hikayesi olacak. Mutlaka okunmalı diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Sultan'ın gözünden debdebeli saray hayatını izlemek isteyenlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demet Altınyeleklioğlu ve Artemis Yayınları'na teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Edebiyatla kalın!&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4954254705451748570?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4954254705451748570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4954254705451748570&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4954254705451748570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4954254705451748570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/cariyenin-kz-mihrimah-demet.html' title='Cariyenin Kızı Mihrimah - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cffiKtMdW4k/Tf28jvDqgaI/AAAAAAAAAfI/5jvkezOAk4w/s72-c/62638-Cariyenin-Kizi-Mihrimah.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7674722707264555589</id><published>2011-06-17T14:58:00.005+03:00</published><updated>2011-06-17T15:04:58.500+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>İki Huysuz ve Ben</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YmKIknSm9uA/TftAZG5znVI/AAAAAAAAAe8/atv1gy7bYds/s1600/poet.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" i$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-YmKIknSm9uA/TftAZG5znVI/AAAAAAAAAe8/atv1gy7bYds/s1600/poet.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Kallavi bir kararsızlık var üzerimde. Bir avuç bilemeyiş, bir tutam korku, bolca şaşkınlık. Kararsızlığın ne demek olduğunu çok kere yaşasam da, biliyorum bu sefer farklı durum. Yol ayrımındayım, seçeneklerin kıyısında. Dem-be-dem keşmekeşten ufuk çizgisi alacalı geliyor gözüme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır aklımda. Tıkır tıkır bir sesler çıkarıp duruyor. Aniden huzursuz ediyor, durdur durdurabilirsen. Artık karar zamanı derken, vazgeçiyorum hemen.&amp;nbsp; O da bilhassa bu anlardan besleniyor. Geçenlerde adını da fısıldadı bana: "Artık-roman-yaz!"&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Artık-roman-yaz'la bir yıldır içli dışlıyız. Bir ara pes ettirmişti beni. Başladım yazmaya birkaç satır. Vazgeçtim sonra. Başladı konuşmaya, susmak bilmedi o gün bugün. Gemi azıya aldı git gide. Son birkaç gündür Artık-roman-yaz'la aramız süt liman. Çünkü bir anlaşma yaptık. Söz verdim ona, söz verdim yazacağıma. Tam kurtuldum derken haşarıdan, arkadaşını bırakıp gitmiş buraya. Gelen gideni aratır derler ya,&amp;nbsp; Artık-roman-yaz yeni gelenin yanında masum bir bebek misali. Adını sormaya gerek kalmadan, çığlığı yankılandı her tarafta: "Artık-hangi-konuda-yazacağına-karar-ver!"&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Planım ondan da hemen kurtulmak. Ama o kadar kolay olmadı, olmuyor. Eskiden başladığıma mı devam etsem, yoksa yeni bir şeye mi bilmiyorum. Sanatlı bir dil mi kullansam, konuşma dili mi karar veremiyorum. Fantastik bir şeyler mi yazsam, hayatın içinden mi şaşıp kalıyorum. Bir başladı mı bu sorular ardı arkası gelmiyor. "Artık-hangi-konuda-yazacağına-karar-ver!"&amp;nbsp; Efendi'de basıyor kahkahayı. O ne kahkaha! Kara tahtanın üzerinde tırnakla çıkarılan sesin yakın akrabası muhtemelen. Uykusu yok, dinlenmesi yok. Yedi gün, yirmi dört saat faaliyette.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İşte bu yüzden bu günlerde çok karışığım. Kotarabilirim bu işi diye kendimi motive ediyorum. Başka konularda kararsız olabilirim ama bu konuda kararlıyım: Başlıyorum bir şeyler yazmaya. En iyisi denemek rastgele birini, atmak kendini yazının ılık sularına. Çok kafa patlatmamak. Ayrıntılarda boğulmamak. En önemlisi de artık şu Kafamıniçindekigiller'den kurtulmak. Başlayacağım kulaç atmaya. Karşı kıyıya ulaşma umuduyla...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7674722707264555589?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7674722707264555589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7674722707264555589&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7674722707264555589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7674722707264555589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/iki-huysuz-ve-ben.html' title='İki Huysuz ve Ben'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YmKIknSm9uA/TftAZG5znVI/AAAAAAAAAe8/atv1gy7bYds/s72-c/poet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-6081229955932307452</id><published>2011-06-12T13:21:00.001+03:00</published><updated>2011-06-12T14:56:00.934+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsimle Ateş Arasında'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazan Bekiroğlu'/><title type='text'>İsimle Ateş Arasında - NAZAN BEKİROĞLU</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5sOQil6r1jA/TfSTFHGehzI/AAAAAAAAAek/CjlK83plez4/s1600/isimleatesarasinda.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-5sOQil6r1jA/TfSTFHGehzI/AAAAAAAAAek/CjlK83plez4/s320/isimleatesarasinda.jpg" t8="true" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Merhamet ki duyguların en kıymetlisi. Merhamet ki ruha ferahlık veren bir avuç su... Bakabilmek lazım merhametle cümle âleme. Yumuşatmak lazım gönlü, törpülemek gerek sivrilikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes bir şeyler anlatır onlar hakkında. Konuşulur haklarında. Kazan kaldıranlardır onlar. Huzur bozan, kötülük saçanlar. İsyank&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;rlar. Yeniçeriler. Bakmamız lazımsa eğer herkese merhametle, bir yerlerden başlamak gerekirdi bu işe. Başladım ben de. "İsimle Ateş Arasında"yı aldım elime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimle Ateş Arasında sıra dışı bir tarihi yolculuk rehberi. "Tarih, kalem kimin elindeyse onun tarihidir." olgusunu vurgulayarak yeniçerilere ve Osmanlı'ya bakıyor Nazan Bekiroğlu. Hikâye birkaç eksende birden kayıyor. Bir yandan, adını kitap boyu bilmediğimiz ana karaktere yârenlik ederken, diğer yandan yeniçerilerin ağzından kendi tarihlerini dinliyoruz. Kitap aynı zamanda ansızın başka karakterlerle de buluşturuyor bizi. Osmanlı padişahlarının ağzından dinliyoruz hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap hiçbir zaman basmakalıp tarih unsurlarına takılmıyor. Kimsenin yapamayacağını yapıp, yeniçerilerle buluşturuyor bizi. Yeniçeriler içlerinde ne varsa tereddütsüz döküyorlar bize. En sevdiğim yanı da yeniçerilik kavramı öyle güzel harmanlanmış ki konuşanın bazen tek bir roman karakteri olduğunu düşünüyorum. Asıl büyü de bu zaten: "Şunu yapmadık, bunu etmedik, masumuz okur!" durumundan çok olup biteni samimiyetle anlatıyor yeniçeriler. Yüreklerinin mürekkebini sırça divitten gösteriyorlar bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimle Ateş Arasında, esame satışıyla başlıyor. Esame, ölen yeniçerinin belgelerinin&amp;nbsp;gayri resmi olarak bir başkasını satılması anlamına geliyor. Adını sanını bilmediğimiz karakterimiz, Mansur adlı yeniçerinin esamesiyle yeni bir hayata başlıyor. Mansur'un karısının işlettiği tütsü-buhur dükkanına giden karakterimiz orada Mansur'un karısı Nihade'ye &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;şık oluyor. Karısından ayrılıp, Nihade'yle evleniyor. Nihade'yle yaşadığı aşk, eski karısına karşı duyduğu boşluk hissi, kızına karşı özlemi gerçekçi bir şekilde yansıtılmış. Aşk da sorgulanıyor aynı zamanda. Birbirlerini duydukları karman çorman bir aşk. Muammalardan mürekkep bir aşk. Ve de şaşkın &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;şıklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihade'nin tütsü-buhur dükk&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;nı sayesinde olacak romanın temelinde kokular yatıyor. Koku tasvirleri insanın burnunda uzun süre yer edinecek sahici kokular yaratıyor adeta. Kitabı bitirdikten sonra az çok bir Osmanlı tütsücüsü kadar bilgileniyorsunuz."Koku"nun işlenmesi duruyor, tam bunu konu rafa kalktı derken, sona doğru kocaman bir sürprizle romanın "son tokadını" yiyorsunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda karakterimizin kızı Nur'un ölümü kitabın en etkileyici bölümlerinden. Aslında tüm bu "sıradan bir hayat" kısmına bakınca, yazarın bu gibi bir hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yeyi romanın iskeletine yerleştirmesinin amacının yeniçerilerin "garip yaratıklar" değil de, insan olduğunu vurgulamak istemesini olduğunu görüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişahların ağzından yazılan bölümler de beklentimin üstünde çıktı. Karşımda gerçek duyguları olan, yanlış anlaşılmaktan korkan&amp;nbsp; padişahlar duruyordu. Karşılaştığımız padişahların tamamı yükselmeden sonraki padişahlar. Genç Osman'ın ölümünü içinizde hissedecek, III. Selim'in hüznünü yaşayacaksınız. Bir diğer önemli ayrıntı ise, Devşirme Nezuka'nın ve Düzme Solak'ın hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yesi. Devşirilmeye hüzünle bakan ben, daha da parçalandım Nezuka'nın hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yesiyle. Düzme Solak'tan yola çıkılarak anlatılan Turna Efsanesi de mutlaka okunmalı. Mesnevi'de de geçen&amp;nbsp; turnaların ne kadar da sadakatli olduklarını öğrenmek ve "zaruri ölüm"ün anlamını düşünebilmek için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın adı, roman boyu kullanılan isim ve ateş metaforundan geliyor. İsim, yeniçerilerin iyi günlerini ve kahramanlarımızın aşkının mutlu zamanlarını simgelerken; ateş, yeniçerilerin hüzünlü sonunu ve aşkın bitişini işaret ediyor. Kitap her şeyin, bir şeyle bir şey arasında konumlandırılması gerektiğini söylüyor.&amp;nbsp;İsimle Ateş Arasında da, bu yüzden isimle başlayıp ateşle son buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu romanı olması açısından, kitap benim için ayrı bir önem taşıyor. Nazan Bekiroğlu tam bir dil cambazı. Kullandığı kelimeler okurken insana&amp;nbsp;keyif veriyor. Müziksel bir tasarıma sahip. Osmanlıca kelime kullanımı ve sanatlı söyleyiş ise beni çeken diğer unsurlar. Nazan Bekiroğlu alışılmadık bir üsluba sahip. Cümle yapısı ve anlatımına ben "kesik anlatım" adını verdim. Bu özgün anlatım tarzını okuyunca siz de anlayacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten okumaya değer olan kitaplardan biri. Düşünebilmek, hatırlamak, üzülmek, hayal edebilmek isteyenlere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık dökük kelimelerle, kelamın Tac Mahal'ini inşa eden kadına, Nazan Bekiroğlu'na teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başkalarını anlayabilmek umuduyla, edebiyatla kalın...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-6081229955932307452?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/6081229955932307452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=6081229955932307452&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6081229955932307452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6081229955932307452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/06/isimle-ates-arasnda-nazan-bekiroglu.html' title='İsimle Ateş Arasında - NAZAN BEKİROĞLU'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-5sOQil6r1jA/TfSTFHGehzI/AAAAAAAAAek/CjlK83plez4/s72-c/isimleatesarasinda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-892223337540341743</id><published>2011-03-28T19:59:00.005+03:00</published><updated>2011-03-30T16:43:08.583+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Başkalarının Acılarına Üzülmek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Rxwy9WEJ3b4/TZC-RpyghuI/AAAAAAAAAeY/lGFeVC7irFo/s1600/gossip.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-Rxwy9WEJ3b4/TZC-RpyghuI/AAAAAAAAAeY/lGFeVC7irFo/s320/gossip.jpg" width="271" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mümkün. Oldukça mümkün. Başkalarının acılarına üzülmek, onlar için ağlamak. Cismani bir katreler silsilesi değil belki, ama içten, ta yürekten ağlamak. Destek olamayacağını bilmenin üzüntüsü de varsa eğer, sarılıyorum kalemime, mürekkebimle beraber ağlaşıyoruz, tek umudumuzsa yazabilmek. Şu kocaman dünyada cılız sesimizi, yazmanın&amp;nbsp;aksiyle gönüllere taşımak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın öyküsünü anlatacağım şimdi... Hakikatin şerbetinin hayalinkiyle&amp;nbsp;iç içe geçtiği gerçek bir hikaye.&amp;nbsp;Bir genç kız, adı Miley Cyrus. 11 yaşında Hannah Montana adlı televizyon dizisiyle dünya çapında şöhret kazanan Miley özellikle küçük kız çocuklarının gözdesi. Oynadığı dizide bir nevi çift kişilikli hayatı yaşadı Miley. Bir yandan sıradan genç kız imajı çizerken, diğer yandan pop yıldızı Hannah Montana'ya hayat veriyordu. Kocaman bir sır sakladı durdu sezonlar boyu. Ne arkadaşlar Hannah olduğunu biliyordu, ne de hayranları Miley olduğunu. Dizi Miley'nin hayatında büyük yer kapladı. Zaman geçti Miley büyüdü. Dizi&amp;nbsp;dört sezon sürdü.&amp;nbsp;Hannah Montana'nın gidişatı da Miley'in hayatıyla örtüşmeye başladı&amp;nbsp;sonlarda.&amp;nbsp;Şirin kız imajından sıkılan Miley artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.&amp;nbsp;Son sezon Miley, aslında Hannah'nın kendisi olduğunu açıkladı. Hayal kırıklığına uğrayan hayranları olduğu gösterildi dizide, ama Miley'in destekleyenler çoğunluktaydı. Olan oldu, biten bitti. Dizi de nihayete erdi. Miley Cyrus öncelikle Hannah Montana&amp;nbsp;kaynaklı "Teenager (Genç ve çocuklara hitap eden ) " müzik tarzını bırakıp öncekilere göre daha sert ve olgun şarkılar söylemeye başladı. Sinema filmlerinde rol aldı. "Who Owns My Heart?" klibiyle imajına U dönüşü yaptırdı adeta... Sonra birden, bir yerlerden hüzün sızmaya başladı hayatına. Miley'nin 18. yaş gününde uyuşturucu aldığı söylendi. Yerden yere vuruldu. Kendisine bir kere bile sorulmadı neyin nasıl&amp;nbsp;olduğu, doğru mu yanlış mı yaratıcı önyargılarla kararlar verildi. Paparazziler ufak çıkarlar uğruna Miley'nin her adımını takip ettiler, yıprattılar, kırıp döktüler. Miley'nin gece kulüplerinden alkollü çıkarken fotoğrafları çekildi, altına atılan başlık her zaman aynı oldu: Gençlik Trajedisi. Miley'nin ruh hali hiç uğruna didiklenip duruldu. Babası onun için üzüldüğünü söyledi bir röportajında. Keşke Hannah Montana dizisini hiç çekmeseydik, hayatımızı mahvetmeye değmezdi dedi. Bunu da evirip çevirip bambaşka şekilde sundu gazeteciler. Miley'nin ergenlik çağındaki her gencin yaşadığı kimlik sorunlarından birini yaşadığını aklının ucundan bile geçirmedi hiç kimse. Kendi çocuğunu o durumda düşünmeye&amp;nbsp; tenezzül bile&amp;nbsp;etmedi.&amp;nbsp; Masum bir genç kızın gençliğini zindan etmeye el birliğiyle ant içmişlerdi sanki. Paparazziler günlük dedikodu uğruna hayatlar mahvetmeye devam ettiler. Genç hayranlarına kötü örnek olduğunu söyleyen bilirkişiler, asıl kötü örneğin kendileri olduğunun farkına&amp;nbsp;hiçbir zaman varamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miley cephesinde durumlar nasıl peki? Her şeye rağmen Miley ayakta durmaya çalışıyor. Kistik Fibrozis hastaları için yardım kampanyası düzenliyor, meme kanserine savaş açıyor. Film kariyeri tüm hızıyla devam ediyor. Bu yıl çocuk ve gençlik kanalı Nickelodeon'un düzenlediği Çocukların Seçimi (Kids Choice Awards) Ödülleri'nde 3 dalda aday. ( En iyi TV oyuncusu, en iyi sinema oyuncusu, en iyi kadın şarkıcı ) 2 Nisan'da yayınlanacak ödüllerde Miley'e hayranlarının büyük moral sağlayacağından eminim. Tüm yıpratma çalışmalarına rağmen Miley hala dimdik ayakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'da genç&amp;nbsp;yıldızların sık sık karşılaştığı bu yıpratma politikası magazin medyasının tam göbeğinde&amp;nbsp;kara bir leke olarak duruyor. Tüm bu saldırıyla gögüs gerip, sıfır kayıpla atlatansa yok gibi. Harry Potter serisinin genç yıldızı Emma Watson'dan gelen itiraf artık Amerikan magazin medyasına bir dur denilmesi gerektiğini gözler önüne seriyor: "Katıldığım bir ödül töreninde arabadan kırmız halıya inerken yere boylu boyuna uzanmış birini gördüm. Gazeteciler bir yolunu bulup arabanın yakınında yere uzanmış, frikik vermemi bekliyorlardı. O an gözyaşlarına boğuldum. Uzun süre sakinleşemedim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının acılarına kayıtsız kalamayız. Üstelik bu acı toplum ve medyanın el birliğiyle oluşturulduysa. Çünkü ünlüsü ünsüzü, âlimi cahili, yöneticisi yönetileni hepimiz biriz. İnsan ki ebrudaki katre misali, bir damla yanlış renk damlatırsak ebruya, tamamen bozuluverir olanca hızıyla. Onun sorunu benim başıma asla gelmez diye düşünme. Belki aynı şekilde yaşamayabilirsin bu süreci, maddiyata takılma. Ruhunun pencerelerini olabildiğince arala. Efil efil essin her taraf, toz moz kalmasın yüreciğinde. Köhnemiş önyargılarımız atalım. Magazin haberlerini okuyup, düşünüp taşınmadan, öfkeyle hınçla dolu yorumlar yapmayalım. Dedikodu çemberine bir halka da biz eklemeyelim. Bu konuyu geçiştirmeyelim zihnimizden, düşünelim biraz, eleştirelim kendimizi. Düşünelim ki başkalarına zarar vermeyelim. Önyargılarla doldurduğumuz Nefret Denizi'ne bir gün biz de düşebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının acılarına üzülelim hep beraber.&amp;nbsp;Karşılık beklemeden. Gönülden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kubilay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-892223337540341743?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/892223337540341743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=892223337540341743&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/892223337540341743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/892223337540341743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/03/baskalarnn-aclarna-uzulmek.html' title='Başkalarının Acılarına Üzülmek'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Rxwy9WEJ3b4/TZC-RpyghuI/AAAAAAAAAeY/lGFeVC7irFo/s72-c/gossip.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7429686534141766216</id><published>2011-02-27T19:34:00.001+02:00</published><updated>2011-02-27T19:36:37.448+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Doğum Günümde Ruh Kıpırtılarım...</title><content type='html'>&lt;div style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-4f5gRrXfUaI/TWqJiNHQATI/AAAAAAAAAeM/UY2ZWaYSMxY/s1600/G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BC0237.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="285" l6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-4f5gRrXfUaI/TWqJiNHQATI/AAAAAAAAAeM/UY2ZWaYSMxY/s320/G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BC0237.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Size de olur mu? Her doğum gününde içinizde kıpırdayan bir ruh... Nereden geldiğini kestirmediğiniz, tuhaf ve mayhoş bir his. Kalbinizin beyninizin yönetimini ele geçirdiği serkeş dakikalar, saatler... Yeniliğin karşı konulmaz cazibesinden bir tutam, olgunlaşmanın şekerinden bir çay kaşığı, çocukluğa biraz daha uzaklaşmanın verdiği acımsı tat, yüzününüzü gün boyu gülümseten&amp;nbsp;karamelli bir lezzet. Mutluluk sarhoşluğu değil bu, o farklı. Ne diyebilirim ? Galiba en doğrusu bu olacak "doğum günümde ruh kıpırtılarım"...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün doğum günüm. Sabah güneş bir farklı girdi sanki odama, etraf daha bir aydınlıktı sanki. Vücudum daha bir enerjik, ruhum kıpır kıpır.Bugün doğum günüm. Her doğum günümde olduğu gibi küçük bir kutlama yapıyoruz ailecek,&amp;nbsp;akşam saatlerinde. Bugün doğum günüm, en sevdiğim pasta alınmış. Frambuazlı! Hafif ekşimsi tadı ruh halimi yansıtıyor olmalı k, doğum günümü bir yiyecekle özdeşleştir deseler frambuazlı pasta derim hemencecik. Bugün doğum günüm. Telefonumda birkaç mesaj var, mutlu oluveriyorum hemencecik. Alıngan ruhum hatırlamayanlara kızıyor, affedici ruhum "Dur bekle, daha zaman var..." diyor. Akrabalar arıyor, bu sene yeni bir cümle sıkıştırıyorum konuşmaların arasına : "Çok mutlu oldum." . Sesi değişiveriyor arayanın, insanlar başkalarını mutlu ettiğini duymayı özlemiş anlaşılan. Güzel kelimelerin ruhlarda sihirli kapılar açtığını öğreniyorum bu doğum günümde. Bugün doğum günüm. Öyle onlarca hediye yok belki ama ben tek bir tane bile olsa mutlu oluyorum. Ruhumun kıpırtıları içeride parti veriyor adeta. Kardeşim hediyesinin yanında bana kendi yaptığı bir kartı veriyor. Pembe kartondan, kenarları tırtıklı makasla kesilmiş, simlerle, yıldızlarla süslenmiş, minicik bir kart. "Canım abim, her yaşının başka bir mutlulukla geçmesi dileğiyle..." Ruh kıpırtıları bayram etmiş durumda. Minicik ayrıntıların insanı nasıl da mutlu ettiğini öğreniyorum, unutmamak üzere not ediyorum belleğime. Kartta mutluluğu görüyorum, sevgiyi, muhabbeti. Gülümsüyorum... Bir başka sarılıyorum sevdiklerime, her zamanki alışkanlıkları bırakıyorum gün boyu, ciddiyetmetreyi sıfırlıyorum. Bugün doğum günüm. Hediyelerim kitaplar :) Zıp zıp zıplıyorum paketleri açarken, her kitabı kokluyorum açar açmaz. Doğum günü kıpırtılarından bazısını alıp, sayfa aralarına tıkıştırıyorum.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Bugün doğum günüm. Yeni yaşımla kucaklaşıyorum. Eskisi hala yanı başımda. Ben böyleyim zaten, eski yaşlarımı atmaya kıyamıyorum. Kalbimde minicik bir evde, mutlu mesut yaşıyor hepsi. Ziyaret ediyorum sık sık, sarılıyoruz birbirimize, anılarımızla gülümsüyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pastayı üflerken ne dileyeceğimi şaşırıyorum. Hep o anı beklediğim halde, hazırlıksız yakalanıyorum. Karışıyor kelimeler, dilekler. Ne diledim ben bile anımsayamıyorum. Mutlu olmayı diliyorum üfledikten sonra, dileğim dumanların arasından göz kırpıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş yaşımın bana ne kadar uğur getirdiğini düşünüyorum. Yazmaya başladığım yaş olarak "hiç unutmayacaklarım"&amp;nbsp; listeme kaydediyorum. Yazmaya karar vermem, Kontrast'ın ilk günleri, yepyeni kitaplar, terütaze fikirlerim. Yeni yaşımında "yaratıcılık ve hayalgücü"yle dolu olmasını diliyorum içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiklerimle birlikte olduğum için şükrediyorum yüzlerce kez. Onlara onlarca gülücük armağan ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün doğum günüm. Ağzımda frambuaz tadı, içimde ruhumun kıpırtılarıyla kocaman kocaman gülümsüyorum. Ben doğum günlerini seviyorum. Bana her yıl bu harika ruh halini yaşattıkları için ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="206" id="il_fi" src="http://2.bp.blogspot.com/_7B8yU3KLVpE/S37r-SggA7I/AAAAAAAAABY/CXu7V1aLPPA/s320/Happy+Birthday+To+You+Newf+R.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7429686534141766216?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7429686534141766216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7429686534141766216&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7429686534141766216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7429686534141766216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/02/dogum-gunumde-ruh-kprtlarm.html' title='Doğum Günümde Ruh Kıpırtılarım...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh3.googleusercontent.com/-4f5gRrXfUaI/TWqJiNHQATI/AAAAAAAAAeM/UY2ZWaYSMxY/s72-c/G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BC0237.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-6953992300887378107</id><published>2011-02-17T18:15:00.001+02:00</published><updated>2011-02-17T18:16:57.671+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Firarperest'/><title type='text'>Firarperest - ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-c2WjzUBvM8U/TV03JqaayJI/AAAAAAAAAeI/SbeXschwIG0/s1600/firarperest_kitap.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" j6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-c2WjzUBvM8U/TV03JqaayJI/AAAAAAAAAeI/SbeXschwIG0/s1600/firarperest_kitap.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Duyar duymaz alıyorum. Büyük zevkle okuyorum. Her yazıyı içime çeke çeke, sindire sindire. Bazısı tanıdık yazılar, kırk yıllık ahbap gibi sarılıyoruz birbirimize... Bazısıyla yeni tanışıyoruz, hemencecik kaynaşıveriyoruz. Firarperest'ten bahsediyorum. Elif Şafak'ın son kitabı sizi bir yolculuğa çıkıyor. Uzaklara değil, içinize, yüreğinize...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Elif Şafak'ın denemelerinden oluşan Firarperest, ruhunuzun tavsamış, pas tutmuş, köhnemiş köşelerine bahar temizliği yaptırıyor. Med - Cezir'den sonra Elif Şafak'ın ikinci kez denemelerini derlediği kitap gündelik hayattan siyasete, yolculuklardan geçmişin tozlu sayfalarına, kadınlıktan erkekliğe, annelikten babalığa geniş yelpazede yazılar içeriyor. Kimi yazılar deli fişek, gözü pek; kimileri sakin﻿, masumane yazılar. Tüm yazılar bir yerde birleşiyor ama. Hepsi yüreğinize nazenin yollar açan, zatınıza hoşça bakmanızı sağlayan yazılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Anarşist Aşklar"la açılış yapan kitap, günümüz aşklarına, evliliklerine değiniyor. "Huzursuz Ruh" ve "Dünyayı Görmeli!" yazıları Elif Şafak'ın göçebe ruhunu en samimi şekilde anlatan denemeler. Övünmeden, kibirlenmeden kaleme alınmış. Kitabın favorilerinden olan "Mor Harflerle Yazılmış Bir Yazı" sıcacık bir hikaye anlatıyor. Ben okudum, anneme okuttum, kardeşime okudum, arkadaşlarıma söyledim. Yazının düsturunu oluşturan sözler yüreğime masal diyarlarındaki pofuduk bir bulut gibi usulca yerleşiverdi: &lt;strong&gt;"EDEP YA HU EDEP. BUGÜN BİR İYİLİK YAP!"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Miskinliğe Övgü" toplumun kutuplaşmasından sıkılmış şehir bezginlerine -ben gibi-&amp;nbsp;adanan bir yazı. "Yalnızlık Efendi" yazısı bana "Med-Cezir"deki "Evham Hanım"ı hatırlatan bir yazı. Elif Şafak bu yazısında içine yaptığı yolculukta karşılaştığı duyguları ete kemiğe büründürüyor, elegant bir şekilde giydirip, karşımıza çıkarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Büyük Aşk, Büyük Nefret" okuduğum an içinde bulunduğum sarsıntılı ruh halinin de devreye girmesiyle beni derinden etkileyen bir yazı. Hele içinde bir derviş hikayesi var ki, dillere akide şekeri.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Yazın Doğup Hep Sonbaharda Yaşayanlar", "Yazarları Sevmeyen Yazılar", "Gerilim Hikayelerinin Sakin Ustaları", "Kadınları Sevmeyen Kadınlar" gibi yazılarda ise Elif Şafak araştırmacı kişiliğini ön plana çıkartıp yazarlardan bahsediyor, bilmediğimiz yönlerinden. Bende bu furyadan nasibimi alıyorum ve okumayı istediğim yeni kitaplar ( Handan - Halide Edip Adıvar , Sufi'nin Yolu - İdris Şah ) tanışmayı istediğim yeni yazarlarla ( Doris Lessing, Margaret Atwood ) dolduruyorum edebiyat bavulumu.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Gül Bahçesi Evlilik", "Bir Genç Kızın İntiharı", "Cinnet", "40 Metrekare Dünya", "Gelseydi Keşke", "Adı Gülistan" günlük hayattan yazılar. Tam anlamıyla bizden. Gündelik hayatın makro maneviyata sahip minik ayrıntılarından söz açıyor. "Gelseydi Keşke" ise beni çok etkileyen yazılardan. Biri Alevi, diğeri Sünni iki gencin aşkını ve yaşadıklarını anlatan hikaye toplumun köhnemiş önyargılarının nasıl da yürek hırpalayıcı olduğunu gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;"Babalar, Oğullar ve Torunlar", "Kendi Eserini Yok Eden Adam", "Tesadüfler ki Tesadüf Değildir", "Erkekler Kadınlardan Daha Mı Komik", "Yalnız Benim İçin Yaz" ve "Edebiyat Sınıfta Kaldı"&amp;nbsp; da mutlaka okumanızı tavsiye ettiğim yazılardan.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Elif Şafak'ın kalemi Firarperest mürekkebini kadınlıktan, tasavvuftan, yazarlıktan, hoşgörüden, sanattan, edepten, sentezlerden dolduruyor. "Tadından yenmez" üslubuyla Elif Şafak kaleminin gücünü konuşturuyor, insanı kelimelerle büyülüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Beni en çok etkileyen cümleleri de paylaşıyorum sizlerle:&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı, kaç hezimetten sonra bezgin, kaç sevdadan sonra kalpsiz, kaç kelimeden sonra lâl olur kişi?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;"Avrupa görmek şart!" derdi kadınlar hep bir ağızdan. "Avrupa görmüş insan başka..." Avrupa görünce bir başkalık çökecekti üzerimize. Avrupa dediğin bir seyirlik alem, ara ara gidip "izlemek" gerekti, ekranda pembe dizi izlercesine...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Yalnızlık insanın kendi kendisiyle yapabildiği bir sohbet. Aracısız. Katıksız. Oyunsuz. Yalansız. Saf ve som bir sohbet...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;"Hakiki âşık" demiş şeyh, "Sevdiği insanın mutluluğunu ister. Âşık kişi sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten seven insan, özgür bırakır. Sahiplenmek, iddia etmek, can almak, can acıtmak, âşıkların tutacağı yol değildir."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Ünlüler hakkında yazmak, aynalarla dolu bir salonda yürümek gibi. Bilemiyorsunuz ki nerede başlıyor hakikat, neresi tamamen hayal perdesi."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Birbirimizin kaderine kayıtsız, birbirimizin hikâyesine bigâne kalmayalım.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Baba var, hiç sevmemiş aslında. Baba var, gönlü uçsuz bucaksız bir derya...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Her birimiz özel olmak istiyoruz. Okur yazarın gözünde özel, yazar okurun gözünde özel.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Her an başka bir şan üzerine kuruludur.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Zaten aşk dediğin, ardında ne olduğunu kimsenin akıl sır erdiremediği kadife bir esrar perdesidir.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Sahi "yârim" ne güzel kelimeydi. Ağızda akide şekeri. "Yârim" der, sonra bir es verir, gayriihtiyari susardın. Söyleyecek söz kalmazdı ardından. Tek başına kaç cümleye bedeldi kelimeler. Eskiden harfler daha mı kıymetliydi? Bir mektup yeterdi aylar süren ayrılıkların sessizliğini kapatmaya. Tek bir yemin yeterdi aradaki mesafeleri azaltmaya. Artık hiçbir şey o kıvamda değil. İbre şaştı, ayar bozuldu sanki. El titredi, akort bozuldu sanki. İlişkilerimizin ahengi eskisi gibi değil. Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı. Konuşmaya gelince açıyor ağzını, duygulanmaya gelince tutuyor kendini. Zaman yok ya, hep bir telaş halindeyiz ya, bunca koşuşturma arasında kimsenin durup da duygulanmaya vakti yok.&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Firarperest'in kapak tasarımına bence diyecek hiçbir şey yok. Elif Şafak'ın fotoğrafının İstiklal Caddesi'nden bir kareyle harmanlanması oldukça etkileyici.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Aynı zamanda yazıların arasına M.K.Perker'in yaratıcı, kendine özgü kaleminden çıkmış birbirinden güzel illüstrasyonlar serpiştirilmiş. Öyle baştan savma değil, her biri derinlikli, yoruma açık çizimler. Başka âlemlere açılan bambaşka kapılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Edebiyat, firarperestliktir." diyen Elif Şafak'ın kaleminden Firarperest'i okuyun. Ruhunuza yapacağınız yolculuğa siz de şaşıracaksınız.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Elif Şafak ve DK'ya teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Edebiyatla kalın...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;Kubilay﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-6953992300887378107?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/6953992300887378107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=6953992300887378107&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6953992300887378107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6953992300887378107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/02/firarperest-elif-safak.html' title='Firarperest - ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-c2WjzUBvM8U/TV03JqaayJI/AAAAAAAAAeI/SbeXschwIG0/s72-c/firarperest_kitap.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8604341129384469847</id><published>2011-02-09T15:51:00.000+02:00</published><updated>2011-02-09T15:51:10.680+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Meraklı Ruhun Seyirnâmesi...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVKYDel1iBI/AAAAAAAAAeE/IxwFXY_h2XE/s1600/bus.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVKYDel1iBI/AAAAAAAAAeE/IxwFXY_h2XE/s320/bus.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;"Seyreyledim eşkâl-ı hayatı&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Ben havz-ı hayâlin sularında&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir aks-i mülevvendir anınçün&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Arzın bana ahcar u nebatı."&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ahmet Haşim, Göl Saatleri&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Seyretmek... Bakmak başkalarına, izlemek ruhlarını, yaptıklarını, yapmadıklarını. Görmek sevdiklerini, nefret ettiklerini, tahammül edemediklerini. Hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;ye avında başarının ilk kuralı. Seyredeceksin ki öğrenebilesin ötekinin hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yesini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüs ha bire sarsılıyor. Yolların kötülüğünden mi, aracın köhneliğinden mi bilinmez. Elimdeki kitabı bir kenara bırakıp göz gezdiriyorum etrafa. Şimdilik koltukta yalnızım. Gelmemesini umuyorum her kimse. Dip dibe olmayı sevmiyorum, bilhassa otobüs yolculuklarında. Yalnızlık &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Â&lt;/span&gt;demoğulları ve Havvakızlarının içsel nimeti... Kıymetini bir kere daha anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümde orta yaşlı bir adam. Uzun saçlarını dağınık bırakmış. Koltuğunu sorgusuz sualsiz yatırıveriyor. Görgü bilmez midir nedir, diye geçiriyorum içimden. Anlaşılan bir de sigara içmiş, koltuğundan buram buram tütün kokusu yayıldığına bakılırsa... Önündeki minik ekranı açıyor. Bir filmde karar kılıyor önceleri; ama pek ilgi duymuyor anlaşılan, ekranda görüntüler birbiri ardına akarken o camdan dışarıyı seyretmekle meşgul. Ardından değiştiriveriyor kanalı, bir magazin programını açıyor. Pop müziğin tanıdık simalarından biri var ekranda. Sarışın, bol makyajlı bir kadın. Makyaj hem yüzünde hem ruhunda... Şarkı söylerken oldukça keyifli gözüküyor. Uzun bir elbise var üzerinde. Parlak deniz mavisi. Bu uzun elbiseyle ruhunun tedirginliğini kapatmaya çalışır gibi bir ifade sergiliyor aynı zamanda. Gözlerinin içi olabildiğince soğuk, feri uçmuş gitmiş. Kahkası boş bir teneke kutunun çıkardığı sesi andırıyor. Görüntü değişiyor, şimdi sırada sokak ortasında montlarına sıkıca sarılmış iki insan var. Sevgiliniz mi diye atılıyorlar&amp;nbsp;muhabir kız.&amp;nbsp;Genç adam muhabir kızcağızı tersliyor. Asabi hareketlerle uzaklaşıyorlar. Önümdeki "görgü bilmez beyefendi" olanları seyrediyor pürdikkat. İnsanlar magazine meraklı. Ciddi konular rağbet görmüyor zaten. Kendi hayatlarının ciddiliğine tahammülfersa insanların magazin dünyasının ışıklı bir disko topunu andıran ruhunu sevmesi hiç şaşırtıcı gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ses duyuluyor&amp;nbsp;tepemdeki hoparlörden. Muavinin sesi olabildiğince bezgin bir şekilde bilgi veriyor bize. Kendisi de sıkılmış olmalı bu görevden, adeta burnuyla konuşuyor. Yolcular da pek meraklı gözükmüyor bu canı gönülden (!) duyuruya karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun biri ağlıyor. Arkamdaki yaşlı adam aralıksız horluyor. Otobüsün gürültüsü bitmek bilmiyor. Yanıma biri oturuyor. Pek sorun çıkmıyor bu sefer. Zararsız birine benziyor. Kitaplarını çıkarmış, ders çalışıyor. Memur olmak istiyor galiba. Kalemi hiç durmak bilmiyor. Başarılı olmasını diliyorum içimden, emek vermenin zorluğuna aşinayım çünkü. Emeği boşa giden insanın balonu elinden kaçmış çocuğa döndüğüne de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüs döne döne gidiyor yollarda. Sarsıntı hafiften azalmaya başlıyor. Etrafa bakıyorum tekrar, herkes kendi &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;leminde bir işle uğraşıyor. Hayat deveran ediyor durmadan, otobüsün tozlu tekerlekleri gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;strong&gt;Kubilay&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8604341129384469847?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8604341129384469847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8604341129384469847&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8604341129384469847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8604341129384469847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/02/merakl-ruhun-seyirnamesi.html' title='Meraklı Ruhun Seyirnâmesi...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVKYDel1iBI/AAAAAAAAAeE/IxwFXY_h2XE/s72-c/bus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7728173272640596298</id><published>2011-02-07T20:31:00.000+02:00</published><updated>2011-02-07T20:31:09.765+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Demet Altınyeleklioğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moskof Cariye Hürrem'/><title type='text'>Moskof Cariye Hürrem - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVA40XsXYmI/AAAAAAAAAds/HD0nHwBPoLA/s1600/Moskof-Cariye-Hurrem-Demet-Altinyeleklioglu__33096751_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVA40XsXYmI/AAAAAAAAAds/HD0nHwBPoLA/s320/Moskof-Cariye-Hurrem-Demet-Altinyeleklioglu__33096751_0.jpg" width="206" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ne düşüneceğimi bilemiyorum. Soru işaretleri kafamda dans edip dururken yaşadığım duygunun, içinde bulunduğum ruh halinin ne olduğunu idrak etmeye çalışıyorum.Yapamıyorum... Pek sevgili atasözünün de dediği gibi : "Boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her okuduğum kitaptan sonra ruhsal bir çöküntü yaşadığım doğru. Bu sefer durum farklı! Belki de şu günlerde her yeri kasıp kavuran Muhteşem Yüzyıl'dan mıdır bilemiyorum ama alt üst ediyor beni kitap. Hürrem'i seviyordum sevmesine - hem de birçok insanın nefret etmesine rağmen - peki ya Mustafa? Üstüne üstlük bir de işin içine dramatik bir anlatım girince zihnimi "allak-bullak rengi"nde bir perde kaplıyor. Alışılmış renk skalasına uyarlarsak yaklaşık olarak terkibi şöyle: Bir avuç erguvan rengi, dört kaşık pembe, birkaç tutam beyaz ve bol bol kan kırmızısı, en dalgalısından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskof Cariye Hürrem'in beni cezbeden birkaç yanı oldu. Öncelikle yazarının yabancı olmaması. Kötü - tamam kibar olmayacağım, tam anlamıyla berbat- çeviri kitaplarından sonra, tekrar aynı durumu yaşamamak için Türk yazarları okumaya "öncelik" vermiştim. Aynı zamanda Demet Altınyeleklioğlu&amp;nbsp; bir ilke de imza atıyordu bu kitapta. Tarihsel kurguyu yabancıların tek eline bırakmış piyasada alışılmamış bir atak yaparak kalıpları yıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer ve en önemli nedeni ise şöyle açıklayabilirim. Birçok kitap ve yazıda Hürrem'e nefretle yaklaşılması hoşuma gitmiyordu. Benim için kitap seçimimde etkili olan olgu, Hürrem'in tüm hayatını birlikte ele alıp, yaşadıklarını sebep-sonuç ilişkisi içerisinde incelemesiydi. Bir kadın olarak ele alması. Neden diye sorması. Anne şefkatini göstermesi. Romancı olmanın gereğiydi buydu, empati kurabilmek... İnsan ruhunun sonsuzluğunda, yalnız bir limana tıkılmayıp engin denizlere yelken açabilmekti romancı olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskof Cariye Hürrem, romana farklı bir yerden başlayarak merak katsayısını yükseltiveriyor. Romanın girişini bu şekilde tasarlayan yazar asıl girişteki durgun sayılabilecek bölümün dezavantajını engellemiş oluyor. Böylece tarihe dayanan romanın gidişatı probleme uğramadan devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürrem'in çocukluğuna el atan yazar bu şekilde Hürrem'in ruh tahlilini gözler önüne seriyor, böylece ileride yaşanacak olayların aslında çocukluk travmalarına dayandığını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırım'da ilk gençlik yılları, ilk aşkı ve ardından Osmanoğlu'nun tahtına gidecek yolculuğunda ilk ve acemi adımları. Acemi, eline ayağına sahip olamayan aksi bir kızdan akıllı ve tecrübeli bir hanımefendinin yaratılışına şahit oluyoruz. Ve Kanuni ile yaşadıkları büyük aşkı izliyoruz. Hala geçmişin etkisini kalbinde yaşayan Hürrem'in kimlik sorgulamalarını, intikam ve sevginin bir kalpte yoğrulmasını seyrediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu olanların dışında karakter kadrosu da epey geniş. Hafza Sultan, Sadrazam Pargalı İbrahim, Taçam Noyan, Cafer Ağa, Merzuka, Mahidevran Gülbahar Sultan romanın akışını sağlayan önemli karakterler olarak bir adım öne çıkıyor. Çoğu zaman olaylara Hürrem'in penceresinden bakılsa da, farklı karakterlerin gözlerinden bakılan olaylar da az değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürrem'in karakter tahlili ise çok başarılı. Hürrem'in adeta araftaki ruhunu, uçurumun kıyısındaki gelgitli hayatını, geçmiş ve gelecek arasındaki bitmek bilmez yolculuklarını, çaresizliğini, hırsını, anaçlığını, şehvetini, deliliğini, acımasızlığını, cilvesini, büyüleyici havasını gözler önüne seriyor. Her hareketinin sebebini sorgulayan yazar beni öyle çok etkiledi ki Hürrem'e ve yaptıklarına kesin bir şekilde yanlış ve hatalı diye bakmam artık mümkün değil. Yazar adeta yaşayarak yazmış. Hürrem uzun zamandır böyle şefkat görmemiş olmalı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni alt üst edense Mustafa'nın ölümünün anlatıldığı kısım. Muhteşem Süleyman'ın veliaht şehzadesini öldürtürken eridiği anlar insanın üzerinde şok etkisi yaratıyor. Altı - yedi cellada karşı uzun süre direnen Mustafa'nın sözleri içimi kavuruyor adeta:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Baba. Canım sana feda olsun. Arkamdan ağlama. Eline evlat bulaştı diye evlat korkusuyla titreme. Sen oğlunu affetmedin ama bil ki yarın huzur-u mahşerde buluştuğumuzda Mustafa bu canın hesabı için senden davacı olmayacak. Devletinle, milletinle bin yaşa!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanuni'nin dediği sözler ise yürek parçalıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Allahım! Günahımı affet bile diyemem artık sana..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların suçlusu Hürrem olmasa da, etkisi oldukça fazla. Tüm planlarını Mustafa'nın ölümü üzerine kuran Hürrem'in haberi alınca yaşadığı duygular ise karmakarışık.&amp;nbsp;Sonunda istediğine kavuşan Hürrem, beklediği sevinci bile hissedemiyor. Üstelik Bayezid'in geçmesini istediği tahta, büyük oğlu Selim'in veliaht ilan edilmesi. Hürrem'i şaşkına çeviriyor. Yaşadıklarını en iyi anlatan şu cümleler olmalı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Hürrem birden her şeyin boşa gittiğini anladı. Nasıl bir şeydi bu iktidar? Yakaladıkça uzaklaşıyordu insan. Durmadan koşmak gerekiyordu ardından. Tam yakaladım derken kaybediyordun. Serap dedikleri bu muydu yoksa?"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok Hürrem'in ölümü üzüyor beni. İnsan bu kadar güçlü bir kadının hastalığından yararlanılarak düşmanları tarafından zehirlenmesine üzülmeden edemiyor. İlahi adalet diyen de olacaktır. Ben bir şey diyemiyorum ama üzüldüğüme eminim. Hatalarına rağmen seviyorum Hürrem'i. Kimseye savunmaya çalışmıyorum da, çünkü önyargıları gözlerine en kallavisinden siyahi perdeler çekmiş olmalı. O yüzden duygularımı yalnız yaşıyorum. Tek başıma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da&amp;nbsp;belirtmeden geçemeyeceğim. Demet Altınyeleklioğlu şık ve sanatsal üsluba da yer vermiş. Betimlemeler kitap boyu gözünüzün önünde rahatça canlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin genel olarak aşina olduğu bir konuya çok özel bir şekilde ele alması açısından çok önemli Moskof Cariye Hürrem. Normalin üzerinde sayfa sayısına sahip olsa da sürükleyiciliği ve ustaca serpiştirilmiş entrika-şehvet-aşk üçgenleri sayesinde hiç sıkılmadan rahatça okunabilecek bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi Osmanlı'ya ve bilhassa Hürrem'in yaşadıklarına kaptıracaksınız. Muhteşem bir yolculuk için kitap sizi bekliyor. Engin tarih denizlerinde yaşayacağınız fırtınalı anlarda bol şanslar dilerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demet Altınyeleklioğlu ve Artemis Yayınları'na teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sizinle paylaşmak istediğim minik minik duyurularım da var:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="306" id="il_fi" src="http://www.sondizi.com/images/muhtesem-yuzyil.jpeg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="400" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;Muhteşem Yüzyıl'ın birbirinden heyecanlı ve güzel bölümleri, Moskof Cariye Hürrem derken kendimi&amp;nbsp;Osmanlı ve bilhassa Hürrem rüzgarına kaptırdım. Harem hakkında araştırmalar yapıyorum. NTV Tarih'in bu ayki sayısı Muhteşem Yüzyıl dosyası ve Harem eki oldukça doyurucu. Tavsiye ederim ilgilenenlere.&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;Demet Altınyeleklioğlu'nun Osmanlı Hanedanı Serisi'nin ikinci kitabı "Cariye'nin Kızı Mihrimah"ı okuyorum şimdide. En yakın zamanda yorumlarımı paylaşacağım. &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7728173272640596298?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7728173272640596298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7728173272640596298&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7728173272640596298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7728173272640596298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/02/moskof-cariye-hurrem-demet.html' title='Moskof Cariye Hürrem - DEMET ALTINYELEKLİOĞLU'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TVA40XsXYmI/AAAAAAAAAds/HD0nHwBPoLA/s72-c/Moskof-Cariye-Hurrem-Demet-Altinyeleklioglu__33096751_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-6229785539252028566</id><published>2011-01-26T13:19:00.000+02:00</published><updated>2011-01-26T13:19:44.425+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Araf'/><title type='text'>Araf - ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TT_-jsbk_RI/AAAAAAAAAdk/R10vA-4PWdo/s1600/ARAF-quot-ELIF-SAFAK-quot__33046167_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TT_-jsbk_RI/AAAAAAAAAdk/R10vA-4PWdo/s320/ARAF-quot-ELIF-SAFAK-quot__33046167_0.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Son. Kitap bitiyor. Araf... İçimdeki hüzün kitaptakiyle el ele tutuşup şen şakrak eğlenirken, ben tam anlamıyla boşluğa düşüyorum, yalnızlığa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"El-farah seb'ate eyyâm vel huzn tûlül ömr'..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Sevinç yedi gün sürer, hüzün bir ömür boyu...)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araf'ın bel kemiğini Mesnevi'den bir bölüm oluşturuyor. Her şeyden önce bu hikayeyi anlatmam gerektiğini düşünüyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraber uçtuğunu, beraber yemlediğini gördüm. Şaşırdım - kaldım; derken aralarındaki birlik nedir, onu bulayım diye hâllerine dikkat ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şaşkın bir halde yaklaştım. Baktım, gördüm ki ikisi de topaldı."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte&amp;nbsp;tam da buradan&amp;nbsp;yola çıkan roman, farklı kültürlerden gelmiş, mayasında "bambaşkalıklar unu" bulunan, ama ikisinde de bulunan "isimlere karşı hassasiyet, kendini terk ediş, ait olamayış, kalabalıklar içinde yalnızlık" sayesinde birbirlerine &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;şık olan Ömer ve Gail'in hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yesi etrafında gelişiyor. Ana hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yeyi bütüne erdiren asıl onlar değil tabii ki. Ömer'in ev arkadaşı, Amerika'nın şarkiyatçılığını protesto eden, milliyetçi Faslı Abed; Ömer'in bir diğer ev arkadaşı İspanyol - dini bütün Hristiyan Piyu; Piyu'nun sevgilisi, anoreksik aşçı Allegre: rengarenk kısacık saçlarıyla; lezbiyen-feminist Debra Ellen Thompson romanı oldukça etkileyen karakterlerden bazıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın ilk bölümünde Ömer'in içkiye yeniden başladığını, Gail'le evli olduğunu, Abed'in bu hallerin hiçbirini tavsiye etmediğini görüyoruz. Hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;ye böylece bizi bambaşka bir yerinden başlatıp, en başa "sonradan" getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araf'taki "isim meselesi" daha kitabın başında hemen ortaya çıkıyor. Ömer Özsipahioğlu'nun Amerika'ya gidişiyle Omar Ozsıpahıoglu'na dönüşümüyle&amp;nbsp;konunun ilk izlenimlerini görüyoruz. Bambaşka memleketlerin insanı bambaşka kılıklara sokmasıyla. Adının harflerini kaybeden Ömer'den sonra, Gail'in adının gerçek olmadığını, asıl adının "gebe Asur-Babil tanrıçası" anlamına gelen Zarpandit olduğunu öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından sıra "Karga" bölümüne geliyor. Gail'i ayrıntılı bir şekilde inceleme şansına sahibiz bu bölümde. Sosyofobisi olduğu, çikolata ve muzdan başka bir şey yemediğini fark ediyoruz. Devam eden sayfalarda Debra Ellen Thompson'la tanışan simsiyah saçlı (karga betimlemesi burdan geliyor) Zarpandit'in feminizm hareketlerine katılışına, arkadaşlarının zoruyla psikologa gidişine ve her şeyi değiştiren "o an"a tanık oluyoruz. Bir gazeteye kendini&amp;nbsp;Gail olarak tanıtıp, bizde "Güzin Abla" köşelerine tekabül eden bir bölümde iki farklı kişilikle yazı yazmaya başlamasıyla kimlik bölünmeleri adeta çığırından çıkıyor. Aynı zamanda sosyofobisinin üstesinden gelip, kendine güvenen bir insan olup çıkıveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gail'in kopkoyu, kıvırcık ve gür saçlarının arasına kaşık takması da kişiliğini yansıtıyor. Tanrı'nın alfabe çorbasının içindeki kaşığını simgeleyen metaforu oluşturan Gail, isimleri değiştirmenin önemini unutmamak için gür saçlarının içine bundan sonra bir kaşık yerleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karga bölümünde aynı zamanda Debra hakkında da ayrıntılı bir biçimde bilgi sahibi oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sıradaki "Leylek" bölümü önceleri sadece Ömer'in üzerinde yürümesine rağmen, roman asıl ivmesini bu bölümde kazanıyor. Leylek bacaklı Ömer'in (Leylak benzetmesinin kaynağı) Amerika'da yaşadığı uyum problemleri, zamanı normal ölçülerle değil şarkı süreleriyle ölçmesi karşılıyoruz bizi ilk olarak. Bu bakımdan kitap, bu andan itibaren adeta bir müzik çalara dönüşüyor. Ömer artık her duruma uygun bir şarkı çıkartıveriyor koleksiyonundan. Romanın en ilgi çekici kısımlarından biri de bu kanaatimce. Ardından ev arkadaşları Piyu ve Abed'le karşılaşan Ömer'in hayatının en önemli dönemeçlerinden birinde olduğunu fark ediyoruz. Yepyeni insanlarla tanışıyor Ömer. En önemlilerinden biri de Piyu'nun sevgilisi Allegre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allegre bambaşka bir kişilik. Adı "neşe" anlamına gelen hüzünlü karakter yeme bozukluğuna sahip. Her yediğini kusma döngüsü bana Mahrem'deki oldukça şişman bayanı hatırlattı. Aynı zamanda başarılı bir aşçı olan Allegre bu sayede karşılaşıyor Gail'le, böylece Ömer'in hayatındaki en büyük değişim için kapıyı aralayıveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allegra gibi Abed de çok başarılı anlatılan bir karakter. Popüler kültüre, moderniteye, Amerikan Rüyası'na karşı Abed, gelgitler geçiren Ömer'in yanında gayet güçlü bir karakter portresi çiziyor. Oğlu Abed'i ziyarete gelen Zehra ve Zehra'nın yaşadığı trajikomik olaylar da romanın hamurunun olmazsa olmaz içeriği bence. Benim Elif Şafak Hanımları portfolyoma giren Zehra, anlayacağınız favori karakterim. Müslüman hoşgörüsünü de&amp;nbsp;gençlere&amp;nbsp;güzel bir dersle anlatan Zehra'nın laf aralarına serpiştirdiği özlü sözleri ise eşsiz. Yazımın başında verdiğim&amp;nbsp;söz ve sıradaki sözler de ona ait:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hıf min benî âdem es-sâkit. (Sük&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;û&lt;/span&gt;t eden &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;dem oğlundan kork)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Lâ tetezevvec bi imraetin aynüha zorka' velev kânet temlükü sandûkan melîyen bizzeheb. (Bir sandık altını da olsa sakın mavi gözlü kadınla evlenme.)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Arkadaşın bal bile olsa hepsini yeme.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Taşların seni tanıdığı memleket, insanların seni tanıdığı memleketten iyidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Gecenin içinde fenerle yürümek, bulutlu günden iyidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yakındaki arkadaşın uzaktaki kardeşinden iyidir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Dipnot olarak Zehra'nın Boston'daki kurban kesme macerasını okumanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın sonunu İstanbul'a layık gören Elif Şafak, İstanbul'u öyle güzel anlatıyor ki! Bir gün İstanbul'a gitmek nasip olursa Elif Şafak'ın kaleminin etkisi büyük olacak eminim. Her taşın altında bir hik&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;yenin saklı olduğunu büyüleyici bir anlatımla birleştiriyor Elif Şafak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çikolata, kapaktan da anlaşılacağı gibi kitapta büyük önem arz ediyor. Gail'in baş yiyeceği çikolata, Tedirgin Ruh Çikolata Dükk&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;nı'n açılmasıyla daha da önem kazanıyor. Aklıma Elif Şafak'ın kitaplarını yazdığı pastaneleri getiren bu yer, her şekilde çikolata yapıyor. Elif Şafak'ın o leziz anlatımı sayesinde kitap boyu çikolata yedim durdum. Kağıtlarını da sayfaların arasına bıraktım, bir daha sayfalara baktığımda tatlı anılarla karşılaşmak umuduyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerli yerinde karakter tasvirleri ve başarılı olay örgüsüne sahip olan Araf, Elif Şafak külliyatında bambaşka bir yer ediniyor kendine. Araf aynı zamanda gündelik konuşmaya dayalı bir anlatıma sahip. İngilizce olarak yazılan ve ardından Türkçeye Elif Şafak ve Aslı Biçen tarafından çevrilen kitap her dile de sevdalı adeta. Araf, La Tia Piedad'la (Allegre'nin büyükannesi)&amp;nbsp; İspanyolcaya, Zehra'yla Arapça'ya, birçok karakterle de İngilizceye yelken açıyor. Elif Şafak tüm bu dillerin kitabın konusundan beslendiğini söylüyor, belirtmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araf aynı zamanda farklı dillere de çevrilmiş. Hoş kapak tasarımlarına sahip bu kitaplardan birkaç örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;img height="320" id="il_fi" src="http://www.magazinultau.ro/images/produse/carti/Sfintul-nebuniilor-incipiente-85733.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="207" /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;img height="350" id="il_fi" src="http://www.elifshafak.com/images/kitap/big/the_saint_of_incipient.png" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="200" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Başkalıkların, yalnızlığın, ötekinin, evinde yabancı olmanın kitabı&amp;nbsp;Araf. Hüzünlü&amp;nbsp;sonuyla sizi boşluğa düşürüyor.&amp;nbsp;Ve düşünmeye davet ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Okumanız ve düşünmeniz dileğiyle...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Elif Şafak ve&amp;nbsp;DK'ya teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Çikolata tadında edebiyatla kalın...&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-6229785539252028566?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/6229785539252028566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=6229785539252028566&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6229785539252028566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/6229785539252028566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/01/araf-elif-safak.html' title='Araf - ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TT_-jsbk_RI/AAAAAAAAAdk/R10vA-4PWdo/s72-c/ARAF-quot-ELIF-SAFAK-quot__33046167_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4415066249215655763</id><published>2011-01-21T22:05:00.003+02:00</published><updated>2011-01-22T12:16:15.853+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Yüreğimdeki İlk Mürekkep Damlaları...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TTnm75UoZoI/AAAAAAAAAdg/Nz2ee6FWrCA/s1600/letter-writing.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" s5="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TTnm75UoZoI/AAAAAAAAAdg/Nz2ee6FWrCA/s320/letter-writing.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gözümün önünde beliriveriyor aniden. Çekip çıkarıyor beni içinde bulunduğum kaotik ruh halinden. Silkeliyor beni adamakıllı, gerçeği usulca takdim ediyor avuçlarımın içine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrek saçlarından, insanı girift çıkmazlara sürükleyen gözlerinden, ön dişinin yokluğunu cümle &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;â&lt;/span&gt;leme ispat etmek istercesine gülümsediği ağzından tanıyorum onu. Durumun vahametini küçük yüreciği kaldıramamış durumdaydı onu ilk gördüğümde. Gülümsemeyle hüznün harmanlanarak oluşturduğu ifadesiydi beni kalbimden yakalayan. Adını bilmiyorum. Kim olduğu hakkında ufacık bir bilgi kırıntısı var, o da yalnızca şundan ibaret: Haitili çocuk o. Hayat seyrüseferime kilometrelerce uzaklıktan ayar çeken afacan çocuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir yıl geçmiş görüşmeyeli. Tam bir yıl önce olmuş Haiti depremi.&amp;nbsp;Senin hayatın için önemli bir yol ayrımıydı o gün. Sayende benimki için de öyle olmuştu. Sen o gün gelecek kaygısı yaşıyordun. Çaresizlik içinde ufak bir bakış fırlatmıştın gördüğün kameraya. Anlam veremiyordun hiçbir şeye, ne yaşadıklarına ne de gördüğün herhangi bir duruma. Neden çektiklerini anlayamamıştın. Daha sonra olanları tahmin bile edemezdin. Hayatında belki de hiçbir zaman göremeyeceğin ülkelerde fotoğrafların gazete manşetlerini kaplayacak, adını sanının bilmediğin onca insan sen ve ailen için yardım toplamaya çalışacaktı. Peki ya, tahmin edebilir miydin dünyanın bir köşesinde herhangi bir insanı yazmaya teşvik edeceğini. Eline kalem alıp, bir daha bırakmayacağına söz vermesini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin için yazdım ben ilk başta. Sayende tutabildim kalemi ilk defa. Mürekkep hokkasına elimi uzatabildim. Sesin olabilmek istedim, yanında olduğumu bil diye. Kelimeperest oldum ardından yazdım, yazdım ve yazdım. Arzuhalci olarak gördüm hep kendimi, yaşamın arzuhalcisi... Çoğu kez tökezlediysem de yılmadım, senin verdiğin güçle adımlar atmaya devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdım, çünkü şaşkındım. Kendimi ifade etmek zorundaydım. Suyun altında son dakikalarımı yaşıyordum adeta, boğulmak an meselesiydi. Yüreğim sızlıyordu, işe yaramazın tekiydim sanki, amaçsızca sağa sola yalpalayan bir avare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdım, çünkü zincirlerimi kırmalıydım, hep bağlı olduğum önyargıları yıkmalıydım. Nefs-i gökdelen olmamalıydım, zira yazmak hoşgörünün limanına demir atmak demekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmalıydım, çünkü yolumu kaybetmiştim. Benliğime çıktığım keşifte yanlış limanlara sürüklenmiştim. Geleceğimin yol haritasını çıkarmalıydım bir şekilde. Belki o an bunu algılayamamıştım ama sonraları farkına vardım ki o harita bir parçam olmuştu. Yazmak benim için ihtiyaçtı artık, pusulamdı, rotamdı, yelkenlimdi, denizimdi, limanımdı, dünyamdı. Yazmak "ben"di. Kişiliğimdi, nefesimdi, kalp atışımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplar hep dost oldu seyahatimde. Onlarla yazabildi bu biçare, onlarla çizebildi yol haritasını. Hayatımın yazarıyla tanıştım en önemlisi. Elif Şafak'la. Hiçbir yerde tatmadığım edebiyat zevkini buldum onda. Kelimelerin şekerpare lezzetindeki büyüleyiciliği onunla yerleştiği benliğime. Kişiliğine de hayran kaldım, örnek aldım, okudum, okudum ve okudum. Günün birinde onun gibi bir yazar olabilmeyi istedim hep. Yüreğimin mürekkebini onun felsefesiyle doldurdum usulca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler geçti, hep yazdım, hep okudum. Düşündüm, yargıladım, şaşırdım, hayallere daldım, hüzünlendim, parçalandım, kahkahalar attım, durgunlaştım. Duygularımın sarkacı ilk defa bu kadar hareketli günler yaşıyordu. O gün bugündür yazıyorum hala. Daha hamım, pişmek için çok çaba sarf etsem de daha çok zaman var. Yazacağım onca yazı, okuyacağım onca kitap, göreceğim o kadar yer, tanıyacağım o kadar insan var ki... Geriye dönüp bakıyorum da iyi ki yazmışım, yazabilmişim. Hayatın anlamını iyi ki de yazmakta bulmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana bir teşekkür bu. Senin için yazdığım bir yazı. Biliyorum ki sen yazdıklarımı okuyamasanda yüreğinde hissedeceksin her bir kelimeyi. Senle ben yüreklerimiz vasıtasıyla bağlar kurduk çünkü. Hayat harcımın en önemli malzemesini karıştırmama yardımcı olurken oldu tüm bunlar. Bu yüzden birlikteyiz seninle, bu yüzden kelamımı rahatça iletebiliyorum o minicik yüreğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haitili Çocuk! Sana olan teşekkürümü hakkıyla kaleme alabildiysem ne mutlu bana ! Hep yanımdasın, zihnimde, fikrimde. Lütfen hep burada kal, kal ki mürekkebim hiç bitmesin. Yaşadığımı yazarak hissedebileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuz anlarında kalbine bakman yeter, çünkü ben oradayım. Kalbine bak çaresiz zamanlarında çünkü ben hep öyle yapıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div _msthash="393783" lang="ht"&gt;Timoun Ayisyen an mèsi!*&lt;/div&gt;&lt;div _msthash="393783" lang="ht"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div _msthash="393783" lang="ht"&gt;(*Haiti Creole dilinde : "Teşekkürler Haitili Çocuk!")&lt;/div&gt;&lt;div _msthash="393783" lang="ht"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div _msthash="393783" lang="ht"&gt;Kubilay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4415066249215655763?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4415066249215655763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4415066249215655763&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4415066249215655763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4415066249215655763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2011/01/yuregimdeki-ilk-murekkep-damlalar.html' title='Yüreğimdeki İlk Mürekkep Damlaları...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TTnm75UoZoI/AAAAAAAAAdg/Nz2ee6FWrCA/s72-c/letter-writing.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-534123649639156405</id><published>2010-12-28T19:47:00.000+02:00</published><updated>2010-12-28T19:47:30.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ağrı&apos;nın Derinliği'/><title type='text'>Ağrı'nın Derinliği - ECE TEMELKURAN</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRoiS0smZMI/AAAAAAAAAdE/MCwjJ_nEA3E/s1600/2238-Agrinin-Derinligi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRoiS0smZMI/AAAAAAAAAdE/MCwjJ_nEA3E/s320/2238-Agrinin-Derinligi.jpg" width="219" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Kadifeden kesesi kahveden gelir sesi&lt;br /&gt;Oturmuş kumar oynar&lt;br /&gt;Ah ciğerimin, ah ciğerimin köşesi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Candan Erçetin'in "kadife" gibi sesinden dinliyorum bu türküyü, dinlerken de düşünüyorum. Aynı türkünün aynı yerinde aynı "Ah!"ı çeken, aynı "şinanay"ı söyleyen bir halk nasıl bu hale geldi? Peki tekrar bir yolu var mı birlikte olmanın? Beraberce hüzünlenip, beraberce gülümseyebilmenin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Ece Temelkuran'ın kitabı böyle düşünmeme sebep olan. Hiç düşünmediğim kadar düşündüren. Sorgulayan, sorgulatan. Ece'yle beraber çıktığımız yolculuk olarak görüyorum ben bu kitabı. Soru işaretleriyle yola çıktığımız yolculukta sayfalarla birlikte bir rüzgar esiyor sanki, bizi oradan oraya sürükleyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valizlerimizi toplayıp yola çıkıyoruz Ece'yle. Erivan'a. Toyuz daha, yavaş yavaş alışmaya çalışıyoruz yolculuğa. Merakla bakıyoruz etrafa. Olan bitene. Bitmeyene. Kendilerini Ağrı'ya ait hisseden insanları görüyoruz evvela. Yeryüzüne dağıldıkları nokta olduklarına inandıkları o dağ orada kaldkça kendilerininde yeryüzünde duracağına inanarak yaşayan bir halk. Ve ilk yürek burukluğunu şu cümleyi duyunca yaşıyorum: "Bi' görebilseniz, çok güzel görünür burdan Ararat."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygularıyla yaşayan insanlar. Hayata duygularıyla, hikayeleriyle tutunan insanlar. Yaşlılar, yetişkinler, gençler, çocuklar. Düşünüyoruz Ece'yle beraber. Hepimize, bütün dünya çocuklarına, nereye, hangi acıya ait olduklarına dair bir hikaye öğretildiği gerçeğini. Yolculuğun sonunda karşılaştığımız Babian'ın dedikleri geliyor aklıma: "Öğrenmezlerse kaybolurlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="240" id="il_fi" src="http://www.bahri.info/wp-content/uploads/2010/08/agri_dagi.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ağrı bize kendini gösterdi mi göstermedi? Bilemiyoruz. "Öteki"ne yolculuğumuzun ta en başından dalıp gidiyoruz.&amp;nbsp; Merak ediyoruz, soruyoruz. "Soykırım" meselesi canınızı sıkmıyor mu? Bir insan ömür boyu bu acıyla yaşayabilir mi? Hiç mi bıkmıyorsunuz diyoruz, ağır gelmiyor mu her gün hüzün? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;Sahi çocuklar ne zaman duyuyor bu hikayeyi? Daha doğrusu kendi hikayelerimizi nasıl öğreniriz? Bu an hep sır olarak kalıyor belki. Düşünün bir bakalım? Bazen neden yaptığınızı bilmediğiniz şeyler oldu mu hiç? Çocukken duyduğunuz hikayenin bıraktığı iz. Ece'nin aklına bir tekerleme geliyor. Saçma sözlere sahip, uydurma bir tekerleme. Ne zaman öğrendiğini hatırlayamıyor, yıllar sonra gün ışığına çıkan şişenin içindeki bir mesajı kimin gönderdiğini bilememek gibi, aynen. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Duymuşşunuzdur. "Şu binayı Rumlar yaptı, ah nerde o günler? Şimdiki evler dip dibe, estetikten yoksun, çarpık" dendiğini. "Yunanı denize dökdüğümüzü"de. Peki neden Ermenilerle ilgili bir bilgi kırıntısı bile yok bizde, gönlümüzde? Ece, doğduğu yer İzmir'de Ermeni mahallesi olduğunu öğrendiğinde afallıyor biraz. "Nerenin Rum mahallesi olduğunu ezbere sayabilirim ama... Nasıl oldu da hiç duymadım ben?" Şaşırıyor, şaşırıyoruz. Bir zamanlar iç içe yaşadığımız insanlardan bu kadar uzak olabilmeyi anlayamıyoruz. Coğrafyada öğrendiğimiz bir bilgi geliyor aklıma. Kıtaların kayma teorisi. Hani şu "çoooook eskiden" kıtaların tek bir kıta olup ardından ayrıldığı... Bin yıllar, milyon yıllar sürmüştü kıtaların birbirinden ayrılması için. Biz nasıl bu kadar çabuk unuttuk birbirimizi. Ece şöyle diyor: "Hatırlamak, bir çeşit unutmaktır aslında. İstediğin bilgiyi gün yüzüne çıkarıp, istediğini yerin dibine geçirmek. Anlaşılmaz bir duygu." &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Ece anlatıyor, ben dinliyorum. Yazı dizisini yayınladığı zaman aldığı tepkileri anlatıyor. "Sen nasıl Ermenileri sevimli gösterirsin, nasıl oraya gidip bir de yazmaya cüret edersin?" diyenlerle karşılaşmış.&amp;nbsp;İnsanlar onları neden iyi gösterdiğini sormuşlar ona, neden kötü şeyler yazmadıklarını... Ece şaşırmış, nedense anlayamamış. Gazetecilik hayatı boyunca "sakıncalı" addedilen konuları ele alırken hiç böyle şeyler yaşamamış. Tepkiler eskiden ya hakaretmiş, ya tehdit. Ama bu öyle değildi diyor. Farklıydı, insanlar dinlemek istemiyordu sadece. Tozlu bir sandığı açmıştı sanki ve ortalığı yeni temizleyen annesi ona kızacaktı. Tam olarak böyle olmuştu. Dinlemek, zor işti arkadaş. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Paris'e gidiyoruz ardından. Aklımıza fikirleri de sürükleyerek. Ece bana kadim bir sırrı söylüyor, aslında hep yanıbaşımızda olan görmediğimiz bir sırrı: Söz söylemek, insanlığın yüreğine bir kürekle dalıp pası, pusu kaldırmak, bulanıklık yerine berrak hakikatleri koymaktır.Ve gezi boyunca aklımızdan çıkmayacak bir şey fısıldıyor kulağıma: "Aslında konuşanlar biz değiliz, hayaletlerimiz. Geçmişteki hayaletlerimiz. Ninelerimizi, dedelerimizi oradan oraya sürüklüyoruz. Kimimiz masumiyetini kanıtlamak için, kimimiz mazlumiyetini. Rahatsız ediyoruz onları. Diyalog kurmak bize düşerken kemiklerini sızlatıyoruz yaşlı insanların adeta." &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Paris'te bizi şaşkınlık bekliyor. Türklerden korkan insanlarla karşılaşıyoruz. "Öcü Top Ten"inde birinci sırada olmanın tuhaf hissini yaşıyoruz. Tanımlayamıyoruz bu hissi. Fransa'da kabul edilen yasayı konuşuyoruz "bizden korkmayanlarla"... Kimisi çok memnun, kimisi saçma buluyor. Ece'yi izliyorum. Usta bir gazeteci Ece. Onlarda bunu biliyor, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Bir Türk +&amp;nbsp; Bir Gazeteciye mesafeli davranıyor hepsi. Hırçınlıkla başlıyorlar konuşmalara. Ece dinliyor onları, sessiz, sakin... Dinlenmenin keyifli tadına varıyor çoğu kalbinin derinliklerini açıveriyor. Ortalığa birkaç Türkçe kelime, Anadolu'ya hasret taşıveriyor aniden. Gözler buğulanıyor. Bazıları hiç görmedikleri o eski evlerine hasretle bakıyorlar. En usta konuşmacılardan Deveciyan bile, duygulanıveriyor aniden. Maskesini kısa bir süreliğinede olsa düşürüveriyor. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Düşünüyoruz. Nasıl olurda insan hiç görmediği bir yere bağlanabilir? Yıllar öncenin acısı hala kordur yüreklerinde? Ece, her çocuğun anne-babasını kurtarmak istediğini söylüyor bana. Kendisinin de yaşadığı bu olayla onları anlamaya yakın. Darbe yıllarında anne-babasının ona hiçbir şey anlatmadığı halde, annesinin gözündeki yaş ileride yapacağı "kurtarma operasyonlarının" baş nedeni oluveriyor aniden. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Ece'yle beraber Marten'in yanına gidiyoruz. Ne söyleyeciğini bilemiyor. Söylüyor, vazgeçiyor.&amp;nbsp;Boşveriyor o, şarkısını söylüyor. Ece oynamaya kalkıyor ve hep beraber anlıyoruz ki aynı şarkının aynı notasında şinanay diyenleriz biz. Hakikatin kilimini ancak biz dokuyabiliriz. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Daha niceleriyle konuşuyoruz Paris'te, neler öğreniyoruz... Ece'nin not defterinde yazanlar&amp;nbsp; Paris'ten ayrılırken aklımızdan geçenlerin yansıması: &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="259" id="il_fi" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/ece05698e8505698e86by.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Kim bilir belki de siz, tıpkı benim Paris'e gitmeden önce söylediğim gibi "Bu konunun bizimle ne ilgisi var? Niye bir şey hissetmeliyiz ki?" diyorsunuzdur. Doğru aslında, geçmişte, birtakım iktidarların yapmış olduğu bir kötülük niye bana bir şey hissettirsin ki? Ama düşünelim biraz, düşünmeye cesaret edelim. Şimdi bugün Hutular Afrika'da Tutsileri kesse ne fena oluyor içimiz. Nazi toplama kamplarını gösteren filmleri izlesek şimdi, bazen izleyemeyecek kadar fena oluyoruz. Çeçenya'da, acısından karanlığa bürünmüş&amp;nbsp; dul kadınlar kocalarının intikamını almaya yemin ederken donuyor kanımız. Filistin'de acıdan yol yol olmuş yüzleriyle çocuklar taşları fırlattığında, Irak'ta kadınlar yıkılmış evlerinin önünde buz keserken, Lübnan'da bombaların altında beklerken çocuklar... Hepsine bir şey hissediyoruz da bu konuda neden bir şey hissetmiyoruz? Tuhaf değil mi? Birileri bize uzaklardan diyor ki: "Bizim anneannelerimiz, dedelerimiz yok oldu bu topraklarda." Hep "suç" bizden uzaklaşşın diye mi dinlemiyoruz onları? Şimdi bir arpa boyu yol kat etsek, bu toprağın hayaletleri az gidecek uz gidecek, belki de hiç beklemediğimiz kadar çabuk dinecek öfkeleri. Biz ve onlar hayaletlerin&amp;nbsp; çocukları olmaktan kurtulacağız o zaman. O zaman&amp;nbsp;ölüler değil, yaşayanlar konuşacal. Ölüm susacak, yaşamın sesi duyulacak."&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Sonra... Hrant ölüyor.&amp;nbsp;"Ezuuuu!" diye bir ses yankılanıyor etrafta. Bir imdat çağrısı. Ece&amp;nbsp;üzgün. Ben o güne kadar hiç düşünmediğim bu meseleyle bir kez daha karşılaşıyorum. Ölüm. Ne kadar acı, ne kadar yıkıcı. Hrant Dink hakkında konuşulanları hatırlıyorum. Belki hayatında bir kere bile okumamış herhangi bir yazısını, yorumunu. Basıyor ama yaygarayı : "Birinden daha kurtulduk." Sadece barış isteyen bir insanı görüyorum Ece'nin anlattıklarında. İyi bir dostu görüyorum. Barış isteyen birini görüyorum gözlerinde. Ece üzgün, ben üzgün. Bugüne kadar duyarsız kalabilmeme şaşıyorum. Üzülüyorum. Farklı bir duygu bu. Kelimelerle anlatmakta zorlanıyorum. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Ece çok yorgun. Sıra Amerika'da, Los Angeles ve Boston'da.Şaşkınlıklarımıza şaşkınlıklar ekliyoruz. Barışın kaç lira edeceğini hesaplayanlarla karşılaşıyoruz. Ermenilerin diasporada bile ayrılıklar yaşadığını görüyoruz. Kimi sert olabildiğince, kimi daha sakince. Kırık ve kendi deyimleriyle "kaba" Türkçeleriyle konuştuklarında bambaşka bir duygu hissediyoruz. Uzaklarda evinden bir parçayı görmek gibi bir şey. Bir başkası Ece'nin Türkçe'sini yadırgıyor.&amp;nbsp; "Sen Avrupalı gibi konuşuyorsun" diyorlar.Eceyle gülümsüyoruz. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Phil ve Ceren'le karşılaşıyoruz ardından. Türk-Ermeni diyalogunu sağlamaya çalışan iki genç. Yadırgamışlar ilk başta birbirlerini. Zor olmuş anlaşmak tüm grup için. Yavaştan başlamışlar konuşmaya. Suya sabuna dokunmayan konulardan. Çok şey yaşamışlar. Tanıyorlar birbirlerini artık. Ece bazen sadece dinlemenin bile yeterli olduğunu söylüyor Ermenilerle anlaşırken. Phil ise hakiki konuşmanın yerini hiçbir şeyin tutamayacağını. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Gezinin sonuna geliyoruz. Venice Beach'te Ece tüm geziyi sorguluyor adeta. Yaşadıklarımıza bakıyoruz.Tanıştığımız onca insana. Gittiğimiz onca yere. Bir olay oluyor o sırada. Büyüsü kaçmasın istiyorum ama. Anlatmayacağım o yüzden. Okursanız o anı tek başınıza yaşamanızı istiyorum çünkü. Bu büyülü anı bozmaya hakkım yok. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Ece'yle beraber çok şey kazanıyor bu geziden. "Öteki"nin yanına, "biz"im kalbimize bir yolculuk bu yaptığımız adeta. Evsiz olmanın ne demek olduğunu çok iyi anladığını söylüyor Ece. Ve daha nice şey... &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Ece de ben de artık mutlu olmak istiyoruz. Güzel günler geçirmeyi hep beraber. Belki toplumdaki o kadar gürültünün içinde yalnıza ufak bir sese dönüşse de bu ses, canı gönülden destekliyorum Ece'yi.&amp;nbsp;Ufak sesler&amp;nbsp;korosunun yapabileceğine güvendiğim için. Devam et Ece diyorum, ve de teşekkür ediyorum. Bana kazandırdığı yepyeni bakış açısı için. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Elif Şafak'ın sözleri geliyor aklıma. Sözlerimi onlarla bitirmek istiyorum: &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Hoşça bak zatına! Hoşça bak cümle kainata!"&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Kitap boyunca çektiği güzel fotoğraflarla "yolculuğa" renk katan Yurttaş'a da teşekkür edip huzurlarınızdan ayrılıyorum. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Edebiyatla kalın! &lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-534123649639156405?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/534123649639156405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=534123649639156405&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/534123649639156405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/534123649639156405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/12/agrnn-derinligi-ece-temelkuran.html' title='Ağrı&apos;nın Derinliği - ECE TEMELKURAN'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRoiS0smZMI/AAAAAAAAAdE/MCwjJ_nEA3E/s72-c/2238-Agrinin-Derinligi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4795356478625208477</id><published>2010-12-26T18:04:00.002+02:00</published><updated>2010-12-26T18:42:17.598+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Pürtelaş Zamanlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRdwVU_BcvI/AAAAAAAAAdA/dROPMzUxUwY/s1600/imagesCAPFSXXA.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRdwVU_BcvI/AAAAAAAAAdA/dROPMzUxUwY/s320/imagesCAPFSXXA.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İçimde bir telaş var. Zıp zıp zıplayan muzır bir çocuk kıvamındayım. Yılın en sevdiğim zamanında, pürtelaş zamanlardayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnim bayram yeri gibi adeta. Yılbaşı heyecanı benliğimi esir almış durumda. Evvelden beri yılbaşının benim için anlamı çok büyük. Kimilerince "popüler kültür" denilerek hor görülsede, yılbaşı kültürünün her bir elemanı benim için başlı başına birer mutluluk kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noel Baba! Benim için "çocukluk" demek. Asla kopamadığım yarım, hatta bütünüm :) Çocukluktan vazgeçemeyen biri olarak, Noel Baba benim için yılbaşını yılbaşı yapan en önemli unsurlardan. Her yılbaşı kartpostallardaki Noel Baba'ya bakarak; o an, onun yanında olabilmeyi dilerdim hep."Benim Noel Baba'm" Disney filmlerindeki çizgi karakterler olarak ete kemiğe bürünüyor zihnimde, benliğimde. Nedense "insan noel babalar" bana soğuk ve yapay geliyor. Animasyonlardaki Noel Baba figürü, yüreğimden hiç çıkmayan bir simge. Belki de çizgi filmlere bayılan bir çocuk olmamdan kaynaklanmıştır, bilemiyorum... Kartpostallerdeki karlar içinde Noel Baba benim vazgeçilmezim her yılbaşında. Fazla "Profesör Dumbledore" yüz hatları olmayan, tombiş Noel Baba'lar tercihim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRdX8yfYmII/AAAAAAAAAc8/B2HE7LcMwAc/s1600/www_harikasozler_net_-noel_baba.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRdX8yfYmII/AAAAAAAAAc8/B2HE7LcMwAc/s320/www_harikasozler_net_-noel_baba.jpg" width="246" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Yılbaşı ağaçları ve ağaç süslemelerini görmek beni yılbaşı havasına sokmaya yetiyor. ABD'deki Rockefeller Centre'daki kadar şaaşalı bir yılbaşı ağacımın olmasını istesemde daha mazbut bir yılbaşı ağacıyla yetiniyorum. Her yıl yılbaşından iki gün önce ışıklarını yakıp, yeni süslerle süsleyip, yanına oturup hayallere dalmak benim için bir ritüel haline geldi adeta. İlkokul ikinci sınıfa giderken canım anneanemin bana aldığı yılbaşı ağacım yıllardır yeni yılbaşı anılarıyla yüklenip kadim bir sembole dönüşme yolunda. Anneanneme öpücükler yolluyorum aynı zamanda, bana bu mutluluğu yaşattığı için. O gün bugündür ağacı aldığımız anı unutamam. Yılbaşı adetlerine "mesafeli" yaklaşan babamla beraber gitmiştik almaya. Anneannemin cebime sıkıştırdığı parayı sıkı sıkı tutarak gitmiştim markete. Babam ağacı alırken söylenmişti , "Hristiyan adeti bunlar!" nidaları arasında insanların onu yılbaşı ağacı alırken görmesini engellemek için oldukça hızlı davranıyordu. Bense özenle yılbaşı süsleri seçmekle meşguldüm. Rengarenk yılbaşı süsleri arasında kaybolmuştum , seçmek gerçekten zordu. İlerleyen dakikalarda babam daha ılımlı yaklaşmıştı olaya neyse ki... Her yıl bu zamanlar, bu anının tadı damağımda yuvarlanan bir akide şekeri gibi huzur yayar ruhuma. Yılbaşı ağacımın altına uzandım mı birde değme keyfime :) &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fa/Happy_new_year_06463.jpg"&gt;&lt;img alt="Dosya:Happy new year 06463.jpg" height="300" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/fa/Happy_new_year_06463.jpg/800px-Happy_new_year_06463.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gözümün önünde birden koca fiyonklu hediye paketleri geliyor. Her ne kadar şu ana kadar kimsenin birbirine koca fiyonklu paketlerle hediye verdiğini görmesemde, hediye kelimesinin serkeşliği belleğime böyle yansımış anlaşılan. Sınıfta yapılan yılbaşı çekilişlerinde verilen hediyelerle hiç aram olmadı ayrıca. Bu yıl değişmesini umuyorum, şans dileyin lütfen! Ama aile içinde verilen hediyeler her yıl süper olur :) Kitap tutkuma bilen herkes yepyeni kitaplar alır bana. Çoğu zaman bana danışarak alınır, sürprizi kalmaz ama olsun. Önemli olan sevdiğim kitaplarla buluşabilmek. Bu yıl Demet Altınyeleklioğlu'nun Osmanlı Hanedanı serisine başlamayı düşünüyorum, yaptığım kulislerde hediyeler bu yönde olacağa benziyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="350" id="il_fi" src="http://1.bp.blogspot.com/_BUuYtRRkFIQ/TQI2MQmVJ_I/AAAAAAAAAc8/WRvkOptJv_A/s400/hediye.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="350" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yılbaşının geleneksel yemeği bizim evde "tavuk dolması" dır. Annemin yaptığı leziz tavuk dolmasının iç pilavını hiç bir şeyle değişmem. Kestaneli, kuru üzümlü, tarçınlı güzelim iç pilav yılbaşının tadı tuzudur, olmazsa olmaz. Yemeğin yanında onlarca meze, salata, aperatif, ara sıcak say say bitmez. Devamında poğaçalar, börekler, her türlü abur cubur, cipsler, çikolatalar, kolalar, çerezler, aklınıza gelebilecek sağlıksız her şey anlayacağınız :) Kalori bombardımanı yaşanır her yıl bizim evde. Kendimi masallardaki şekerleme eve yada Charlie'nin Çikolata Fabrikası filmine düşmüş hissederim 31 Aralık'ta.Son yıllarda yaşadığım acı bir tecrübeden sonra daha temkinli yemeye başladım o ayrı. Az kalsın hastaneyi boyluyordum, mide fesadından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="212" id="il_fi" src="http://karmahaskickedmyass.files.wordpress.com/2009/12/new-year-table.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Şarkılı, müzikli programlar izleriz hep. Yılın tüm yorgunluğunu atıp, umutla başlayabilmek için. ﻿Tombala oynarız hep. Bol mızmızlanmalı :) En çok da ben mızmızlanırım. Gözümü hırs bürümüş gibi. Dans ederiz bol bol. Yerimizde duramayız. Şarkılara eşlik ederiz. "O kanalda ne var, ya şuna da bi bakalım" diye diye bol zappingli bir gece geçiririz. Geçmiş yılbaşı anılarımızı hatırlarız. Gün içinde yaşadıklarımızı. Mutlaka kardeşimle günün anlam ve önemine uygun bir Disney yapımı izleriz. Her yıl "yeni yıla nasıl girersen, öyle devam eder" geyiği yaparız. 10'dan geriye sayıp , sarılırız birbirimize. Umutla açarız gözümü yepyeni bir yıla...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Noel Baba'lı, yılbaşı ağaçlı, havaifişekli, bol şatafatlı sofralı, kızak çeken geyikli, Noel Baba'nın elfleriyle dolu,&amp;nbsp;eğlenceli ve şen şakrak yeni yıl kutlamaları diliyorum hepinize... Ama hepsinden daha önemlisi bol umutlu, bol neşeli; insanların birbirlerine saygı duyduğu, farklılıklara kulak verdiği; benliğinin tozlu odalarındaki önyargıları silip "öteki"ne kucak açabildiği; hiçbir ırkın, mezhebin ve önemlisi hiçbir insanlık değerinin aşağılanmadığı; hoşgörülü, demokrasi ve söz hakkı dolu bir yıl diliyorum. Hepimize, ülkemize... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Aynı zamanda bol kültürlü, bol kitaplı, çokça entellektüel bir yıl diliyorum hepimize. Kendim içinde ufacık bir dileğim var! Yeni yılın ilk günlerinde gerçekleşecek Adana Tüyap Kitap Fuarı'na Elif Şafak ve Ece Temelkuran'ın gelmesini diliyorum. Bakarsınız gerçek oluverir - lütfen, lütfen, lütfen ! - Geçen sene de olduğu gibi bu yılda edebiyatla kalmanızı canı gönülden isteyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Tüm dostların, ruhdaşların, edebiyatseverlerin, hikayeperestlerin yeni yılını kutluyorum. Yepyeni bir senede, yepyeni&amp;nbsp;yazılarla görüşmek üzere.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Ufak notlarım olacak sizlere:&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Kitap yorumları hazır, yeni yılda elimden geldiğince yeni yazılarla sizlerle buluşacağım. Bu yılki aksaklıklar nedeniyle hepinizden özür diliyorum, tekrardan.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Ağrı'nın Derinliği'ni okuyorum, yeni yılda güzel bir yorumla karşınızda olacak ilk yazı.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Elif Şafak'ın tadına doyum olmaz yeni yıl yazısı, okumak isteyenler için: &lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/585071-yeni-yil-yeni-haller"&gt;Buraya tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4795356478625208477?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4795356478625208477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4795356478625208477&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4795356478625208477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4795356478625208477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/12/purtelas-zamanlar.html' title='Pürtelaş Zamanlar'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TRdwVU_BcvI/AAAAAAAAAdA/dROPMzUxUwY/s72-c/imagesCAPFSXXA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7052463514389557706</id><published>2010-11-24T18:31:00.001+02:00</published><updated>2010-11-24T18:41:27.529+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Med-Cezir'/><title type='text'>Med-Cezir - ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="320" id="il_fi" src="http://www.focafoca.com/resimler_k/r_foca_1805201004.jpg" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" width="217" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;﻿Siz bir kitaba a-lış-tı-nız mı hiç? Her gün "yapılacaklar" listenize "o kitabı" okumayı eklediğiniz oldu mu? Med-Cezir kalbimde böyle bir yer seçti kendine, halet-i ruhiyemin baş köşesinde...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Med-Cezir, Elif Şafak'ın çeşitli dergi ve gazetelerde kaleme aldığı yazılardan oluşan bir deneme kitabı. Halihazırda da gazetelerde yazmaya devam eden Elif Şafak her yazısında&lt;strong&gt; ustalığını&lt;/strong&gt; gösteriyor. Bu ustalığın en nadide eserlerinden bir seçki karşımızda. Özenle seçilmiş "en iyileri". Ve sonuç : Harika bir kitap.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Elif Şafak'ın &lt;strong&gt;seçkiler&lt;/strong&gt;inden oluşan ilk kitap özelliğini taşıyan Med-Cezir ( Diğerleri: Kağıt Helva ve bu yazıyı yayınladığım gün kitapçıların raflarında yeni yeni boy gösteren ve almak için sabırsızlandığım Firarperest ) bitmesini hiç istemediğim bir kitap oldu. Okuduğum sürece benimle yaşadı sanki. Gündelik koşuşturmaca sırasında da yanımdaydı - güç veriyordu - gün bitip eve dönünce de yanı başımdaydı - yorgunluğumu unutturuyordu - . Bir dost, bir sırdaş olmuştuk. Dilediğim zaman sohbet edebileceğim kültürlü bir kelimebaz, akide şekeri tadında üslubuyla büyüleyip durdu beni anlaycağınız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Her biri farklı anlarda, &lt;strong&gt;farklı şehirlerde&lt;/strong&gt; yazılmış, binbir türlü konuda... İstanbul, Madrid, Michigan, Boston, Arizona hepsi farklı bir tat katmış denemelere, bir parça tarçın eklemiş aşure kıvamında yazılara. Elif Şafak'ın dünya görüşünü yansıtmışlar el ele verip. Doğu-Batı, cinsiyetçilik,ayrımcılık, aidiyet-göçebelik, tarih bilinci, inanç, mistizim belli başlı konular. Her bir yazı ele aldığı konuyu samimiyetle anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hikayelerin isimleri de özenle ve yerinde seçilmiş. Yaza Yaza Silmek Üzere'yle başlayan Elif Şafak, Eşiklere Basarsan Şayet ve Evham Hanım'la &lt;strong&gt;mükemmelliğin ne olduğunu &lt;/strong&gt;gözler önüne seriyor. Bahsettiğim yazıları gördüğüm tüm dostlarıma okudum. O kadar güzeller ki, paylaşmamak bencillik olur kanaatimce.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kökü Olmayan Ağaçlar başlığında Tuba Ağacı'nı anlatıyor. Kökleri havada Tuba Ağacı... Sevgili Ece Temelkuran kitaptaki tüm yazıları Tuba Ağacı'na benzetmiş. Elif Şafak'ın göçebe ruhunun yansıması yazıyla birlikte kuvvet kazanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Eylül'de Ayrılıyorum İstanbul'dan, İstanbul'u görme isteğini binlerce kez katmerliyor adeta...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Tüm yazılar öylesine güzel ki! Bahsedemediklerim adına üzülüyorum. Hepsi benim kıymetli evlatlarım gibi. "Kadın" Kelimesinin Sözlüklerden Silinme Önerisi onlardan biri. Hayatıma etki eden yazılardan biri oldu, kullandığım kelimelere daha da dikkat ediyorm. Yazarken benim için daha kolay bu durum ama konuşurken daha temkinli olmaya çalışıyorum, bu bağlamda bu yazı bana yardımcı oldu fazlasıyla. Sadece bahsedilenlerden değil, tüm incitici kelimeleri kullanmaya çalışıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Zerde'nin Safranı, Gümüş Mâzi, Küskün Kadınlar Şovenizmi başarılı gözlem gücüyle yazılmışlar. Hepsi &lt;strong&gt;"bizden" yazılar.&lt;/strong&gt; Yanıbaşımda vukû bulan ama&amp;nbsp;farkında olmadığım olaylara dair birbirinden farklı pencereler açtı ruhumda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Köprü 'deki "korkutma" tespitleri, toplum yapımıza öyle güzel ışık tutuyor ki. İşgal Altında Sanat Mümkün Mü Hala diyor Elif Şafak, hiç düşünmediğim bir konuyu düşündürüyor. Göçebenin Müziği ise yazarları sırf ideolojileri için okumamanın yanlış olduğunu bir daha anlatıyor... Kahkaha'nın Kefareti'ne ne demeli? Acı acı gülümsetiyor insanı, sonra da&lt;strong&gt; içimizdeki soytarıya&lt;/strong&gt; kahkaha attırmamızı nasihat ediyor. Kitabın Endişesi, Siyah Süt ve diğer yazılarında da bahsettiği kitap öncesi-sonrası yaşadığı ruh hallerini anlatıyor. Okuduğunuz kitapların arka pkanına göz atma imkanı buluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bir çok yazıda da yeni kitaplarla tanıştım. Okumam gereken bir sürü kitap. Anna Karenina ve Şehir Mektupları sadece içlerinden ikisi. Bu anlamda da bir rehber oldu bana.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Önce Yüzlerimizi Sileri Sevdiklerimizin ve Kahve Falı en başarılı yazılar. Dilleri öyle güzeli değindikleri konula öylesine önemli :&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Hurufi ki&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Harften mânâlar devşirir,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Hurufi ki,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Harfle ağlar harfle sevişir,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Hurufi ki, &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;İnsanın yüzünde harfler, harflerin yüzünde insancıklar bulur,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Hurufi ki,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Suret okur, surette kaybolur...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Peki neden Med-Cezir ? Med ve Cezir Arasında Bir Dem bunu da açıklıyor bizlere. Romanı başlama-bitirme ve arasında kalan süreci med-cezire benzetiyor Elif Şafak. Ruhunun Med-Cezir'ini yansıtıyor bizlere. Tüm yazdıklarını med-cezir hallerine borçlu olduğunun altını çiziyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;"Med-cezir kıymetli kelime bireysel sözlüğümde, kelimeden öte bir nevi kimyasal madde damarlarımda dolaşan, ben bilsem de bilmesem de. Zehirim de o panzehirim de. Bu kitaba med-cezir demem, bu isimle çağırmam işte bu sebepten."&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İşte tüm bu anlattıklarımdan sonra, diyeceğim şu: Med-Cezir bana çok şey kattı. Başucu kitabı oldu, olmaya devam edecek. Kitaplığımda &lt;strong&gt;beni bekleyen&lt;/strong&gt;, her fırsatta yanına koştuğum bir dostum olacak. Güzel kitap Med-Cezir. Güzide kitap...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Elif Şafak'ın romanlarının üzerine lezzetli bir sos olarak eşlik eden bir kitap Med-Cezir. Hem eşlikçi bir yandan, bir yandan da tüm bu &lt;strong&gt;eşliğin ta kendisi&lt;/strong&gt;. Elif Şafak hakkında çoğu bilgi de Med-Cezir'in içinde, kalbinde. Elif Şafak külliyatının temel taşlarından.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;"Sarkaç,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;bir ağulu salınım,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;asla bir bütüne tamamlanamayan,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;kendine kavuştuğunda dahi, bir öte Ben'e hasret kalan."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Defalarca okunmalı her yazı, sayfaların ve kelamın kokusunu içine çeke çeke, &lt;strong&gt;yüreğin derinliklerine..&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Elif Şafak ve DK'ya teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Edebiyatla kalın...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7052463514389557706?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7052463514389557706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7052463514389557706&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7052463514389557706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7052463514389557706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/11/med-cezir-elif-safak.html' title='Med-Cezir - ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7879292989230618583</id><published>2010-10-29T17:56:00.002+03:00</published><updated>2010-10-29T17:58:24.877+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Seyr-i Yağmur...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/0//52/568/52568328_48866076_1253344092_17605046_dozhd.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" nx="true" src="http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/0//52/568/52568328_48866076_1253344092_17605046_dozhd.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;﻿Yağmur yağıyor. Uzunca bir süre bizden esirgediği yüzünü pudralayıp dönmüş anlaşılan. Yine bir kırıklık var üstümde, papatya çayımı yudumlarken yağmuru izliyorum. İlkbahar rahiyaları içinde, sonbahar yağmuru olanca heybetiyle karşımda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Geçmişten gelen buruk bir ziyaretçi artık papatyalar. Varlıklarını sıcacık suyun içinde sürdürüyorlar şu sıralarda. Her ne kadar kokuları odamda hakimsede dışarıda öyle değil bu durum. Cinlerin meşveret yerine nazire pencereden bir adım sonra hakimiyet ıslanmış toprak kokusunun. Kırıklık münasebetiyle pencere kapalı. Bundandır ki şu papatya egemenliğini doyasıya yaşıyor. Islak toprak kokusunu özlüyorum, yağmurun kokusunu... Oldum olası hayranım ona. Bu sefer buluşamıyorum onunla pencereden endamını seyredip kokusunu hayal etmekle yetiniyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Camda yağmur damlaları... Bir garipler bugün, parçalanmışlar sanki. Üzgün ve yorgunlar. Anlaşılan majesteleri rüzgar bu yönde lütfetmiyor bugün. Yağmur damlalarının üzgünlüğüne benim kadar dertlenenlerin dışında, bir de olanca neşeleriyle karşılık verenler de var. Papatya çayının boğazımdan ılık ılık akarken yaptığı afacan tavırlar bunu gösteriyor. Her gün gördüğümüz o insanları hatırlıyorum, başkalarının mutsuzluğundan neşe devşirenleri...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="305" id="il_fi" src="http://going-well.com/wp/wp-content/uploads/2009/05/herbal_tea1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Pazarcıları görüyorum pencereden. Hepsi telaş içinde. Ekmek teknelerini en az hasarla kurtarmanın derdindeler her biri. Onların yerinde olduğumu düşünğyorum birden. Ne hayatlar var şu dünyada? Ne&amp;nbsp;maceralar, bitmek bilmez hikayeler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Papatya çayı bitiyor. Kokusu hala buralara hakim. Yakında gider diye düşünüyorum. Peki ya sonra? Koca bir hiç. Zıtlıklar olmasa böyle olurdu dünya herhalde. Tatsız, tutsuz, tek düze... Olmaması gereken gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yavaşlıyor yağmur biraz... Dinlenip güç toplamak için. Şimdilerde böyle olmuş. Görmeyeli huy değiştirmiş anlaşılan. Olsun, ben onu her haliyle seviyorum! Gerçek sevgi de bu galiba. Her haliyle sevebilmek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yemek kokuları, papatyanın gidişini fırsat bilip sarıyor etrafımı. Annem yine lezzetli yemekler hazırlıyor anlaşılan. Yağmur geliyor aklıma. Hazır buradayken pencereyi hafif aralamayı düşünüyorum. Ve de yapıyorum aklımdakini. Usulca aralayıp toprak kokusunu içime çekiyorum. Eski bir dostla hasret giderir gibi...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;*Cumhuriyet Bayramı'nız kutlu olsun...&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;img height="400" src="http://www.karpuz.com/ata/107ata.jpg" width="282" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sıcacık gülümsemenle hep aklımızdasın. Emanet ettiğin cumhuriyete sahip çıkmaya devam edeceğiz...&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7879292989230618583?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7879292989230618583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7879292989230618583&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7879292989230618583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7879292989230618583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/10/seyr-i-yagmur.html' title='Seyr-i Yağmur...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-961809530554168160</id><published>2010-10-28T12:25:00.001+03:00</published><updated>2010-10-28T12:27:56.657+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bit Palas'/><title type='text'>Yeniden Merhaba!  - Bit Palas / ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 182px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 201px;"&gt;&lt;img height="180" id="il_fi" src="http://www.erzincancocuk.com/site/COCUKLAR.JPG" width="200" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Merhaba!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bana çok uzun gelen, herkesi, her şeyi çok özlediğim bir aradan sonra bloguma dönmenin sevinci içindeyim. Tüm dostlarımdan zorunlu olarak verdiğim ara için özür diliyorum. Kontrast yeniden karşınızda. Elif Şafak'ın kelamı, durumu özetliyor : "&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Tüm dostlara, ruhdaş okurlara, edebiyatseverlere, hikayeperestlere, kelimebazlara, muhabbete kıymet verenlere..." Merhaba! Hepinize yeni bir merhaba...&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Yazın sonlarında hazırladığım ama sizlerle paylaşamadığım "Bit Palas" yorumlarımı yayınlıyorum. Keyifle okumanız dileğiyle.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;img height="320" id="il_fi" src="http://ankakedisi.files.wordpress.com/2010/07/elif-safak-bit-palas.jpg" width="219" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Tatildeyken en çok özlediğim şeylerin başında geliyor doyasıya gezeceğim bir kitapçı. Burada - Silifke'de- çok kapsamlı bir kitapçı bulunamıyor maalesef. Olanlarda kısıtlı, az sayıda...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Gönlündeki &lt;strong&gt;Elif Şafak sevgisi&lt;/strong&gt; son hızla büyümeye devam ederken, "tüme dört kala", yeni bir Elif Şafak okumanın tam zamanıydı. Lakin her girdiğim yerde ya hiç bulamıyor ya da sadece Aşk'ı buluyordum. Tüm umutlar tükenmişken, son ümit yelkenlisi ufuk çizgisinden &lt;strong&gt;"hoşça kal"&lt;/strong&gt; derken, tanıdık bir isim çarptı gözüme : Semerkant.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;strong&gt;"Semerkant&lt;/strong&gt; Kitabevi" yazıyordu kalın harflerle tabelada. İçeri girdiğimde sonuç aynı gözüktü gözüme. Son bir çabayla, boğulmanın pençesinden kurtulmaya çalışan bir kazazedenin beyhude imdadına nazire, görevliden yardım istedim. "Yok, ama isterseniz yarına getirtebiliriz." demesiyle ümit yelkenlisinden &lt;strong&gt;"Yelkenler fora!!!"&lt;/strong&gt; diye bir ses yükseldi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Gemi geledursun görevli ağır çekimdeymişçesine ahizeyi uzanıp, hızlandırılmış bir filmdeki gibi depoya bağlanması bir oldu: &lt;strong&gt;"Hangi kitaptı?"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Bu soruyu duyunca neden bu kadar şaşırdım anlamadım. Beynimdeki tüm çekmeceler hunharca çekilip, en dip köşedeki bilgi tortusuna kadar bakmama rağmen aklıma yalnızca Bit Palas geldi. İki kitap istiyordum istemesine ama yaramaz bir çocuk gibi Bit Palas diğerlerini ite kaka öne geçmeye çalışmıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Ağzımın kenarlarına çarpa çarpa ilerleyip son bir hamleyle dişlerimi araladı ve bezgince, şaşkınca belli belirsiz bir "Bit Palas" sesi &lt;strong&gt;havaya karıştı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Demek ki okunmalıydı. Bir bilinen vardı elbet, ki Bit Palas okunsun. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Hikayem böyle, yani hikayemiz. Bit Palas'la yollarımızın kesişmesi. Büyük umutlarla, sıladaki dostunu gurbette bulmuşçasına sarıldığım Bit Palas beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Kitap bir apartmanda,&lt;strong&gt; "Bonbon Palas"ta geçiyor&lt;/strong&gt;. Fikrimce Bit Palas'ın&amp;nbsp; hayattan bir kesit, hepimize tanıdık gelen bir pencereden bakış, içinde yaşadığımız için parçalara dikkat edip bütününü kaçırdığımız bir fotoğraf karesi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Kitabun başında kim olduğunu bilmediğimiz&amp;nbsp;biri - ki ben yazarın kendisi sanmıştım - alttan alta romanın arka planını yansıtıyor okurlara. Yalanı dikey, hakikatı yatay çizgi olarak tasvir ettikten sonra saçmalığın bir çember olduğunu söylüyor. &lt;strong&gt;"Saçmalıkların gerçekliği"&lt;/strong&gt; bu andan başlayarak kitap boyu gösteriliyor bizlere. Kitap bir ana ve de birçok içre çemberlerden oluşuyor. "Öncesi - Daha öncesi - Şimdi - Ya Sonra" gibi bölümlerden mürekkep Bit Palas, gri yuvarlak çöp tenekesi kapağını bir &lt;strong&gt;"yer-zaman-mekan"&lt;/strong&gt; çizelgesi olarak kullanıp hikayeyi başlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Kitabın tüm bölümleri farklı dairelerde bağımsız ama bir o kadar bağımlı hikayelerde gelişiyor. Önceleri eksiklik hissi uyandıran ve sonunda ne olacağını hayal bile edemeyeceğiniz &lt;strong&gt;yapbozun parçaları&lt;/strong&gt; ilerde ustaca tamamlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Kuaför Cemal&amp;amp;Celal'in 3 numaralı dairesinden başlayarak insanlık ve insanlık halleri üzerinden bizi bize anlatıyor. İlk tanıştığımız Kuaför Cemal&amp;amp;Celal ve daha sonraları tanıyacağımız Sidar ile Gaba'nın göçmen yaşamları ve küçük yaştaki yurt dışı maceraları, ülke ve aile kopuklukları; Mavi Metres ve Nadya'nın umutsuz vaka evlilikleri ve sonunda kendini buluşları her apartman dairesini birbiriyle kesişen halkalar olduğunu gösteriyor. Bu benzerliklerin yanında her ailenin birbirinden farklılıkları da var. Ateşmizacoğullarının tüm aile fertlerinin baş harflerinin "Z" olması, kapıcı dairesinde yaşayan Musa, Meryem, eski sevgilisi İsa, oğulları Muhammet'in bir ilahi bütünlük içindeki halleri Bit Palas'ın &lt;strong&gt;özenle çizilen tablosundaki&lt;/strong&gt; önemli çizgilerden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Nakış gibi işlenen hikayeler böcekler ve bitler gibi unsurları kullanarak da romanın altyapısını sağlamlaştırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Son bölüme kadar &lt;strong&gt;"yarımlık" hissi veren ,&lt;/strong&gt; Asuman Kafaoülu Büke'nün deyimiyle "çember her an bizi üzerinden atacakmışçasına" okuyoruz Bit Palas'ı. Şimdiye kadar çıkardığım sonuçlar kitabı bitirene kadar silik birer silüetti. Apartmanın "7 Numaralı" sakini "Ben", "ben" olmasına rağmen bizim bildiğimiz çoğu gerçeği de bilmiyor. &lt;strong&gt;Kendini bilmeyen bir "ben"&lt;/strong&gt; dikkat edilecek bir ayrıntı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Karakter tasvirleri yine çok başarılı. Beni en çok etkileyense "Madam Teyze" ve onu bekleyen acı son. Hatırlayınca bile içim sızlıyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Gizemli, büyüleyici tüm bu yönleriyle Bit Palas tam bir modern çağ masalı. Şaşırtan anlatımı ve mükemmel dilbilgisiyle göz kamaştırıyor. Elif Şafak'ın &lt;strong&gt;böcekbilim, anatomi bilgilerine&lt;/strong&gt; hakimliği ise her romanı için yaptığı ön çalışmaya ne kadar değer verdiğini gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Elif Şafak'ın Bit Palas'a verdiği emek çok fazla. Kitabın sonunda başlangıca dönüp çemberi tamamladıktan sonra&lt;strong&gt; ( ya da tamamlayamadıktan ?! )&lt;/strong&gt; içimizi her an her şeyin bağlantılı olduğu ve her masalın gerçekliği inancıyla ayrılıyoruz kitaptan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Bu kitap beni esir aldı diyebilirim. Çünkü anlatılan bizi, hepimiziz. &lt;strong&gt;Capcanlı bir fotoğraf karesi.&lt;/strong&gt; Her bakışta beni hüzünlendiren...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Bit Palas aynı zamanda birçok dile de çevrildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;img height="200" id="il_fi" src="http://www.elifsafak.com.tr/images/kitap/big/the_flea_palace.png" width="113" /&gt;&amp;nbsp; &lt;img height="200" id="il_fi" src="http://www.dr.com.tr/DNR_Folders/00000002848/0000000284845_5_1.jpg" width="125" /&gt;&amp;nbsp; &lt;img height="200" id="il_fi" src="http://lc-upload.s3-external-3.amazonaws.com/books/38000/38524/352x500.jpg" width="140" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;strong&gt;Bit Palas'ı herkese tavsiye ederim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Elif Şafak'a ve DK'ya teşekkürler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Edebiyatla kalın...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-961809530554168160?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/961809530554168160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=961809530554168160&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/961809530554168160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/961809530554168160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/10/yeniden-merhaba-bit-palas-elif-safak.html' title='Yeniden Merhaba!  - Bit Palas / ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-9066039929227871457</id><published>2010-09-15T16:21:00.004+03:00</published><updated>2010-09-15T16:27:48.070+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Limon Ağacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sandy Tolan'/><title type='text'>Limon Ağacı - SANDY TOLAN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCnIYRwvGI/AAAAAAAAAaU/8tPDgOdPhPU/s1600/0000000270532_3_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" qx="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCnIYRwvGI/AAAAAAAAAaU/8tPDgOdPhPU/s400/0000000270532_3_1.jpg" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;﻿Kitap, &lt;/strong&gt;uzun süredir elimdeydi. Yıl boyunca başucumda en uzun kalan kitap oldu Limon Ağacı. Hızla geçebilirdim sayfalarını ama sindire sindire okunmayı hak ediyordu &lt;strong&gt;her satırı.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Limon Ağacı, konumumuzdan dolayı fazlasıyla içli dışlı olduğumuz bir konuyu ele alıyor. Yıllardır süregelen İsrail - Filistin anlaşmazlıkları. Romandan ziyade, &lt;strong&gt;keyifli bir tarih kitabı. &lt;/strong&gt;İsrail ve Filistin'in ortak tarihini - en başından günümüze kadar - tüm ayrıntılarıyla anlatan Limon Ağacı karakterlere de sahip. İki ana karakterin - Dalia ve Beşir- etrafında gelişen olaylar tarihin paralel akışında farklı görüşleri ortaya koyarak &lt;strong&gt;"objektif vakanüvisliği" &lt;/strong&gt;sağlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Karakterler son bölümlere kadar geri plandayken, son bölümlerde iyiden iyiye arz-ı endam eyliyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Dramatik öykümüz, &lt;/strong&gt;Avrupa'da mülteci hayatı yaşayan Yahudilerin kutsal addettikleri topraklara dönüşüyle, sayısız insanın evlerinden uzakta mülteci&amp;nbsp;hayatı yaşamalarına neden olmalarıyla başlıyor. Beşir'in babası Ahmed Hairi'nin elleriyle inşa ettikleri evden sürülmeleri ve Dalia'nın da içinde bulunduğu Eşkenazi ailesinin buraya yerleşmesi daha sonra yaşanacak olaylar için kilit nokta.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCp_Qs_7_I/AAAAAAAAAac/lg3mKRA6d90/s1600/Resim3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCp_Qs_7_I/AAAAAAAAAac/lg3mKRA6d90/s320/Resim3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İki aileye de ev sahipliği yapmış, bahçesinde "Limon Ağacı" bulunan ev işte burası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Filistin ve İsrail arasındaki problemin başlangıcı ne olursa olsun, problemin devamı hoşgörüsüzlükten kaynaklanıyor. Peki bu insanlar nefret dolu mu, ki hoşgörü göstermiyor? İşte kitabın en önemli özelliği bu nokta: İki tarafın gözünden de olaylara bakabiliyoruz, böylece olaya tarafsız yaklaşabiliyoruz. Ve görünen o ki iki taraf da haklı. Ve iki taraf da haksız. &lt;strong&gt;Köprüde karşılaşmış iki keçi&lt;/strong&gt; durumu bir nevi. Düzelmesi zor, yıllar geçiyor ama düzelmiyor görüyoruz ki. Halk hoşgörü gösterse devlet soğuk bakıyır, devlet hoşgörü gösterse halk karşı çıkıyor. Yaşanan acılara bakacak olursak bu davranışlar sıradışı değil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Beşir, Dalia'nın "Sanırım sen küçükken evi terk etmiştiniz. Belki de bizim geldiğimiz yıl," dediğini hatırlıyordu. Beşir bağırmak istiyordu, &lt;em&gt;Biz evi terk etmedik! Siz bizi çıkmamız için zorladınız. &lt;/em&gt;"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Dalia yıllar sonra "Ve ben onların bir mabette yürür gibi, sessizlik içinde yürüdüklerini hissediyordum." diye hatırlayacaktı.&amp;nbsp;" Ve her bir adım onlar için o kadar çok şey ifade ediyordu ki."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;" "Eğer altınımız varsa bizimle yanar" dedi babası. Susannah bunun ne demek olduğunu biliyordu. Babası Nazi Almanyası'nda duyduğu hikayeleri ona anlatıyordu."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;" Mati ağlıyordu. ... Arkadaşına garip bir şekilde bakıyordu: "Polonya'dan bir kalıp sabun alırsan, lütfen yüzünü yıka. Büyük bir olasılıkla benden yapılmış bir sabun olacaktır. Ve böylece ben de yüzüne bir kez daha dokunabileceğim." "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her okuyuşta içimizi acıtacak satırlardan birkaçı bunlar. Düşünün ki, okuyunca hayretlere düşeceğiniz &lt;strong&gt;satırlar yaşanmış!&lt;/strong&gt; En can alıcı noktalardan biri de bu. Tamamen gerçek bir hikaye bu. Olayları bir yana bırakın, kişiler de gerçek. İnternette ufak bir araştırmayla Dalia'yı da Beşir'i de yaşlanmış halleriyle buldum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCtGM_DfdI/AAAAAAAAAak/GuEF2lukEfg/s1600/Resim6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="256" qx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCtGM_DfdI/AAAAAAAAAak/GuEF2lukEfg/s320/Resim6.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Dalia Eşkenazi ve Beşir Hairi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ Her insan okuduğu kitabın karakterlerinin gerçek olmasını ister - ya da en azından ben - Limon Ağacı'nda hayale gerek yok ve bu beni fazlasıyla cezbeden yönü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başlarda daha yavaş olan okuma hızım ilerleyen bölümlerde daha arttı. Az çok bildiğimiz, yakn tarihi okumak benim için daha rahat. Hiç bilmediğim bir tarih daha zor geldi tabii. Limon Ağacı bir anlamda da&lt;strong&gt; milat oldu &lt;/strong&gt;benim için. İsrail - Filistin hakkında aklıma bile gelmeyecek o kadar çok bilgi edindim ki. Kendimi geliştirdim bu bakımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta bulunan olaylar hakkında geniş bilgi vermiyorum çünkü kitap koskoca bir tarihi anlatıyor. Hakkında kitaplar yazılmış bir tarihi özetle anlatmak kanaatimce &lt;strong&gt;gereksiz bir çabadan ibaret.&lt;/strong&gt; Filistin ve İsrail tarihi her zaman dumanı üstünde güncelliğini koruyan bir konu ve herkesin tarafsız anlatımından dolayı Limon Ağacı'nı okuyarak bilgi edinmesini tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalia'nın şu sözleri ise bu topraklardaki barışın simgesi âdeta:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCux-HgcdI/AAAAAAAAAas/VBieQjmHm3c/s1600/DSC_3362.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" qx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCux-HgcdI/AAAAAAAAAas/VBieQjmHm3c/s320/DSC_3362.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Dalia&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;strong&gt;"Çocukluk anılarımız trajik bir biçimde kesişti. Eğer bu trajediyi ortak bir lütufa dönüştürme yolunu bulamazsak, geçmişe&amp;nbsp; takılmamız geleceği yok edecek. Sonra başka bir neslin mutlu çocukluğunu çalacağız ve kutsal olmayan bir neden için bunu kabusa çevireceğiz. Senin ve Tanrı'nın yardımıyla çocuklarımızın bu kutsal toprakların güzelliği ve cömertliği içinde rahat olmaları için dua ediyorum."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filisitn - İsrail anlaşmazlığı çözülmese de, Dalia ve Beşir'in Ramla'daki evi &lt;strong&gt;" Açık Ev"&lt;/strong&gt; adıyla Arap ve Yahudi çocuklara yuva olarak açması karanlığa bir meşale yakıyor âdeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCweTA5uQI/AAAAAAAAAa0/KaI9hydeiGw/s1600/logo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="268" qx="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCweTA5uQI/AAAAAAAAAa0/KaI9hydeiGw/s320/logo.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Açık Ev.&lt;a href="http://www.friendsofopenhouse.org/"&gt; İnternet sitesinden&lt;/a&gt; ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Site İngilizce, Arapça ve İbranice hazırlanmış.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Kitap, limon ağacının 1998'de ölmesinin ardından 2005'te yaşanan olayla barışın simgesi haline gelmesini anlatıyor son olarak. Dalia, Arap ve Yahudi çocuklarla beraber yeni bir limon fidanı dikiyor, Limon Ağacı'nın kökünün yanına :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bu anıları yok etmeden takdis etmeydi. Eski tarihten bir şeyler büyüyordu. "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandy Tolan, geçmişi unutmanın mümkün olmadığını, geçmişin yanında bir umut ışığının filizlenmesinin en iyi olacağını, Dalia'nın yaşadığı&amp;nbsp; bu olayla gözler önüne seriyor ve en doğrusunu yapıyor. Geçmişten tamamen kopmadan&lt;strong&gt; yeni ve mutlu bir güne yelken açmanın güzelliği...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandy Tolan, gerçekten çok güzel bir hikaye yakalamış. Kitabı " olduran isimlerden" Dalia ve Beşir'e de teşekkürlerini sunmayı ihmal etmiyor zaten. &lt;em&gt;Şükran. Toda roba.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl kelam, Limon Ağacı umutsuzluğun içindeki umudun öyküsü. Roman gibi bir tekniğe sahip olmaması &lt;strong&gt;tek dezavantajı. &lt;/strong&gt;Ama bu stilde yazılması tarafsızlığı koruma açısından önemli. Tüm bu nedenlerden ötürü Limon Ağacı'na zaman ayırın. Çünkü bu acı veren güzel öykü okunmayı ve bilinmeyi hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sandy Tolan'ın araştırmacı kimliğinden&lt;/strong&gt; dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğim. Pegasus Yayınları'na da koca bir alkış, son dönemde seçtiği kitaplar piyasaya damgasını vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Limon Ağacı'nı okuyun. İçinizde sevgi ve umut tohumlarının yeşerdiğini göreceksiniz. Ve uzun süre unutamayacaksınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin'e ve İsrail'e barışın hüküm sürdüğü, çocukların şen kahkahalarının her tarafı kapladığı, limon çiçeği kokusunun kucakladığı günler dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puan: Roman olmaması dezavantajına rağmen, bence umudun öyküsü 5 üzerinden 5'i hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bu büyüleyici kitap bir ülkede bitip tükenmeyen merhamet, ıstırap ve umudun resim gibi dokunmuş halidir. Bugüne kadar dünyada en acımasızca tartışılan ve en yoğun irdelenen İsrail-Filistin anlaşmazlığının insani boyutlarını çok az kitap bu kadar dürüst ve detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. Bu acı verecek kadar güzel öykü, kitap bittikten sonra bile insanın aklında kalmaya devam ediyor." &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;—ELİF ŞAFAK, Edebiyatçı-Yazar&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın... Ve de umutla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-9066039929227871457?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/9066039929227871457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=9066039929227871457&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/9066039929227871457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/9066039929227871457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/limon-agac-sandy-tolan.html' title='Limon Ağacı - SANDY TOLAN'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TJCnIYRwvGI/AAAAAAAAAaU/8tPDgOdPhPU/s72-c/0000000270532_3_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-884198340258158710</id><published>2010-09-13T17:03:00.002+03:00</published><updated>2010-09-14T11:00:22.176+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Nefes Alıyorsak, Umut Var Demektir!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TI4uCLf2O-I/AAAAAAAAAaM/4wUrKqs9U24/s1600/12dev-tile.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="257" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TI4uCLf2O-I/AAAAAAAAAaM/4wUrKqs9U24/s400/12dev-tile.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sabah mahmurluğumu üzerimden attım, kahvaltı faslı bitti, gazeteye uzandım. Her sabah kutsal bir seremoni düzenliyorum büyük bir hevesle galiba... Referandum, 12 Dev Adam gazetenin ilk sayfasını boydan boya kaplamış. Haberlerden ziyade köşe yazılarını daha çok severim. Sayfaları çeviriyorum birer birer, taa ki sevgili &lt;strong&gt;Ece Temelkuran'ın&lt;/strong&gt; köşesine gelene kadar. &lt;strong&gt;"En heyecanlı yerinde..."&lt;/strong&gt; yazıyordu Ece Temelkuran'ın gülen yüzünün üzerinde. Okudum, okudum, okudum. Ne de güzel anlatmış Ece Temelkuran. Bugün yazılan tüm yazılar aynı kıvamda. "Bu öyle değildi, günün yazısı bu olmalı" diye düşündüm içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, aynı duyguları paylaşıyorduk Ece Temelkuran'la: "Kana kana yaşayan insanların ülkesi burası.". Her şeye hevesle yaklaşan. Evvelallah, her şeyin üstesinden gelenleri ülkesi. "Biz bittik!" demeyenlerin ülkesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde ülkemiz insanına yakışır geçti. 12 Dev Adam herkesin gündeminde. Sırbistan maçı, bu ülkenin insanına yakışan maçtı. Çin'le yapılan maç bize göre değildi. Biz rakiple aramızdaki farkın çok olmasuını sevmeyen ülkeyiz. "Acaba, ne olacak!" diyenleriz biz. Kalp krizi geçirecek gibi yaşayanların ülkesi. Her anın,&amp;nbsp; Sırbistan maçındaki son saliselere benzemesini isteyen ülkeyiz. Yaşam gücümüzü adrenalinden alıyoruz galiba....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırbistan maçını ailecek izledik. Son 4.5 saniyede araya giren mola bize asırlar gibi geldi. O an bir sessizlik hakim oldu eve, şehire, ülkeye... Kalpler dua ediyordu vuruşlarıyla adeta. Ama kimse bunu söze dökmek istemiyordu.&amp;nbsp; &lt;strong&gt;Sözün bittiği yeri seven &lt;/strong&gt;ülkenin insanları galbiyetle çoştu ardından. Stata göz gezdirin bir, herkes ordaydı. Ünlüsü ünsüzü, kokoşu mazbutu, başörtülüsü başörtüsüzü, birbirinden nefret edeni de ordaydı birbirine tutkuyla bağlı olanı. Farklar kalktı o an, sevince ortak oldu herkes. Kin tutmayanların ülkesiydi burası, bazıları bunu balık hafızalıkla aşağılasada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şampiyon olamadık belki ama Türkiye spor tarihinin en başarılı takımıydı 12 Dev Adam. Az buz bir başarı değildi 2. lik, tüm takımı yürekten tebrik ediyorum. Üzüldük gene de, biz de, Hido da, Kerem Tunçeri de... Ödül törenindeki Litvanya'ya benzemiyorduk. Çünkü biz azla yetinenlerin ülkesi değildik. Hiçbir alanda düşenlerin ülkesi değildik, her alanda yükselenlerdik. Eurovision'da sıfır çekenlerin ülkesiyken, her yıl birinciliğe oynayanların ülkesiydi burası. 2. olunca sevinen, ama kalbinin köşesinde birincilik yatanların ülkesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC muhabiri sormuş Ece Temelkuran'a :“Niye bu kadar endişelisiniz bu ülke için, anlamıyorum.İşler o kadar da kötü değil”.Ece Temelkuran en doğru cevabı vermiş:&lt;strong&gt; Bu ülke fazlasını hak ediyor çünkü&lt;/strong&gt;. Kana kana yaşayanların ülkesi hep fazlasını hak ediyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben de anlattım, niye. Çünkü bizim hayallerimiz vardı. Çok büyüktüler. Bu ülkenin insanları hiçbir zaman bizim hayal ettiğimiz kadar iyi yaşayamadılar. Ondandır... Tıpkı Şemdinli’de doğduğu için kaderi orayı sevmek, çok sevmek olan çocuklar gibi biz de hep “kalp krizi geçirecek” gibi seviyoruz ülkeyi. Biz hep “kalp krizi geçirir gibi” yaşayan insanlarız çünkü.&lt;strong&gt; Bizim için maç hep 3. çeyrekte&lt;/strong&gt;, her an kaderimiz değişecek bize göre. Çünkü bu kana kana yaşayan insanlara hep daha iyi, çok daha iyi bir hayat yakışır diye..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum sonuçlandı. Uzun süredir yaşanan süreç dün akşam noktalandı. Kim ne oy verirse versin, bu ülke için en iyisini isteyerek verdi. Başkası başkasının oyunu böyle görmüyor olabilirdi ama önemli olan bu değildi. Kim nasıl davranırsa davransın, penceresinden baktığında ülkesi için en iyi olan oyu verdi. Bölünür denilenlere inat bölünmez bu ülke. &lt;strong&gt;Sevginin ülkesi&lt;/strong&gt; burası çünkü nefretin değil. 13 Eylül sabahı desteklediği seçenek kazananı da kazanmayanı da yeni bir güne uyandı. Yepyeni bir güne, taze bir sabaha. Umutsuzlukla kalkmadı hiçbiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yani Amerikalıları yenmesek de, referandumun sonucu senin istediğin gibi gelmese de... Bu ülke hep şehvetle, ülke hep iştahla, yani iyidir bu bakıma. Her şey damar damar içimizde, iyisi de kötüsü de."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir dizi başlıyormuş: &amp;nbsp;Deli Saraylı. Tam gazetemi okurken tanıtımları dönüyordu. Perran Kutman'ın sevgi dolu sesinden duydum o cümleyi :&lt;strong&gt; " Nefes alıyorsak, umut var demektir!"&lt;/strong&gt; Günün cümlesi bu olmalı diye geçirdim içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun kalbinin her köşesiyle yaşayanların ülkesiydi burası. Gurur duyuyorum ülkemden, ülkemin güzel insanlarından. Ece Temelkuran'ın dediği gibi : &lt;strong&gt;Ne güzel bir ülke! Ne güzel insanlar.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-884198340258158710?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/884198340258158710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=884198340258158710&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/884198340258158710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/884198340258158710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/nefes-alyorsak-umut-var-demektir.html' title='Nefes Alıyorsak, Umut Var Demektir!'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TI4uCLf2O-I/AAAAAAAAAaM/4wUrKqs9U24/s72-c/12dev-tile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-7264489852722999770</id><published>2010-09-10T16:46:00.002+03:00</published><updated>2010-09-30T20:59:16.788+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Halide Edip Adıvar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vurun Kahpeye'/><title type='text'>Vurun Kahpeye - HALİDE EDİP ADIVAR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIo2qsgxb6I/AAAAAAAAAZ0/UaVLA_aj_EQ/s1600/vurun%2520kahpeye.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIo2qsgxb6I/AAAAAAAAAZ0/UaVLA_aj_EQ/s400/vurun%2520kahpeye.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Esefle görüyorum ki&lt;/strong&gt; yaşıtlarımca Halide Edip sıkıcı bir yazar olarak anılıyor. Halide Edip'le sınırlı kalmıyor... Türk klasikleri diye tabir edilen hiçbir esere hevesle yanaşılmıyor zaten. Bu üzücü durum sadece benim çevremle değil, tüm gençleri kapsıyor. &lt;strong&gt;Türk klasiklerinin dil inceliğini&lt;/strong&gt; popüler yabancı kitaplarla karşılaştırmak anlamsız bir çabadan ibaret başlı başına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulların açık olduğu zamanlar sınavlar, dersler derken kafamın çok dolu olduğu zamanlar arttığından ben de bazen kendimi klasiklere veremiyorum. Bu durumda kitaba kusur bulmak anlamsız, &lt;strong&gt;"sorun bende"&lt;/strong&gt; o sıralar. Üzgünüm ki çoğu yaşıtım kendine suç bulmak yerine&lt;strong&gt; çuvaldızı&lt;/strong&gt; kitaba batırıyor, ardından soğuyor. Ömrüm boyunca klasiklerle işim olmaz diyen onca kişi tanıyorum ki... Neden durum bu, ne yapmalıyız gibi sorularsa önemle tartışılmalı, tabii bu başka bir yazının konusu... Varmak istediğim yer ise çoğu önyargının aksine Vurun Kahpeye macera romanlarını &lt;strong&gt;solda sıfır&lt;/strong&gt; bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, &lt;strong&gt;idealist öğretmen&lt;/strong&gt; Aliye'nin meslektaşlarının aksine İstanbul yerine elini taşın altına koyup Anadolu'ya gitmeyi istemesiyle başlıyor. &lt;strong&gt;İroniye bakınız, &lt;/strong&gt;günümüzde de bu durum aynı şekilde sürüyor, öğretmenlerin büyük bir kısmı şehir merkezlerinin peşinde, köy okullarını ise bir an önce uğrayıp gidilecek zorunlu bir durak olarak görüyor. Bu durumun sorumlusu öğretmenler değil tabii, hele bir de çocuklu öğretmense köy okulunda görev yapmak işkenceye dönüşüyor. Öğretmenleri &lt;strong&gt;bu hale getirenler kimler acaba?&lt;/strong&gt; Yıllar geçse de aynı hamam aynı tas...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabımıza geri dönecek olursak Aliye köye gelir gelmez kem gözleri üzerine çekiyor. Yine bir ironi, maarif müdürünün yaptıkları, günümüze hiç yabancı değil. Daha ilk anda bu durumun içinde boğuşan Aliye, evlatlarını yitiren Ömer Efendi ve Gülsüm Hala'nın sayesinde rahat bir &lt;strong&gt;nefes&lt;/strong&gt; alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından köye gelen Tosun ve Aliye ile ilk görüşte aşkları. İkisi de milleti için elinden geleni yapan vatan evlatlarının &lt;strong&gt;acıyla biten aşklarının&lt;/strong&gt; ilk heyacanları burada karşımıza çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilerine vatan sevgisi aşılayan türküler öğretip onları köyde gezdiren Aliye caminin önünden geçerken Hacı Fettah Efendi'nin din perdesinin ardındaki şeytani yüzünü ilk defa idrak eder. Hacı Fettah Efendi'nin yanı sıra Kantarcıların Hüseyin Efendi'yle &lt;strong&gt;katmerlenen kötüler &lt;/strong&gt;bir de Tosun'un Aliye sevgisiyle karşılaşınca gemi azıya alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akabinde Yunan düşmanının kötülüğünün kişileştirilmiş simgesi Damyanos, Aliye'nin kötü günlerinde hep yanında olan küçük öğrencisi Durmuş ve onun akıllara durgunluk veren sadakati karşımıza çıkan diğer önemli unsurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş tacı betimlemelerime sıra gelirse, Halide Edip öyle güzel bir anlatıcı ki gözünüzün önünde o yılları atmosferini başarıyla canlandırıyor. Karakterlerin kişililiklerini de yansıtan betimlemeler ise mükemmel. Hacı Fettah Efendi &lt;strong&gt;"En İyi Kötü Betimlemesi Oscarı"&lt;/strong&gt;nı kazanacak cinsten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halide Edip'in dine karşı kin beslediğini söyleyen kesime Mevlid ve Ferdası bölümünü tavsiye ediyorum. Halide Edip'in dine değil dini kötü emelleri için kullananlara karşı olduğunu rahatlıkla görebilirler. &lt;strong&gt;İroniler, ironiler... Bu kitap güncelliğini hiç kaybetmemiş anlaşılan.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usta yazar Selim İleri'nin yorıımda da olduğu gibi Vurun Kahpeye sonu acıklı bir roman. Gözleri dolu dolu edecek cinsten:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Reşat Nuri'nin Çalıkuşu Feride'siyle Aliye yakın akraba sayılabilirler mi? Her ikisinin de ülküsünde yurdun eğitimden yoksun bırakılmış çocuklarına bilgi sağlamak tutkusu billûrlaşır. Yalnız, Feride romantizmin inceliğiyle yaratılmışken Halide Edip, Milli Mücadele'nin acı anıları arasından Aliye'ye yıkım ve ölüm biçer."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem kitabın yıllar önce çekilen filminden bahsetti. Meraklısına filmin afişi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIo1-3IaWCI/AAAAAAAAAZs/Z3U1T8Avge0/s1600/eSoygaziTanjuGrsuTugayToksz-vi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIo1-3IaWCI/AAAAAAAAAZs/Z3U1T8Avge0/s320/eSoygaziTanjuGrsuTugayToksz-vi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Vurun Kahpeye &lt;strong&gt;"mutlaka ama mutlaka" &lt;/strong&gt;okunması gereken bir kitap. Herkese tavsiye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Edebiyatla kalın...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-7264489852722999770?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/7264489852722999770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=7264489852722999770&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7264489852722999770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/7264489852722999770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/vurun-kahpeye-halide-edip-adivar.html' title='Vurun Kahpeye - HALİDE EDİP ADIVAR'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIo2qsgxb6I/AAAAAAAAAZ0/UaVLA_aj_EQ/s72-c/vurun%2520kahpeye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4008585644403766833</id><published>2010-09-08T16:30:00.005+03:00</published><updated>2010-09-08T17:06:07.529+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>"Şeker" Bayramı !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIeRmVXhCqI/AAAAAAAAAYk/14vWMPG9wdg/s1600/kirma_akide_seker.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIeRmVXhCqI/AAAAAAAAAYk/14vWMPG9wdg/s400/kirma_akide_seker.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Şeker... &lt;/strong&gt;Ne güzel yakışıyor bayrama! "&lt;strong&gt;Bayram&lt;/strong&gt;"ın başına gelip sarıp sarmalıyor onu. Merhamet, sevgi, mutluluk, sukûnet ve dahası. Hepsini kapsıyor "şeker". Şeker alâmet-i farikasını kelamda da gösteriyor, adını tüm ihtivasıyla kuşatıp, onurlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi isim sıfat olmaya bu kadar heveslidir? "&lt;strong&gt;Şeker gibi adam&lt;/strong&gt;", "&lt;strong&gt;şeker gibi yemek&lt;/strong&gt;"... Marka bile olur yeri gelirse. Tatlı ismi de olur hem de en âlâsından: Şekerpâre. Şeker parçası... Şereflendirilmiş bir tatlıdır gözümde şekerpâre. Tüm tatlıların gayesi şeker gibi olmak, &lt;strong&gt;ağız tatlandırmak&lt;/strong&gt; değil midir? Şeker parçası olmak&amp;nbsp; bizlerdeki "sir", "ağa", "majesteleri"ne karşılık geliyor olmalı. Yalnız şekerpâre tek başına değildir tahtında : &lt;strong&gt;"Gülbeşeker"&lt;/strong&gt;siz olmaz. Nasıl bir kelimedir yarabbim! Ağızda &lt;strong&gt;akide şekeri&lt;/strong&gt; misali. Söyledikçe söyleyesi geliyor insanın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hezarpâre kelimedir şeker. Şeker genel isimde olur afillisinde.Her türlü lokum, akide, çikolata gibi ürüne şeker denir her daim. "Kızım, misafirlerimize şeker ikram ettin mi?"... "Fazla şeker yeme, karnın ağrır."...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIePwI2f-JI/AAAAAAAAAYM/x-9zJtRRckU/s1600/KD-Bayram-01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIePwI2f-JI/AAAAAAAAAYM/x-9zJtRRckU/s320/KD-Bayram-01.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şeker, Farsça'dan dilimize armağan bir sözcük. Anadoluyla kaynaşmış, yeri doldurulamaz hale gelmiş artık. Şimdi tüm yabancı (!) sözcükleri atalım, her şeye Türkçe karşılık bulalım demek ne derece doğru? Tüm bu sözcükler bizi biz yapan dilimizi oluşturuyor. Dışlayarak bir yere varamayız hiç birini. Hepsi bizden, hepsi bizim, &lt;strong&gt;hepsi birer şeker...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekerin "kelimesi" bu kadar lezzetliyken kendisini bir düşünün! Akide, bonbon, &lt;strong&gt;çikolata,&lt;/strong&gt; Mevlana, lolipop... Sütlü, çikolatalı, tereyağlı, çilekli, kahveli, naneli... Kırmızısı, pembesi, kahverengisi... Okudukça bile insanın iştahı açılıyor. Zengin bir şeker kültürümüz var vesselam. Bir &lt;strong&gt;şekerci dükkanın&lt;/strong&gt; girip büyülenmemek olanaksız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine konulan kaba bile kendi isminden bir parça yadigar bırakan şeker, parlak kağıtlarıyla da meşhurdur. Sanki az sonra karşılaşacağımız sarayın kırmızı halısıdır şeker paketleri. &lt;strong&gt;Parlak&lt;/strong&gt; yapılır ki, nazar okşasın, haşmetli olsun .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIePmjdvCZI/AAAAAAAAAYE/6JdQ_teCSM4/s1600/buyuk_akide_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIePmjdvCZI/AAAAAAAAAYE/6JdQ_teCSM4/s320/buyuk_akide_1.jpg" width="274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kapıyı çalar bayram boyunca çocuklar. Şeker toplamaya çıkarlar cümbür cemaat. "&lt;strong&gt;Mahalleliğini koruyan mahallelerde&lt;/strong&gt;" bir kuraldır adeta çocuklar arasında. Şeker vermek adettendir, çocukları sevindirmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramın törensel havası sanki şekere düzenlenmiştir. Kolonya dökülür ya, ferahlatmak içindir konuğu. Şekerden önce hazırlıktır. Şekerin güzelliği karşısında bayılmaması için belki, bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker, her şeye rağmen umudunu kaybetmeyen yurdumun bir dayanağıdır. Alıp götürseniz belki, hayat tökezler. Çocukların gülümsemediği bir yerde umuttan söz edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker gibi kokular burnunuzdan, şeker kağıtlarının hışırdama sesi kulağınızdan, şeker paketinin gıcır gıcırlığı elinizden, şeker gibi kelam dilinizden, en önemlisi de şeker tadı ağzınızdan eksik olmayan bir bayram diliyorum hepinize, hepimize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şeker bayramınız kutlu olsun !&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4008585644403766833?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4008585644403766833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4008585644403766833&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4008585644403766833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4008585644403766833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/seker-bayram.html' title='&quot;Şeker&quot; Bayramı !'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIeRmVXhCqI/AAAAAAAAAYk/14vWMPG9wdg/s72-c/kirma_akide_seker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-1336015753865698364</id><published>2010-09-06T14:43:00.000+03:00</published><updated>2010-09-06T14:43:22.745+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyah Süt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><title type='text'>Siyah Süt - ELİF ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITFF3c1PeI/AAAAAAAAAWs/yNRKislBvOI/s1600/siyah_sut.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITFF3c1PeI/AAAAAAAAAWs/yNRKislBvOI/s400/siyah_sut.png" width="228" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman. Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;-Selim İleri&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi yazar kitabının okunurken unutulmasını ister? Olsa olsa Elif Şafak gibi &lt;strong&gt;"çılgın" yazarlar.&lt;/strong&gt; Cesaret ve bilgi ister çılgınlık. Çılgınlık yapmak insanı bir adım öne çıkarır. Bahsettiğim &lt;strong&gt;"cahil cesareti"&lt;/strong&gt; denilen türden değil tabii. "Son tahlilde" bilgisizlerin çılgınlığı, uçuruma atılan bir adıma benzer fikrimce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğim kitap Siyah Süt. "Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı, suya yazı yazar gibi..."&amp;nbsp;düsturuyla başlayan ve bir dönem - pek de eskilere gitmenize gerek yok,&amp;nbsp;iki-üç yıl önce&amp;nbsp;- listeleri alt üst eden kitap. Elif Şafak külliyatını devirme maceramın &lt;strong&gt;altıncı &lt;/strong&gt;kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün merakla başladım kitaba. -Çok değil- bir-iki saat önce de bitirdim.&lt;strong&gt; Pamuk şekerini&lt;/strong&gt; az önce büyük bir hevesle yalayıp yutmuş bir çocuk gibi kalakaldım. Elimde her baktığımda bir yandan bittiği için üzüldüğüm, bir yandan enfes tadını hatırlayıp güldüğüm bir tahta çubuk var sanki. &lt;strong&gt;Öyle alışmışım ki...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Kat üstüne kat inşa eder gibi biriktirerek okumak yerine, daracık bir depoya yeni bir şey koyabilmek için daha evvel orada olan eşyaları boşaltır gibi okunmalı her sayfa..."&lt;/strong&gt; demişti taa en başta Elif Şafak. Öyle okudum okumasına ama depoya koyacak malzeme kalmayınca ne olacka peki? Anlayacağınız ufak bir depresyon vakası geçirdim. Benimki "postnatal depresyon" kadar kelli felli olmasa da , elimizdekiyle idare edeceğiz ne yapalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Postnatal?&lt;/strong&gt; O da ne ki?" dediğinizi duyar gibiyim. Bilmeyenler için ufak bir not: Postnatal depresyon (diğer adıyla postpartum depresyon) hamilelerde doğumdan sonra ortaya çıkan, her 17 kadından birinde görülen bir durum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne alakası var? Tıp fakültesinde miyiz? Doktorlar dizisi yeniden başlayacakmış, ona mı hazırlanıyoruz?" dediğinizi duyar gibiyim. ( Bu aralar da çok "duyar gibiyim", hayırlısı olsun... ) Kitabımız, Elif Şafak'ın kızı Şehrazat Zelda'ya hamileliği sürecini, ve sonrasındaki postnatal depresyonunu anlatıyor. &lt;strong&gt;Otobiyografik&lt;/strong&gt; roman kategorisinde Siyah Süt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah Süt adına gelince... Kısaca özetlemek gerekirse eski inanışa göre loğusaya cinler musallat olurmuş. Loğusaları korumak için&amp;nbsp;önlemler alırmış kadınlar. Loğusanın &lt;strong&gt;çıngıraklı, çörekotu torbalı, nazar boncuklu&lt;/strong&gt; yatağına cinler dadandı mı çan çalırmış evvela.&lt;strong&gt; Kırmızı alarm!&lt;/strong&gt; İpin bir ucuna cinler, bir ucuna yaşlı kadınlar asılırmış.&lt;strong&gt; Çek babam çek! &lt;/strong&gt;Kırk gün sürermi bu mücadele , tastamam kırk gün. Ya kadın kırkını çıkaramazsa? O zaman sütü çürürmüş kadının. Kararırmış sütü. Sütüyle beraber yüreği de çürürmüş, evlerden uzak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Okuma yöntemi"&lt;/strong&gt; adlı ilk bölümde bunları öğreniyoruz. Elif Şafak'ın bu ve benzeri kadınlık hallerinin yazılıp çizilmemesi hakkında görüşleri var ardından. Siyah Süt başlığı gözüküyor ufukta, tüm okurları kucaklamaya hazır ve nazır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak Elif Şafak'ı &lt;strong&gt;depresyon günlerinde&lt;/strong&gt; görüyoruz. Müthiş bir anlatım var. Sonra Elif Şafak "o kadının" kendisi olduğunu itiraf ediyor. Ardından da şöyle sesleniyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bu kitap belki "niye" değil ama "nasıl" o hale geldiğimin hikayesidir. Bir de kuyulardan, tünellerden çıkış yollarının..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 2003 yılı, Ada vapuru, öğle vaktindeyiz. Ardından da farklı mekanlar, farklı vakitlerde. Siyah Süt kitap boyu &lt;strong&gt;kah orada kah burada&lt;/strong&gt; gezdiriyor. Yazarın ruhu gibi kitabın ruhu da &lt;strong&gt;göçebe &lt;/strong&gt;anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk sadece oraya buraya değil. İçine, iç dünyasına da yolculuğa çıkıyoruz Elif Şafak'ın. Ve tam bu arada kitap boyu ufak ufak tanışıyoruz &lt;strong&gt;ufak tefek kahramanlarla...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITNWhmSOAI/AAAAAAAAAW0/LH1_e4mhw4Y/s1600/icimd.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITNWhmSOAI/AAAAAAAAAW0/LH1_e4mhw4Y/s400/icimd.jpg" width="380" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak'ın içindeki sesler korosu: &lt;strong&gt;Hırs Nefs Hanım, Pratik Akıl Hanım, Sinik Entel Hanım, Anaç Sütlaç Hanım, Saten Şehvet Hanım&lt;/strong&gt; başlıca üyelerinden bu koronun. Askında hepimizde böyle korolar var. Farklı hallerimizi yansıtan bizi bazen &lt;strong&gt;"iki arada bir derede"&lt;/strong&gt; bırakan iç seslerimiz. Kiminin vicdanının sesi, kiminin içindeki sesler korosu, kiminin omuzundaki iki melek. Velhasıl kelam, kaynaşmak kolay oluyor. Bu keyifli karakterlerin maceraları da hem masalımsı hem de bir o kadar gerçek. Elif Şafak bizi &lt;strong&gt;masal gerçek&lt;/strong&gt; içinde, gerçek masal içinde, ortaya karışık bir dünyada anlatıyor olanları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bölüm Elif Şafak'ın içindeysek bir bölüm dışındayız. Kah ada vapuru kah Adalet Ağaoğlu'nun evinde çay sohbeti ya da Elif Şafak'ın &lt;strong&gt;kadınlık - yazarlık ilişkisini&lt;/strong&gt; sorguladığı, &lt;strong&gt;anne-yazarları&lt;/strong&gt; araştırdığı, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman düşündürücü hikayelerinde buluyoruz kendimizi. Bu keyifli yazılardan hayali bir karakter olan Fuzuli'nin bacısından,&lt;strong&gt; Virginia Woolf'a&lt;/strong&gt;, Lev Tolstoy'un karısı Sofya'dan, &lt;strong&gt;Zelda Fitzgerald'a&lt;/strong&gt; ( Şehrazat Zelda'nın adının kaynağı), hatta &lt;strong&gt;Halide Edip Adıvar'a&lt;/strong&gt; kadar geniş bir yelpazede birçok kişiyle karşılaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm adlarıi, ufak şiirler, alıntılar keyifle okuduğum ayrıntılar. Elif Şafak'ın metinden bağımsız maddeler yazma sevdası &lt;strong&gt;"Evde Kalmış Kız Manifestosu"&lt;/strong&gt;yla çıkıyor karşımıza bu defa. Bu sefer dağınık değil, tek bir bölümde ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Betimlemelere bayılan ben, &lt;strong&gt;Boston sonbahar betimlemesini&lt;/strong&gt; okuyunca, bir kez daha Elif Şafak'a hayran kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabımızın ilginçlikleri saydıklarımla sınırlı değil. Kitabın sonunda "&lt;strong&gt;Poton kimdir&lt;/strong&gt;? Onu nasıl tanırız? , Postpartum testi, tedavi yöntemleri ..." gibi değişik bölümler yer alıyor. Tedavi yöntemlerini okuyunca, ilaç prospektüslerini yazarların yazması halinde olacakları düşünmedim değil :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah Süt aynı zamanda usta karikatürist &lt;strong&gt;Latif Demirci'nin karikatürlerini&lt;/strong&gt; içeriyor. Bilhassa içimden sesler korosunun çizimleri oldukça hoş. Başlangıçta Latif Demirci'ye teşekkürlerini sunup, ardından Lewis Carrool'un Alice'inden: &lt;strong&gt;"İçinde resimler ya da konuşmalar olmayan bir kitabın kime ne faydası var?"&lt;/strong&gt;&amp;nbsp; sözleriyle karikatürleri kitaba tam anlamıyla adapte ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapak tasarımı süt dolu biberon resminin içindeki Elif Şafak karikatürü ve siyah arka plandan oluşuyor. &lt;strong&gt;Çarpıcı ve albenili&lt;/strong&gt; bir kapak. İçini yansıtmaya başarıyor. Meraklısına, bu da eski kapağı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITSlAVuR3I/AAAAAAAAAW8/uBio28dFZJ8/s1600/siyah_sut_old1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITSlAVuR3I/AAAAAAAAAW8/uBio28dFZJ8/s320/siyah_sut_old1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu keyifli ve hayatın içinden kitabı okumanızı &lt;strong&gt;"çok ama çok"&lt;/strong&gt; tavsiye ediyorum. Bilhassa Elif Şafak severlerin başucu kitabı olacak kıvamda. Her zamanki gibi Elif Şafak, karikatürleri için Latif Demirci'ye ve&amp;nbsp;DK'ya teşekkürlerimi sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puan: 5 üzerinden 5.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Edebiyatla kalın...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-1336015753865698364?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/1336015753865698364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=1336015753865698364&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/1336015753865698364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/1336015753865698364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/siyah-sut-elif-safak.html' title='Siyah Süt - ELİF ŞAFAK'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TITFF3c1PeI/AAAAAAAAAWs/yNRKislBvOI/s72-c/siyah_sut.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8094926694718124592</id><published>2010-09-05T11:18:00.001+03:00</published><updated>2010-09-05T11:18:50.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer'/><title type='text'>Mutlu Bir Haber!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TINSMSgJHDI/AAAAAAAAAWM/sbT_7AqnV24/s1600/logo.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TINSMSgJHDI/AAAAAAAAAWM/sbT_7AqnV24/s320/logo.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Herkese Merhabalar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrast sizlerin desteğiyle, yorumlarınızla, dostluğunuzla ilerlemeye devam ediyor. Böyle mutlu bir ilerleyişe de mutlu bir haber yakışır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık &lt;a href="http://kitapkolik.net/"&gt;Kitapkolik.net&lt;/a&gt;&amp;nbsp;'te de kitap eleştirilerim yayınlanmaya başladı. İlk yazımı &lt;a href="http://www.kitapkolik.net/yasadiklarim-ve-duslediklerim-gulten-dayioglu"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayarak okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ilk günden beri destek veren herkese teşekkürlerimi sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrast tüm hızıyla devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatla kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8094926694718124592?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8094926694718124592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8094926694718124592&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8094926694718124592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8094926694718124592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/mutlu-bir-haber.html' title='Mutlu Bir Haber!'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TINSMSgJHDI/AAAAAAAAAWM/sbT_7AqnV24/s72-c/logo.png' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-8801188013197955878</id><published>2010-09-03T14:35:00.003+03:00</published><updated>2010-09-04T17:57:42.472+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyah Süt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemelerim'/><title type='text'>Süt, Nezle, Siyah Süt ve Düşünceler...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIDdONSImKI/AAAAAAAAAV8/-N5MTnShjGw/s1600/contrast_01_by_kramer.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIDdONSImKI/AAAAAAAAAV8/-N5MTnShjGw/s400/contrast_01_by_kramer.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İki gündür bir "kırıklık" var üstümde. Kırıklık... Bu kelimeyi oldum olası sevmişimdir. Sanki kırıklık "Hastayım!" demekten katbekat iyidir. Moral bozmaz bir kere, ki önemlidir moral. Velhasıl "placebo" etkisi sağlar, kendini iyi hissettirir.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yanımda onlarca kullanılmış mendilin oluşturduğu yığınların ortasında sol elimde Elif Şafak'tan Siyah Süt, sağ elimde her derde deva, binbir pâre şifa sıcacık sütüm. Daha önce kadim dostum &lt;a href="http://kontrast9.blogspot.com/2010/07/kitap-ve-cay.html"&gt;çay&lt;/a&gt;la çok kitap okumuşluğumla var ama süt efendiyle ilk randevumumuz.İronidir ki Siyah Süt'e kısmet oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt, çay gibi çığırtkan değil. Munis bir yavrucak. Anne şefkatini anımsatır bana. Kucaklayıcıdır çünkü içini ısıtır, çabucak iyileştirir. İyi hissettirir... Boğazımdan ılık ılık akarken sıcacık sütüm, "annelik" geliyor aklıma. Siyah Süt'ten satırlar uçuşuyor aklımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIDeQ4cCzUI/AAAAAAAAAWE/StiZLWMdWsk/s1600/isk_anc-11_b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIDeQ4cCzUI/AAAAAAAAAWE/StiZLWMdWsk/s320/isk_anc-11_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Slyvia Path, Ay-Kadın Sofya geliyor aklıma. Kendini ellerinde geldiği ölçüde anneliğe adamış kadınlar. Biri yazar, diğeri ise yazar eşi. Elif Şafak iç muhakeme yaparken aklına geliyor bütün bunlar. Zor zanaat annelik, Slyvia Path'in hazin öyküsü ve Ay-Kadın Sofya'nın fedakarlığı sadece. Dünyanın dört bir &amp;nbsp;köşesinden farklı kökenden anneler var. Farklı mizaçtan, farklı dinden ... Hepsi ortak bir paydada birleşiyor: Annelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt bitti bu sırada. Çay gibi dahasını istemiyorum, ayrılığa hüzünle bakıyor sadece. Kendi içinde yaşıyor mutsuzluğunu. Kopuyorsa içinde kopuyor fırtınalar. Kimseyi huzursuz etmemeye çalışıyor ....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem giriyor içeri. Dizine yatıyorum. Annemin kokusu... Nerede olursam olayım beni güvende hissetiren koku. Biten sütün hüznüne ortak olup, teselliyi annemin kokusunda buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceler yine uçup gidiyor. Bir hay huy almış başını. Benim içimde de bir "içimden sesler korosu" var galiba.Ya da kırk tilki mi desek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mendil yığınlara bakarak, bir an önce iyileşmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Ağustos'un başlarında kaleme aldığım bir yazı, yayınlamak bugüne nasip oldu. Keyifli okumalar!"&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-8801188013197955878?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/8801188013197955878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=8801188013197955878&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8801188013197955878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/8801188013197955878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/sut-nezle-siyah-sut-ve-dusunceler.html' title='Süt, Nezle, Siyah Süt ve Düşünceler...'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TIDdONSImKI/AAAAAAAAAV8/-N5MTnShjGw/s72-c/contrast_01_by_kramer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4219022070803326293</id><published>2010-09-01T14:35:00.005+03:00</published><updated>2010-09-01T20:25:07.444+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yorumlarım'/><title type='text'>Kitap Kazanma Aşkı :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TH4_6ftzfAI/AAAAAAAAAV0/0h5t9YzM0sI/s1600/book-smell-poll_thumb.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511913268126645250" src="http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TH4_6ftzfAI/AAAAAAAAAV0/0h5t9YzM0sI/s400/book-smell-poll_thumb.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 300px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda bir kitap kazanma aşkına tutuldum. Nerede bir yarışma var, tıkla! Hepsinin sonuçlarını dört gözel bekliyorum beklemesine ama çoğunda kazanamadığımı görünce üzülüyorum :( O "kazananlar" listesi var ya... Hepsine sinirle bakıyorum :) Kıskançlık her an her yerde!&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Altın Kitaplar, Agatha Christie Özel Etkinliği'ne davetiye kazandıran yarışmasına...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Can Yayınları kitap ödüllü yarışmasına...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;CNBC-e Dergi'si Yaz Özel Sayısı'ndaki Agatha Christie çizgi romanı ödüllü yarışmasına...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ve son olarak da Kitapkolik.net'in kitap ödüllü yarışmasına katıldım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.altinkitaplar.com.tr/"&gt;www.altinkitaplar.com.tr/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.canyayinlari.com/"&gt;www.canyayinlari.com/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kitapkolik.net/kitapkolik-net-kitap-odullu-yarisma"&gt;www.kitapkolik.net/kitapkolik-net-kitap-odullu-yarisma&lt;/a&gt; ,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;adreslerinden siz de katılabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"En güzel hediye kitap!" derler ya, bence çok doğru!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dostlarından hediye kitap almak daha güzel ama yarışmadan almanın da ondan aşağı kalır tarafı yok! Kazanırsam ilk size haber vereceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Not: Bu arada yazılarımı takip eden blogcu arkadaşlara duyrulur, sizlerden de ufacık da olsa hediyeler bekliyorum :) Minicik bir hediye bile beni havalara uçurmaya yeter. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Edebiyatla kalın!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-4219022070803326293?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/4219022070803326293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=4219022070803326293&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4219022070803326293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/4219022070803326293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/09/kitap-kazanma-ask.html' title='Kitap Kazanma Aşkı :)'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/TH4_6ftzfAI/AAAAAAAAAV0/0h5t9YzM0sI/s72-c/book-smell-poll_thumb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-3501660829977561902</id><published>2010-08-30T16:43:00.007+03:00</published><updated>2010-09-03T17:12:36.655+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hüseyin Rahmi Gürpınar'/><title type='text'>Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç / Melek Sanmıştım Şeytanı - HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THvQSPLV_OI/AAAAAAAAAVc/sB1rceCE1Q8/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511227580748266722" src="http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THvQSPLV_OI/AAAAAAAAAVc/sB1rceCE1Q8/s400/images.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 271px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 186px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; "Halamın yıldızı !"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır oturup şöyle güzelim bir &lt;strong&gt;Türk klasiği&lt;/strong&gt; okumamıştım. Hazır tatildeyiz kafamızda binbir türlümeşgale cirit atmazken, sindire sindire bir klasik okumak &lt;strong&gt;boynumuz borcu&lt;/strong&gt; sonuçta. Ben de kış sezonunda aldığım ama "&lt;strong&gt;dolu kafa sendromu&lt;/strong&gt;"ndan okuyamadığım Kuyruklı Yıldız Altında Bir İzdivaç'a başlayayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç / Melek Sanmıştım Şeytanı" adıyla Everest Yayınları'ndan çıkan kitapta: &lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Melek Sanmıştım Şeytanı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şehirde Bir Şekavet&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Allah Gönlüne Göre Versin&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Misafir &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dağların Şenliği&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ahlak Humması&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Asansör&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;isimli hikayeleri içeriyor.&lt;br /&gt;Uzun zamandır hikaye de okumadığımda &lt;strong&gt;Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&lt;/strong&gt; bende kadim bir dostla karşılaşmış hissi uyandırdı. Günümüzde roman vitrinlerde ne kadar çok boy gösterse de, &lt;strong&gt;kısa ve öz&lt;/strong&gt; öykü yazıcılığının daha zor ve usta işi olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;Kitap sekiz öyküden oluşuyor, yalnız ilk iki öykü daha kapsamlı bir içeriğe sahp.&lt;br /&gt;Her öyküden kısa kısa bahsedeceğim :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç: Dünyaya çarpması beklenen Halley kuyruklu yıldız bu felakete yol açmaz ama içinden deniz geçen şehirde epey bir çalkantıya neden olur. Kahramanımız devrin anti-feministleriden İrfan Galip'in kadınlara kin dolu yaklaşımı nedeniyle onları Halley hakkında korkutmak için verdiği konferanslar İstanbul kadın ahalisinin ayrıntılı tahlilini sunarken, her ne kadar kadın düşmanı tavır sergilese de mektupla konuştuğu bir kadına tutulan İrfan Galip'in mektuplarında İstanbul aydın ahalisini seyrediyoruz. Mizahi bir anlatıma sahip olan kitap bilimsel bilgiler de barındırıyor ve yazarın önsöz-sonsözüyle yayına sunulmuş. Özellikle mahalledeki kadın diyologları çok başarılı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Melek Sanmıştım Şeytanı: İç güveysi Hüsnü'nün "evlilik denen tekdüzelik"ten sıkılıp evin hizmetçisiyle yaptığı kaçamak ve bunun sonucunda yaşadığı olaylar çerçevesinde bir öykü. Aldatma unsurunu kadın ve erkek yönleriyle inceleyen H.R. Gürpınar adeta ustalığını sergilemiş.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Allah Gönlüne Göre Versin: Zengin-fakir uçurumunu gösteren hikaye bize kıssadan hisse sunuyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şehirde Bir Şekavet: I.Dünya Savaşı yıllarında devlet denetiminin ortadan kalkmaasıyla sıradan halkın yaşadığı acılardan yalnızca birini anlatan bir hikaye.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Misafir: Günümüzde de aynen yaşanan misafir - evsahibi ilişkisini "ağlanacak halimize gülüyoruz" tarzıyla anlatıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dağların Şenliği: Yazarın hayvan sevgisinden yola çıkıp, insanın hayvani yönlerini anlatıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ahlak Humması: Aşk-ı Memnu, Sözde Kızlar ve daha nice romanda olan olayların nedenini aldatan ve aldatılan bir kadının tespitleriyle gözler önüne seriyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Asansör: Efendi - hizmetçi sistemini eleştiren, bir hizmetçinin gözünden yaşadığı zorlukları anlatan, zenginin her daim zengin, fakirin her daim fakir olduğunu gösteren bir hikaye. İsmini aldığı asansör olayı ise okunmalı, buruk bir gülümsemeyle...&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Elimden geldiğince sizi hikayeler hakkında bir fikir sahibi yapmaya çalıştım. Eğer sizinde dikkatinizi çektiyse her hikaye toplumsal bir sorunukonu ediniyor. Bir başka ayrıntıysa H.R. Gürpınar'ın her hikayenin arka planınına ince ince işlediği &lt;strong&gt;kadın-erkek eşitliği&lt;/strong&gt;. H.R. Gürpınar kitaplarındanki ilk deneyimimin sonucu şu: H.R. Gürpınar halkın içinden bir yazar. Bizi bize bizle bizce anlatıyor. ( Öyle bakmayın bu tumturaklı ifadeyi fazlasıyla hak ediyor... )&lt;br /&gt;Everest Yayınları kitabı gençler için sadeeleştirerel basmış. &lt;strong&gt;Sadeleştirmenin doğruluğu&lt;/strong&gt; tartışılır. Kitaba ilginin artması açısından iyi bir hamle olabilir ama sanatsal dile sıra gelince, uygulamanın artıları kadar eksileri de ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivaç sadeleştirlmesine rağmen güçlü bir anlatım özelliğine sahip. Şaheserinden dolayı Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı sonsuz &lt;strong&gt;saygı ve takdirle&lt;/strong&gt; anıyoruz.&lt;br /&gt;Kapak tasarımı &lt;strong&gt;hoş ve sade&lt;/strong&gt;. Zaten&lt;strong&gt; kendini kanıtlamış&lt;/strong&gt; kitap statüsüne girdiğinden kapak tasarımının o kadar da önemli olduğunu zannetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THvU8ZB3qEI/AAAAAAAAAVk/TiR3B2SbXAA/s1600/790px-Halley%27s_Comet,_1910.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511232702993901634" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THvU8ZB3qEI/AAAAAAAAAVk/TiR3B2SbXAA/s320/790px-Halley%27s_Comet,_1910.jpg" style="cursor: hand; height: 242px; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Halley Kuyrukluyıldızı'nın 1910 yılında çekilmiş bir fotoğrafını vermeden geçemeyeceğim. O olmasaydı bu hikaye olmayabilirdi, teşekkürler Halley :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usta Türk Edebiyatı yazarlarımıza puan vermiyorum, onlar puanların katbekat fazlasına layık.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Edebiyatla kalın.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Kubilay&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1279928037985962770-3501660829977561902?l=kontrast9.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kontrast9.blogspot.com/feeds/3501660829977561902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1279928037985962770&amp;postID=3501660829977561902&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/3501660829977561902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1279928037985962770/posts/default/3501660829977561902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kontrast9.blogspot.com/2010/08/kuyruklu-yldz-altnda-bir-izdivac-melek.html' title='Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç / Melek Sanmıştım Şeytanı - HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR'/><author><name>Kontrast</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17174253077523923187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THvQSPLV_OI/AAAAAAAAAVc/sB1rceCE1Q8/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1279928037985962770.post-4878312681592767428</id><published>2010-08-28T11:59:00.006+03:00</published><updated>2010-09-01T20:25:24.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yorumlarım'/><title type='text'>Elif Şafak'ı Tanımak : "Kurgunun Politikası" Konuşması</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="326" width="446"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;param name="bgColor" value="#ffffff"&gt;&lt;param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/ElifShafak_2010G-medium.flv&amp;amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/ElifShafak-2010G.embed_thumbnail.jpg&amp;amp;vw=432&amp;amp;vh=240&amp;amp;ap=0&amp;amp;ti=917&amp;amp;introDuration=15330&amp;amp;adDuration=4000&amp;amp;postAdDuration=830&amp;amp;adKeys=talk=elif_shafak_the_politics_of_fiction;year=2010;theme=the_creative_spark;theme=a_taste_of_tedglobal_2010;theme=master_storytellers;event=TEDGlobal+2010;&amp;amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;"&gt;&lt;embed src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" pluginspace="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" bgcolor="#ffffff" width="446" height="326" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" flashvars="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/ElifShafak_2010G-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/ElifShafak-2010G.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=917&amp;introDuration=15330&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=830&amp;adKeys=talk=elif_shafak_the_politics_of_fiction;year=2010;theme=the_creative_spark;theme=a_taste_of_tedglobal_2010;theme=master_storytellers;event=TEDGlobal+2010;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Takip ettiğim blogların son gönderilerine göz gezdirirken &lt;a href="http://ayseninkitapkulubu.blogspot.com/"&gt;Ayşe'nin Kitap Kulubü&lt;/a&gt; 'nde en sevdiğim yazar Elif Şafak'ın TED : Ideas Worth Spreading ( Yayılmaya değer fikirler ) adlı platformdaki "Kurgunun politikası" konuşmasına rastgeldim. Hemen annemi çağırdım - annem de benim gibi Elif Şafak'ı severek takip edenlerden -ve birlikte konuşmayı baştan sona izledik. (Dipnot: Videonun subtitle özelliği harika, Türkçe altyazı sayesinde rahatça izledik. ) Ve tek kelimeyle hayran kaldık. Akıcı İngilizcesiyle bizi büyüleyen Elif Şafak, seyirciler üzerinde büyük bir hakimiyete sahip. Usta hikayeci Elif Şafak usta hitabetçi sıfatını da layığıyla hak ediyor. 20 dakikalık konuşma boyunca tüm seyirciler pür dikkat izlemiş, biz de öyle tabii. "Bir yazarı yaptığı konuşmadan tanıyabilir misiniz?" sorusuna koca bir evet diyebilirsiniz bu konuşmayı izledikten sonra. Tam anlamıyla kendini ifade etmiş Elif Şafak. Düşündüklerini ve dünya bakışını o kadar güzel anlatmış ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THjgRMfXTyI/AAAAAAAAAU8/HP_zsuCMrwI/s1600/resim_20100807182813_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510400730102976290" src="http://2.bp.blogspot.com/_NTUExBQOc9c/THjgRMfXTyI/AAAAAAAAAU8/HP_zsuCMrwI/s400/resim_20100807182813_1.jpg" style="cursor: hand; height: 266px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Konuşmaya kendi hayatından kesitler sunarak başlayan Elif Şafak, anneannesinin mistik kişiliğinden bahsediyor gülümseyerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Aslında, iki ayrı çeşit kadınlığı gözlemleyerek büyüdüm. Bir tarafta annem vardı, iyi eğitimli, laik, modern, batılılaşmış bir Türk kadını. Diğer tarafta ise yine beni büyüten ve daha ruhani, daha az eğitimli ve kesinlikle daha az akılcı olan anneannem vardı. Bu kadın geleceği görmek için kahve telvelerini okuyan ve nazarı defetmek için kurşunu gizemli şekiller alacak şekilde eriten biriydi.&lt;br /&gt;Anneannemin çok ziyaretçisi olurdu; yüzlerinde ağır sivilceleri veya ellerinde siğilleri olan kişiler. Her defasında anneannem Arapça bazı kelimeler mırıldanır daha sonra da kırmızı bir elmaya yok etmek istediği siğil sayısı kadar gül dikeni saplardı. Sonra da tek tek bu dikenleri siyah bir mürekkeple çember içine alırdı. Bir hafta sonra hasta kontrol için geri gelirdi. Şimdi, bilim insanlarının ve akademisyenlerin olduğu bir seyirci topluluğu önünde böyle şeyler söylememem gerektiğinin farkındayım, ama gerçek şu ki, ciltlerindeki rahatsızlıklardan dolayı anneannemi ziyaret eden bu kişilerden bir tanesinin bile mutsuz ya da iyileşmeden gittiğini görmedim. Anneanneme bunu nasıl yaptığını, duaların gücüyle mi alakalı olduğunu sordum. Cevap olarak bana "Evet, dua etmek etkilidir. Ama çemberlerin gücüne de dikkat etmelisin" dedi.&lt;br /&gt;Bu ondan öğrendiğim nice kıymetli dersten bir tanesidir. Eğer hayatınızda bir şeyi yok etmek istiyorsanız, bir sivilceyi, bir lekeyi veya bir insan ruhunu, bütün yapmanız gereken onu kalın duvarlarla çevrelemek. İçeride kuruyup kalacaktır."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak'ın hayal gücünün ve mistik yanının anneanesinden miras kaldığını tahmin etmek zor değil :) Anneannesinin anlattıklarından müthiş bir ders de çıkarıyor. Kıvrak zekasını kullanarak...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Anneannem gibi kadınların Türkiye'de yaptıkları bir başka şey de aynaları kadifelerle örtmek veya ters çevirerek duvara asmaktır. Bu eski bir doğu geleneğidir. Bir insanın kendi yansımasına uzun süre bakmasının sağlıksız olduğu bilgisinden beslenen bir gelenektir. İronik olan, benzer fikirleri paylaşan cemaatlerde yaşama eğilimi günümüzün globalleşen dünyasındaki en büyük tehlikelerden biridir. Ve bu heryerde yaşanan birşey, liberallerde de, muhafazakarlarda da, agnostiklerde de inançlılarda da, zenginlerde de fakirlerde de, doğu'da da batı'da da... Benzerliklerden/ayrılıklardan hareketle kümelenme ve daha sonra da diğer insan kümeleri hakkında önyargılar üretme eğilimindeyiz. Benim fikrime göre, bu kültürel getto'ları aşmanın yollarından biri hikayet anlatma sanatıdır. Hikayeler sınırları yıkamaz ama mantık duvarlarımızda küçük delikler açabilir. Bu deliklerden bakarak Öteki'ni görebilir, hatta zaman zaman gördüğümüzü sevebiliriz. "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Farklılıkların ve kontrastların bizi ve ruhumuz beslediği, zenginleştirdiği gerçeği Elif Şafak'ın temel prensiplerinden. Öykülerle farklı dünyalara kapılar geçmek ve önyargılarımızı yıkmak gerçekten de günümüz dünyasının vazgeçilmez ihtiyacı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Evde sürekli hikayeler anlatıyordum, bu iyi bir şey, ama bunları hayali arkadaşlarıma anlatıyordum, bu pek iyi değildi. İçine kapanık bir çocuktum; renkli boya kalemleriyle iletişime geçecek ve çarptığım objelerden özür dileyecek boyutta. Annem de gün gün yaşadıklarımı ve duygularımı yazmamın bana iyi gelebileceğini düşünmüştü. Ama annemim bilmediği bir şey vardı: hayatımı son derece sıkıcı buluyordum ve yapmak istediğim en son şey kendim hakkında yazmaktı. Bundan ziyade, kendim yerine başka insanlar ve yaşadıklarım yerine hiç olmamış şeyleri yazmaya başladım. İşte kurgu yazmaya karşı tutkum bu şekilde başlamış oldu. Yani en başından beri, kurgu benim için otobiyografik bir dışavurumdan ziyade öte dünyalara, başka olasılıklara yapılan aşkın bir yolculuktu. "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak hakkında bilmediğim bir leyi öğrenmek ne güzel! Çarptığı objelerden özür dileyen minik Elif'in ileride hoşgörülü ve kimseyi incetmeyen yazar Elif Şafak olacağı belliymiş. "Adam olcak çocuk..." derler ya :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendi hayatı monoton gelir genelde. Elif Şafak da bunu yaşamış ve başkalarının öykülerini yazmaya karar vermiş. Kurgu yazmaya böyle başlamış. Bu konuda aynı fikirdeyim, başkalarının hayatlarını yazmak daha eğlenceli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bazı çocuklar bana seyretmemiş olduğum "Geceyarısı Ekspresi" filmi hakkında sorular soruyorlardı. Günde kaç sigara içtiğimi sorguluyorlardı, çünkü bütün Türklerin sigara tiryakisi olduğunu sanıyorlardı. Kaç yaşından sonra başımı kapayacağımı merak ediyorlardı. Bunların ülkem ile ilgili en temel üç klişe olduğunu da bu şekilde öğrenmiş oldum; politika, sigara ve başörtüsü." &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye hakkında önyargıları hüzünle anlatan Elif Şafak, yurtdışında yaşayan Türk çocuklarının üzerindeki baskıyı gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"1999'da deprem İstanbul'u vurduğunda oradaydım. Sabahın üçünde koşarak binadan çıktığımda, sokakta gördüğüm bir şey hızımı kesti. Mahallenin bakkalı oradaydı -- huysuz ve alkol satmayan yaşlı bir adam vardı marjinal tiplerle konuşmazdı. Uzun siyah bir peruk takmış ve rimelleri akmış bir transseksüelin yanında oturuyordu. Adamın sigara paketini açıp titreyen elleriyle bir tane de ona uzatmasını seyrettim. Ve depremin olduğu gece ile ilgili aklımda kalan temel görüntü budur -- muhafazakar bir bakkal ile ağlayan bir travestinin kaldırımda yan yana sigara içişleri. Ölüm ve yıkım ile yüzleştiğimizde dünyevi farklılıklarımız buharlaşır, ve bir kaç saat için bile olsa hepimiz Bir oluruz. Ama ben her zaman hikayelerin de benzer bir etkisi olduğuna inanmışımdır. Kurgunun bir deprem kadar gücü olduğunu söylemiyorum. Ama iyi bir roman okuduğumuzda, kendi küçük apartman dairelerimizi arkamızda bırakıp daha önce hiç bir araya gelmemiş olduğumuz, hatta belki de ön yargılı olduğumuz kişileri tanımak için tek başımıza geceye dalarız."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Depremlerde, afetlerde, kısacası zor anlarda insanların birleştiği gerçeğini çarpıcı bir örnekle anlatıyor Elif Şafak ve depremlere gerek olmadan da farklılıklara hoşgörülü bakış açısını kitaplarla yakalayabileceğimizi söylüyor. Kitapların büyülü gücü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bundan kısa süre sonra, önce Boston sonra da Michigan'a bir kadın kolejine gittim. Bu yolculukları coğrafi bir değişimden ziyade dilsel bir değişim olarak yaşadım. İngilizce roman yazmaya başladım. Göçmen, mülteci veya sürgün değilim. Öyleyse bunu neden yaptığımı soruyorlar. Ama diller arasında seyahat etmek bana kendini yeniden yaratma şansı veriyor. Türkçe yazmayı çok seviyorum, bana göre çok şiirsel ve duygusal bir dil. Ve İngilizce yazmayı da seviyorum; benim için matematiksel ve zihinsel. Yani her bir dil ile farklı bağlarım olduğunu hissediyorum."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanın bu bölümünde sıklıkla karşılaştığı bir soru olan "Neden ingilizce yazıyorsunuz?" sorusuna bir kez daha cevap veriyor. Gerçekten de öyle her dil insanı farklı diyarlara sürükleyen birer kapı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"2005 yılında kurgusal karakterlerimin konuşmaları yüzünden mahkemelik olduğumda bunu ilk elden deneyimlemiş oldum. Bir Ermeni ve bir Türk ailesinin hikayesini kadınların gözlerinden anlatan, yapıcı, katmanlı bir roman yazmak istedim. Ama hakkımda dava açılınca benim mikro hikayem bir makro meseleye dönüştü. Ermeni-Türk çatışmasını yazdığım için kimileri beni yerdi, kimileri övdü. Oysa her iki kesime de bunun sadece bir kurgudan ibaret olduğunu anımsatma gereği hissettiğim zamanlar oldu. Sadece bir hikayeydi. Ve "sadece bir hikayeydi" derken işimi küçümsüyor da değilim. Ben edebiyatı kendisi için sevmek istiyorum, bir araç gibi görmek değil.&lt;br /&gt;Yazarların politik görüşleri olabilir, hatta iyi politik romanlar da yazılabilir ama edebiyatın dili ile siyasetin dili aynı şey değildir. Chekhov, "Bir problemin çözümlemesi ile aynı problemi doğru bir şekilde sorabilmek tamamen iki farklı meseledir." demiştir. "Ve sadece ikincisi sanatçının yapabileceği bir şeydir." Kimlik politikaları bizleri böler, hikayeler ise birleştiriyor. Birisi kallavi genellemelerle ilgileniyor. Diğeri ise nüanslarla. Biri sınırlar çiziyor. Diğeri ise hudut tanımıyor. Kimlik politikaları katı tuğlalardan örülüyor. Edebiyat ise akan bir su gibi. Osmanlılar döneminde "meddah" adı verilen seyyar hikaye anlatıcları vardı. Kahvehanelere gider, izleyicilerin önünde hikayeler anlatırlar, çoğu zaman doğaçlama yaparlardı. Hikayedeki her yeni karakterle birlikte, meddah sesini değiştirir, o karakteri canlandırırdı. Herkese açıktı, herkes seyredebilirdi -- sıradan insanlar, hatta Sultan bile, müslümanlar ve Gayrimüslimler. Hikayeler sınırların ötesine geçer. Tıpkı Orta Doğu'da, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Asya'da çok yaygın ve popüler olan "Nasreddin Hoca" hikayeleri gibi. Bugün de dün olduğu gibi, hikayeler sınırları aşmaya devam ediyorlar. Filistinli ve İsrailli politikacıları konuştuğunda genellikle birbirlerini dinlemiyorlar. Ama Filistinli bir okur Yahudi bir yazarın kitabını hala okuyor ve Yahudi bir okur da Filistinli yazarınkini, empati kurarak. Edebiyatın bizi daha da öteye taşıması lazım. Eğer bunu başaramazsa zaten iyi bir edebi eser değildir. "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Baba ve Piç" kitabı önyargılı insanlar tarafından yanlış anlaşılmıştı. Bence konuşmanın bu bölümü onlar için en iyi cevap. Fazla söze gerek yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Kitaplar beni bir zamanlar olduğum o içine dönük çocukluktan kurtardılar. Ama onları putlaştırma tehlikesinin de farkındayım. Şair ve mistik Rumi ruhsal eşi Şems-i Tebrizi ile karşılaştığında, Şems’in ilk yaptığı şeylerden birisi Rumi'nin kitaplarını suya atmak ve harflerin yok oluşunu izlemek olmuştu. Sufiler şöyle der, "Sizi kendinizden öteye götürmeyen bilgi cehaletten beterdir." Bugünün kültürel gettolarının sorunu bilgi eksikliği değil. Birbirimiz hakkında çok şey biliyoruz ya da bildiğimizi sanıyoruz. Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak. Çok sevdiğim bir metafor var; Bir pergel gibi çizerek yaşamak. Bilirsiniz, pergelin bir bacağı sabittir ve yere kök salmıştır; ama bu arada diğer bacağı sürekli hareket ederek büyük bir çember çizer. Ben kendi edebiyatımı da buna benzetiyorum. Bir ayağım istanbul'da güçlü Türk kökenimle duruyor. Ama diğer bacağım dünyayı geziyor, farklı kültürler arasında köprüler kuruyor. Bu açıdan, kurgularımın hem bölgesel hem de evrensel, hem buradan hem de heryerden olduğunu düşünmeyi seviyorum. "&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak mistik ruhunu yansıtmasının ardından, köklerinden kopmadan dünyaya açıldığını vurguluyor. Pergel örneği tam anlamıyla olayı yansıtıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Aranızda İstanbul'u bilenler büyük ihtimalle Topkapı Sarayı'nı da görmüşlerdir, 400 yıldan uzun bir süre boyunca Osmanlı Sultanları orada ikamet etmişlerdi. Sarayda, en gözde cariyerlerin bulunduğu bölmelerin hemen dışında binaların arasında "Cinlerin Meşveret Yeri" denilen bir yer vardır. Bu kavram benim çok ilgimi çekiyor. Birşeylerin arasında kalan bölgelere bizler genellikle pek güvenmeyiz. Onları belirsizlik simgesi olarak alma ve dumansız ateşten yapılmış Cin denilen doğa üstü yaratıklara ait bölgeler olarak görme eğilimindeyiz. Ama bence biz yazar ve sanatçıların en çok da böyle aradalıklara, belirsiz bir bölgeye ihtiyacı var. Kurgu yazdığımda ben bu belirsizliği ve değişkenliği sevgiyle kucaklıyorum. 10 sayfa sonra neler olacağını bilememekten zevk alıyorum. Karakterlerim beni şaşırttıklarında mutlu oluyorum. Bir romanımda Müslüman bir kadının hikayesini yazabilirim. Ve bu belki de çok mutlu bir hikaye olur. Bir sonraki kitabımda ise Norveçten yakışıklı ve gay bir profesörü yazıyor olabilirim. Kalpten geldiği sürece, her şey veya herhangi bir şey hakkında yazabiliriz."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her kitabında bizi sürprizlerle karşılayan Elif Şafak, belirsizliklerden hoşlandığını bahsediyor. Bir yere takılıp kalmıyor zaten, herkesi anlatıyor şişmanı da zayıfı da, Müslümanı da Gayrimüslimi de, mutluyu da mutsuzu da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanın son bölümü ise herşeyi özetliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Sonuçta, hikayeler dönen semazenler gibiler, çember ötesi çemberler çizerler. Kimlik politikalarını aşarak tüm insanlığı birleştirirler. Ve bu da iyi haber. Eski bir Sufi şiiri ile bitirmek istiyorum. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Gelin tanış olalım; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&
